Bu sabah Defne Joy Foster'in ölüm haberinin ardından yapılan söylentileri duyup okuduğumda, gencecik bir insanın hayatını kaybetmesine üzüldüğüm kadar insanların acımasızlığına üzüldüm. Bir durun değil mi? Bari ölüm halinde bu denli acele etmeyin. Kızın öldüğü daha yeni duyurulmuş. Dedikodu kazanları derhal kaynamaya başlamış. Kimin evinde ölmüş? Evli, çocuklu kadın neden kendi evinde değilmiş? İçkili miymiş? Ne zalimce tavır! Murathan Mungan bir yazısında memleketimizde ya da dünyadaki müzik, sinema, futbol, edebiyat dünyasındaki şöhret sahibi insalara duyulan hayranlıktan bahsediyordu. Sonra üzeri yıldıztozuyla kaplı şöhret sahibi insanlara duyduğumuz hayranlık kadar, onlara şefkat ve merhamet duyuyor muyuz diye soruyordu? Ne demek istiyordu ki yazar? Hayranlık duyduğumuz şöhretlere neden merhamet ve şefkat hissedelim? En renkli ve görkemli hayatları onlar yaşamıyorlar mıydı? Defne Joy Foster'in ölümünden sonra yapılan acımasızca söylentilere üzülünce, Murathan Mungan'ın ne kadar haklı olduğunu anladım. Şöhret sahibi insanların sadece tökezlenip düştüklerinde, savunmasız kaldıklarında, itelendiklerinde, haksızlığa uğradıklarında ve öldüklerinde değil herdaim merhamete ve şefkate gerçekten ihtiyaçları var.
