Bu sabah evde yalnızdım. Çok erkendi. Uykum yoktu. Kalktım. Kitaplara bakarken Carl Sagan'ın Kozmos adlı kitabıyla göz göze geldim.Kitabı elime aldım. Koltuğa uzandım. Aslında kitabı daha önce okuduğum için sadece sayfaları arasında dolanacaktım. Kitabı rastgele araladım. Dokuzuncu bölüm. Konu başlığı- Yıldızların Yaşam Süreleri... Başlığın altında alıntı cümleler var. Mark Twain'in Huckleberry Finn'inden "Üstümüzde gök vardı, her yanına yayılmış yıldızlarla. Sırtüstü uzanıp onları seyre dalar ve bunlar yapma mı, yoksa kendiliklerinden mi olma diye fikir yürütürdük." vardı misal. Ya da Vincent van Gogh'tan "Korkunç bir ihtiyaç duyuyorum... O sözcüğü açıklasam mı?... Din sözcüğünü. İşte o zaman geceleyin yıldızları boyamaya gidiyorum." Hoşuma gitti. Bu bölümü okumaya karar verdim.
Sayfayı çevirdim. İlk cümle şöyle başlıyordu: "Elmalı bir kek yapmak için nelere gereksinme duyarsınız? Bir miktar una, bir kaç elmaya, az şuna, az buna ve fırının ısısına..." Tam bu cümleyi okumayı bitirdiğimde midemin zilleri başlamadı mı çalmaya? Of! Canım fena halde elmalı turta istedi. Hani elmalı turta yaparsın da evin içi mis gibi tarçın kokusuyla dolar ya... Hey! Bil bakalım ne yaptım? Fırladım yerimden. Geçtim mutfağa. Dedim ki "Selam, acaba elmalı turta malzemesi var mı dolapta?" Mutfak cevap vermedi tabii. Olsun sanki canlıymış gibi ben gene mutfakla muhabbete devam ettim. Yıllardır elmalı turta yaparım. Her seferinde tarife bakarım. Neden biliyor musun? Bildiğim bir yemeği yaparken sanki bilmiyormuşum da ilk kez deniyormuşum gibi heyecanlanmaktan tuhaf bir haz duyarım.
Ben şair sözü dinlerim. Üstelik Turgut Uyar'ı çok severim. Ne der Turgut Uyar: "Halbuki acemilik. Efendimiz acemilik. Bir taş alacaksınız, yontmaya başlayacaksınız. Şekillenmeye yüz tutmuşken atacaksınız elinizden. Bir başka taş, bir başka daha.. Sonunda bir yığın yarım yamalak biçimler bırakacaksınız. Belki başkaları sever tamamlar." Bak şimdi beni ilgilendiren asıl şu cümleler... Turgut Uyar diyor ki: "Ama her taşa sarılırken gücünüz, aşkınız, korkunuz yenidir, tazedir. Başaramamak endişesinin zevkiyle çalışacaksınız." İşte her seferinde yeni deniyormuşum gibi tüm gücümle, aşkımla ve korkumla yani ya başamazsam endişesinin zevkiyle yemekleri yapıyorum. Elmalı turtayı da öyle.. Allahım acaba becerebilecek miyim? endişesiyle önce baktım malzemelere... Hey, hepsi var evde. Üç elmayı soyup rendeledim. Bir su bardağı şekerle on dakika pişirdim. İçine tarçın ve fındık içi ekledim. Ayrı bir kapta iki buçuk bardak un, bir paket margarin, iki yumurta sarısı, bir su bardağı şeker ve kabartma tozunu karıştırdım. Önce korktum. Hamur olmuyordu bir türlü. Elimle yoğurdukça tam kıvamına geldi. Küçük bir parça ayırdım hamurdan. Hemen tart kabımı yağladım ve kalan hamuru kenarlarını yükselterek kaba yaydım. İçine tarçınlı elmayı tart kabındaki hamurun üzerine döşedim. Ayırdığım diğer hamuru bir tahta üzerinde merdane ile açtım. İnce şeritler keserek elmaların üzerine çaprazlama yapıştırdım. Önceden ısıtılmış 180 derece fırına attım tart kabını. Hey yirmi dakika içinde pişmedi mi? Ev nasıl güzel tarçın koktu anlatamam sana. Denesen keşke. Acemice denesen hem de... Ne var fena şey değil ki acemi olmak. Hani Turgut Uyar diyor ya : "Belki de asıl ustalık budur; her zaman acemi olmayı bilmek.
Bir parça kestim elmalı turtadan. Bir tabağa koydum. Kitabı yeniden elime aldım. Okumaya başladım. "Elmalı kekin içindekiler moleküllerden oluşmuştur, şeker ya da su gibi diyelim. Moleküller de atomlardan meydana gelmiştir, karbon, oksijen, hidrojen vb. gibi." Bir parça elmalı keki çatalımın ucuna aldım. Okumaya devam ettim. "Bu atomlar nereden geliyor? Hidrojen dışında tümü yıldızlardan imal ediliyorlar." Çatalın ucundaki elmalı turta parçasına baktım. Bu yıldızlardan mı imal edildi yani? diye aklımdan geçirdim. "Bir yıldız, hidrojen atomlarının daha ağır atomlara dönüştürüldüğü kozmik bir mutfaktır." Bir parça elmalı turtayı ağzıma attım. Hımmm! İnan bana kendimi gökyüzünde kayan bir yıldız sandım.


