Ergenlik çağımdaydım. Kaç yaşıma gelirsem geleyim hiç tükenmeyen merak duygumun ilk dönemleri... Dünyayı, insanları, esasında kendimi fena halde merak ediyordum. Birgün mutlu ve enerjikken, neden acaba ertesi gün kendimi mutsuz ve bitkin hissediyordum? Duygularımda anlık değişimler yaşadığım oluyordu. Coşku doluyken, kırılgan, içe kapanık birine dönüşebiliyordum. Her halimde suçluluk duygusu hissediyordum. Hissettiklerimin en fecisi işte bu suçluluk duygusuydu. Radyo zamanı çocuğuydum. Kitaplar dersen... Genelde Kemalettin Tuğcu'nun hazin öykülerini okuyordum. Hayatı ise kendi çapımda gözlemleyip yorumlamaya çabalıyordum. Bildiğim tek kadın erkek ilişkisi annemle babamınkiydi. Babam anneme sırılsıklam aşıktı. Biliyordum. Çünkü her fırsatta anneme söylüyordu. Annem ise mesafeliydi. Babam gibi duygularını belli etmiyor, gizliyordu. Neticede onlar ailemdi. İyi ama, aşık olmak acaba nasıl bir şeydi? Karamba karambita! Gizli gizli Zagor okumaya başlamıştım. Acaba elime geçen ilk Zagor macerası hangisiydi? İnan hatırlamıyorum. Çizgilerin beni büyülediğini ise çok iyi hatırlıyorum. Zagor değişikti. Birbirinden farklı kadınlar Zagor'a aşık oluyordu. Şimdi düşündükçe kendi halime sadece şefkatle gülüyorum. O vakitler okuduğumda ise, aynı macera içerisinde birbirinin zıddı onlarca duygu değişimi yaşadığımı anımsıyorum. Galiba epeyce saf bir çocuktum. Binlerce kafatası aşkına! Pek çok Zagor karesi, gökyüzünde RUMMBBLEE sesli şimşek çakmasına veya WHOOOSSSH sesli fırtına efekti görmeme neden oluyordu. Halim fenaydı. Çünkü Zagor, karşısına çıkan kadınlara güzel sözler söylüyordu. Bir hayali kahramanı kıskanıyordum. SWACK efekti ile kalbime bıçak sokulmuş gibi oluyordu. Acı hissediyordum. Çocukluk ne güzeldi! Dur... Dur... Daha devamı var... Tam o dönemime, bir de Ajda Pekkan'ın bir şarkısı denk gelmedi mi? Kafam iyice karışmıştı. Yoksa Zagor yalancı, palavracı biri miydi?