mohawklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mohawklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2012 Cumartesi

Bu Atasözümüz "Öfkeyle Kalkan Zararla Oturur" Şeklinde Miydi Yoksa?

 

Hafta sonu bir bahar temizliğine girişmişim ki sorma... Kışlıkları yıkadım, kuruttum, naftalinledim, kaldırdım. Yazlıkları çıkardım, ütüledim, çekmecelerine yarleştirdim, askılarına astım. Üzerine cumartesi pazarından satın aldığım sebzelerle zeytinyağlı yemekler hazırladım. Allahım... Nasıl yorulmuşum anlatamam. Hafta içi ofiste, hafta sonu evde çalış babam çalış. Kuzum köle miyim ben neyim, diye düşüne düşüne yorgun düşmüş, koltukta kıvrılıp uyumuşum. Hayırdır inşallah demelisin. Çünkü acayip bir rüya gördüm. Bak şimdi... Bir balodaymışım tamam mı? Üzerimde upuzun, şık mı şık, karpuz kollu bir elbise... Efendime söyleyeyim, belime kadar saçlarımı at kuyruğu yapıp toplamışım tepemde... U yakalı elbisemin açık boynuna taktığım siyah kurdelenin ucuna tokalar geçirmişim. O gece benimle dans etmek isteyen beylerin isimlerini elimdeki listeye tek tek işlemişim. Hem listede kimlerin isimleri var biliyor musun? Söyleyeceğim... Du biii... Kafamı listeden kalırıyorum. Veee... Nanananooom... Biriyle göz göze geliyorum!!! Hey! Bil bakalım kim? İnanılacak gibi değil!... Zagor!.. Şimdi böyle şaşarak yazıyorum ama...  Zagor var diye rüyamda hiiiiç şaşmıyorum valla. Sanki Zagor'u ben davet etmişim baloya... Bende bi hava... Bi havaaaa... Sormaa... Elimdeki listeyi Zagor'a gösteriyorum. 

- Bu benim dans karnem... Bakın, buradaki bütün beyler adlarını yazdırdılar. Listede yalnız sizin isminiz eksik, diyorum. 

Zagor tüm yüreğiyle gülümsüyor. Muzur bir ifadeyle:

- Yani benimle dans mı etmek istiyorsunuz, bayan? diyor.  Yanaklarım kızarıyor. Kemiklerime kadar işlemiş mahcubiyetimden Zagor'un yüzüne utanarak bakıyorum. Başımı emme basma tulumba gibi evet dercesine aşağı yukarı sallıyorum.  Zagor hiç düşünmüyor, anında teklifime -Tamam, diyor. 


Nasıl seviniyorum anlatamam. Hemen elimdeki listeyi usulca cebime sokuşturuyorum.

- Hangi dansı tercih edersiniz? Vals mi? Polka mı? Mazurka mı? diye merakla soruyorum. Vay canına sayın seyirciler! Sana bir şey söyleyeyim mi, gerçek hayatta var ya üç ayaktan başka dans bilmem. Rüyalar ne acayip oluyor böyle! Baksana rüyamda  Zagor'a neler söylüyorum neler... Zagor gözlerimin içine bakıyor...

- Ne yazık ki saydıklarınızı pek beceremiyorum, diyor. Karamba karambita! Benimle dans etmekten vazgeçecek diye çok korkuyorum.

- Tamam. Siz bilirsiniz. Hangi dansı yapmak istersiniz, diye telaşla soruyorum.


Elini çenesine götürüyor. En hakikisinden düşünen adam profili çiziyor. Ve peşinden aynen şöyle cevap veriyor:

- Hele bir düşüneyim. Mohawkların işkence dansı... Senecaların yağmur dansı... Cayugalarla Abenakilerin savaş danslarını bilirim, diyor. Öyle bir şaşırıyorum ki resmen tepemde ünlem işaretli şaşkınlık efektleri geziniyor. 



Çok öfkeleniyorummm  çoook! Nasıl öfkelenmem, Zagor resmen benimle kafa buluyor. İşaret parmağımı sinirli sinirli sallıyorum.

- Zagor, bir hanımla nasıl alay edersiniz, diye soruyorum.  

 - Şeyyy, bağışlayın bayan, filan falan diye lakırtılar ediyor etmesine ama... Binlerce kafatası aşkına! Öfkeden resmen gözlerimi kan bürüyor. Hayırrr... Kalabalık balo ortamında olmasaaakk var ya... Çoktan dans değil düello teklif edecektim Zagor'a... Tabancamı çekip vuracaktım... Dan... Dan... Dan...  Aynen çizgi romanlardaki gibi mesela... Nerdee? Yooo... Yapamazdım. Ben Albay Hudson'un kızıymışım da, eğer böyle bir şey yaparsam rezalet çıkarmış, babam rezil rüsva olurmuş Darkwood cemaatine güyaaa... Rüya bu ya... Kafam allak bullak oluyor tabii. Doğrusu  Zagor'un bu alaycı tavrı karşısında dumura uğruyorum uğramasına ama anlattığım sebepten dolayı ortalığı velveleye vermek istemiyorum. Zagor'u olduğu yerde bırakıyorum. Hemen cebimdeki listeyi çıkarıyorum.  Eteklerimin ucunu tutarak reverans yapıp, ilk sıradaki ismin sahibini dansa davet ediyorum.
 

İnanamıyorum! Ben var ya... Ben ve Elvis Presley...  Olacak şey değil! Ben ne yaptım biliyor musun? Gitar Jim'in gitarıyla çaldığı Mohawklar Kalender Olur şarkısı eşliğinde Elvis Presley'le çılgınca rock'n roll yapmaya başladım. Gerçek hayatta müzikten bile anlamazken, rüyamda hangi ara rock'n roll oynamayı öğrenmiştim anlayamadım. Bu akrobatik hareketleri nasıl yapabiliyordum? Nasıl sallan yuvarlan vaziyetinde dans ediyordum? Elvis Presley ne yapıyorsa, aynı hareketleri ben nasıl cadı gibi tekrarlıyordum?!! Öfkem hiiçç geçmemişti. Hiiiçç! Gözümün ucuyla  Zagor'a bakarak dans etmeye devam ediyordum.




Gitar Jim, Hellingen'in Entarisi Ala Benziyor adlı şarkıya başlayınca, Elvis Presley'den özür diledim, elimdeki dans listemin ikinci sırasındaki beyin karşısına geçtim. Bil bakalım kimdi? Heeyy! Anthony Quinn!.. Yıllardır heves eder, bir türlü beceremezdim. Kaç kez ayna karşısında kendi kendime bu dansı denediğimi söylesem gülersin diye söylemeyeceğim. İyi ama... Pekiii... Ben Aleksi Zorba rolündeki Anthony Quinn ile rüyamda sirtaki oynamaya nasıl cesaret edebildim? Üstelik hiç utanmadım... Hiiççç!  Gözlerinin içine bakıp "Bana bu dansı öğretir misin patron?" dedim. Hemen tuttuğu gibi ellerimden... Önce yavaş yavaş... Sonraa müziğin ritminde hızlanaraktan bir sirkati yaptım ki... Tüm balo halkı dondu kaldı... Off! Nasıl anlatsam sana...  Müzik bittiğinde yer gök inliyordu alkış ve ıslık seslerinden...



Bilirsin, abartma sanatında ustayımdır. Gitar Jim Frida'nın Nikahı adlı parçayı çalmaya başlayınca, hazır tüm dansları yapmayı beceriyorken ben... Anthony Quin'i filan unuttum. Elimdeki listeyi fırlattığım gibi, sahnede tek başıma dansa devam etmeye koyuldum. Kendimi fena halde aşmıştım. Tabanlarım su toplayına kadar hoplaya zıplaya oynadım. Oynadım. Sonunda dayanamadım. Kendimi yerlere attım. Bu kez dizlerimin üzerinde çılgınlar gibi dans etmeye başladım. Bu nasıl Zagor'a öfkelenmektir? Bu nasıl öfkelenince gözü dünyayı görmemektir? Böyleyim işte. Dellenince, ben ben olmuyorum.  Kıt olan aklım iyice alıp başını gidiyor. Zıvanadan çıkıyorum. Kan ter içinde kalmıştım. Ayrıca sanırım dansımın sonuna doğru salondaki oksijen tamamen tükenmişti. Nasıl anlatsam... Bir an nefesim kesildi gibi geldi. Eğer bu vaziyette biraz daha kalırsam sanki son nefesimi verecektim.  Bir an bu rüyadan kaçıp başka bir rüyaya atlamayı şiddetle arzu ettim.  Fani ömrüm bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti gitti. İnan, o anda şahadet getirmeye niyet ettim. Takdiri ilahi bu ya,  benim sonum da böyle olacaktı belki. Allah saklasın, öfkeden gözüm dönmüş vaziyette yerlerde dans ederken son nefesimi verecektim sözgelimi.  Of ya!.. Can havliyle, Mohawkların işkence dansı dedikleri bu çeşit bir dans olmalı, diye aklımdan geçiriyordum kiii... O anda  Zagor'la göz göze geldim. Şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Vaziyetimin gerçek olduğuna inanmıyor, hayal gördüğünü sanıyordu. Dudaklarımı japon balıkları gibi açıp açıp kapattım.  Taaam Zagor'a bir şeyler demeye çabaladığım andaaaa... Uyandım. Sabah oluyordu. Güneş dağların arkasından usul usul doğuyordu. İyi ama ben hiç uyumamışım gibi neden gene  kendimi yorgun hissediyordum? İnan bana, kolumu dahi kıpırdatamıyordum. Bir gören olsa, sabaha kadar dans ettim sanabilirdi. Daha neler!.. Bu yaşadıklarım rüya değil miydi? 

Hoppalaaa! Sorarım sana... Bu nasıl rüya? Hani bi atasözümüz var ya... Nasıl derler? Hah... Rüyada  öfke duyan yorgun uyanıyormuş valla!






4 Kasım 2011 Cuma

Ben Var Ya, Zagor Dövüş Tekniklerini Sular Seller Gibi Bilirim.

 
 
 

Zagor'un Kalede Yangın adlı macerasına ait olan bu kareleri okumak ve seyretmek çok  keyiflidir. Zagor'u nasıl da  severim. Bir kere acayip eğlenceli biridir. Tamam. Doğru.  Zagor Darkwood ormanında yaşıyor. Dans etmeyi nereden bilecek öyle değil mi? Bu öyküde  gördüğün gibi güzel bir kadın tarafından dansa davet ediliyor. Bakar mısın nasıl mizahi bir taktikle durumu kurtarmayı beceriyor. Albay Hudson'un güzel kızını yaptığı esprilerle nasıl  şaşırtıyor ve ikna ediyor. Bu Zagor'un bir dans hikayesi...  Sence de siyah beyaz film gibi değil mi? Bir şey söyleyebilir miyim? Ben var ya Zagor dövüş tekniklerini sular seller misali bildiğim gibi Zagor'un söylediği dans çeşitlerini de çok iyi bilirim. İnan mübalağa etmiyorum. Tamamen doğru. Hele Mohawklar'ın işkence dansında var ya üzerime yoktur. Hele Gitar Jim'in  gitarıyla çaldığı  Mohawklar Kalender Olur koçaklamasıyla  nasıl yaparım bu dansı görmeni isterim. Arkasından Fridanın Nikahı adlı şarkı ile Senecanların Yağmur Dansını yapabilirim mesela... En son Hellingen'in Entarisi Ala Benziyor'la  senle halay çekmeliyiz illa. Of! En son.. Yorulduk ya... Otururuz... Kahveler elimizde... Gitar Jim'e sesleniriz... "Çal Gitaaarrr!" deriz. "Çal! Bize Darkwood'u Özledim adlı sılov şarkıyı çal!" deriz mesela... Hey! Şahane olur valla! Of! Kendim hayal ettim. Kendim havaya girdim gene! Kaçıyorum bennn... Eyvahhhh!


13.02.2011

14 Mart 2011 Pazartesi

Kahve Molası - Zagor'un Ağzından Bal Damlıyor...


İşe biraz ara verip, kahvemi erkenden içmeye karar verdim. Bak ne diyeceğim. Bazen çizgi roman okuyan bir kız arkadaşım olmasını çok arzu ediyorum. Neden biliyor musun? Dün yolculuğum sırasında  Zagor okuyordum. Arka arkaya nasıl heyecanlı maceralardı anlatamam. Sadece yaşadığımız dünyada mı depremler oluyor sanıyorsun. Yoo... Çizgi romanlarda da depremler var. Mesela okuduğum bu Zagor macerasında Darkwood Orman'ı   depremle sarsılıyor. Bataklıktaki  kulübenin epey  uzağında yerde derince bir yarık oluşuyor. Ortada tuhaf bir durum var belli ama önce ne olduğunu anlamıyoruz. Çünkü  bu depremden  sonra insanlar aniden yok olmaya başlıyorlar. Zor durumda kalan Mohawklar'ın reisi Tonka, can arkadaşı Zagor'dan yardım istiyor. Ve Mağara İnsanları, Üç Başlı Canavar, Umutsuz Girişim adlı arka arkaya üç çizgi romanda öyle heyecanlı, öyle tuhaf  olaylar gerçekleşiyor ki  her birini nefesimi tutarak okuduğumu  rahatlıkla itiraf edebilirim. Sonradan bu esrarengiz durumun nedeni  ortaya çıkıyor tabii. Meğer depremde yer yarılınca, yer altında yaşayan bir kavim dünyaya çıkma yolu bulmuş. Sadece insanlar mı peki? Yoo... Muaazzam hayvanlar... Canavarlar filan yeryüzüne çıkıyorlar.  Of, anlatmakla olmaz. Mutlaka okuman lazım.  Zagor ve Çiko maceradan maceraya koşuyorlar. Nasıl heyecanlı durumlar anlatamam. İnan bana nefesimi tutarak okudum. Hatta  abartıyorsun demezsen, bir şey daha  söyleyeceğim. Zagor'un Çiko'yla beraber yer altı mağaralarında sular içinde yaşadıkları olaylar var tamam mı?  Görmen lazım.... Of,  hele o karelere geldiğimde var ya, hep bir kaç hafta önce üç boyutlu sinemada seyrettiğim  Sanctum  adlı film aklıma geldi.  Biliyorsun Sanctum  mağaranın derinliklerinde, mağara suları içinde geçiyordu. "Taraftar ruhun depreşti gene!" demezsen, Zagor'un macerasının  Sanctum'dan daha heyecanlı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Neyse... Ben  şimdi başka bir şey anlatmak istiyordum aslında. Bak şimdi... Zagor'un bu maceraları böyle esrarengiz, ürkütücü ve sürükleyici okunuyor okunmasına... Tamam... Nefis... İyi ama maceraların bir yerinde  romantik bir durum vardı tamam mı? Bak bir kaç örnek kare koyayım mesela. Şöyle:


Sana bir şey söyleyeyim mi? Maceraların bu bölümüne gelene kadar neler olacak diye  gerçekten heyecan  içinde sayfaları çevirdim. Amaa..  Bu romantik bölüme ise tek kelimeyle bayıldığımı söyleyebilirim. Her bir kareyi tek tek mimiklerine varana kadar gülümsemeyle seyrettim. Kardeşi Kainka'yı ölümden  ve Mohawkları kötü ruhlardan kurtardığı için güzeller güzeli Doğan Ay Zagor'a teşekkür edip çiçek veriyor.  Bakar mısın şu yukardaki karelere... Ne tatlı!.. Baltalı İlah'ın ağzından adeta  bal damlıyor:) Buna benzer çok sayıda kare vardı tabii. İşte tam maceranın bu bölümüne gelince, Zagor okuyan bir kız arkadaşım olmasını çok arzu ettim.  Otursak karşılıklı  rahat  koltuklara... Of! Ellerimizde kahveler... Anlıyorsun değil mi? Zagor ve Doğan Ay'ı çekiştirsek mesela...  Sadece onları çekiştirmekle kalmasak, çeviriyi de kaynatsak. Bu macerada çeviri  sebebiyle olduğunu tahmin ettiğim beni düşündüren bir kelime var. Şimdi telefon geldi. İşe dönmeliyim. Bilmiyorum. Belki daha sonra anlatabilirim. Zagor'un bu maceralarını okumak isteyenler çıkabilir. Olanı biteni çok açık etmek istemiyorum ama bu bölümde ayrıca  çok eğlenceli Zagor ile Çiko rekabeti de söz konusuydu... Hem de feci! Maceranın sonunda ne oluyor diye merak edersin belki diye bak son kareyi aşağıya ekledim. Çok güzeldi.... Çokk! Zagor'u özlemişim.