kızgın ova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kızgın ova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Kafekitap... Oh Ne rahat! Kahve İç Kitap Oku Keyfine Bak!


Elbette  kitapçıları dolaşıp, kitaplara  dokunarak, kapaklarını seyrederek, sayfalarını karıştırak, burnu sayfalarına daldırıp koklayarak kitap satın almanın dayanılmaz cazibesi vardır. En azından benim için öyledir. Ayrıca kitapçıya gittim diye illa satın almam gerektiğini düşünmem. Kimi zaman kitaplar arasında sadece gezinip, kitapları ve kitap seven insanları seyretmeyi de çok severim. Kitapçılarda kendimi aynen mabetteymişim, müzedeymişim gibi huzurlu hissederim. Kitap okuma konusunda fazlasıyla iştahlı, obur, merakları muhtelif hatta hercai ruhlu birisi olduğumu itiraf etmeliyim. Daldan dala atlarım.  Çiçekten çiçeğe konarım. Kitapla ilgili algılarım hep açıktır. Hiç duymadığım yazarların yazdıkları kitapların lezzetini tatmak için bir deneme kitabından şiir kitabına, fantastik bir kitaptan klasik Rus edebiyatına, kısa öykülerden ağır aşk romanlarına geçebilirim. Nedense popüler kitaplar pek ilgimi cezbetmiyor. Ben eski, demlenmiş kitapları okumayı daha çok seviyorum. Zaten tuhaf huylu biriyim. Sevdiğim yazarların yeni yazdıkları kitapları canım ne kadar çekerse çeksin, asla hemen okuyamıyorum. Ama illa satın alıyorum. Yeni kitabın bir süre masamın üzerinde durması, benimle aynı havayı soluması, arada ele alıp dokunmam, sayfalarını dalgalandırmam  gerekiyor. Sanırım ne zaman okuyacağıma, ben değil kitap karar veriyor. Yıllar önce satın alıp halen okumadığım kitaplarım olduğunu söylemeliyim. Demek ki o kitaplar henüz beni kendileri için yeterli bulmuyorlar. Onlar da belki benim demlenmemi, olgunlaşmamı bekliyorlar.  Kulağımın işittiği, gözümün değdiği ama  illa yüreğimin "oku"  dediği kitapların izini sürerim.  Küçük bir yerde yaşadığım için kitap bulmakta çoğu zaman zorlanıyorum. O zaman o sahaf benim bu sahaf senin dolaşıyorum. Kimilerini bulamıyorum. Yorgun düşüyorum. Bulamayacağım diye ümitsizliğe kapılıyorum. Listelerimi bırakıyorum. Okumak için iyice dellendiğim kitaplar için "Bulun bana nooluur!" diye yalvarıyorum. Hiç kolay olmuyor. 


Şimdi hayatıma Kafekitap girdi. Kafekitap sanal bir kitapçıydı ve sloganlarından biri "Kitap ajanı yakalar. Hiç bir kitap kaybolmaz." idi. Ben de gizliceee Kafekitap'tan içeriye sızdım.  Nedir Kafekitap diye okumaya başladım. Aslında her şey günün birinde Kitap'ın eski dostu Kahve'ye yazdığı bir mektupla başlamış. Uzun zamadır bir araya gelememişler. Kahvenin zevkli zamanlarıyla kitabın keyifli anları birbirlerini çok özlemişler. Kahve kokusuyla kitap kokusunun karıştığı Kafekitap'ın çatısı altında bir araya gelmişler. Ne hoş! Hem kahve hem kitap... Tam benlik!  Anında üye oldum. Önce raflarındaki kitaplardan sipariş verdim. Hoop, bugün elime geldi. Peki ya bulmakta zorlandığım, kaybolduklarından korktuğum kitapları bulabilecekler miydi? Mesela Marcel Beyer'in Yarasalar'ı... Juan Rulfo'nun Kızgın Ova'sı...  Ne bileyim? Michel Butor'un Roman Üzerine Denemeler'i...




Hemen Kafekitap'ın kitap ajanına "Bu kitapları arıyorum. Bulabilir misiniz?" diye sordum. İnanamıyorum. Anında buldu. İlk siparişlerim bugün geldi.  Kitap ajanı'nın bulduğu kitaplar ise kargoda... Bugün yarın masamda... Bayıldım ben Kafekitap'a... Kafekitap... Oh ne rahat!.. Kahve iç kitap oku keyfine bak!... Şu ölümlü dünyada Kafekitap'ın dediği gibi "Zaten insan hayatının anlamı da keyif ve zevkle yaşamaktan başka nedir ki?"