30 Mayıs 2026 Cumartesi

Dikey Şehirler, Gökyüzüne Uzanan Kuleler, Hava Köprüleri, Uçan Araçlar...


Geçenlerde geleceğin şehirleriyle ilgili fütüristik bir yazıya denk geldim. Yazanlar almış sazı eline, yüzen şehirler, dikey çiftlikler derken işi uzay asansörüyle 10.000’inci kata çıkacağız, demeye kadar getirmişler. 

Şöyle bir durup düşündüm: Yafu, insanlık olarak mimaride henüz zar zor 163’üncü kattayız (kulakları çınlasın Dubai’deki Burj Khalifa’nın), ne ara on binlere fırladık:)

Ama asıl kafamı kurcalayan, o hepimizin aklından geçen o muzır soru oldu... Biz neden sürekli yukarı doğru gidiyoruz ki? 

Haritayı açıp baksanıza, gözün alabildiğine uzanan uçsuz bucaksız ovalar, bomboş araziler var. Dünyada yer mi kıt? Neden hepimiz konserve kutu gibi apartman dairelerinde üst üste yığılıp kalıyoruz? Şöööyle yayla gibi topraklara yataylamasına yayılmak varken bu gökyüzü sevdası niye?

İşin aslı, arkasında tamamen lojistik bir mecburiyet varmış. Bir kere o boş alan çok dediğimiz yerlerin büyük kısmı ya çöl ya da yaşanmaz buz kütlesiymiş. Hadi diyelim düzgün bir ova bulduk... Eee buraları da evlerle doldurursak yarın öbür gün ne yiyip ne içecekmişiz? Tarım arazilerini ve ormanları korumak için mecburen kapladığımız alanı küçültüp yukarı tırmanıyormuşuz.

Üstelik sadece başımızı sokacak bir çatı yetmiyormuş bize... İşe yakın olalım, hastane iki adım ötede olsun, canımız sıkılınca hemen bir konsere, kafeye kaçabilelim istiyormuşuz. 

Diyelim ki fütüristleri dinlemedik ve tüm şehirleri tek katlı evlerle yatay olarak alabildiğine yaydık. Ne olurmuş biliyor musunuz? Tam bir altyapı ve ulaşım kabusu! Evinizle işiniz arasında her gün 100-150 kilometre mesafe olurmuş. Bitmek bilmeyen yollar, saatler süren trafik ve tüketilen devasa yakıt... Dahası, milyonlarca insana yatay düzlemde su borusu döşemek, elektrik hattı çekmek, internet götürmek, dikey bir binaya bu tesisatı kurmaktan kat kat daha pahalıymış ve doğaya çok daha zararlıymış. Hay canına sayın seyirciler:)

Yani anlayacağınız sevgili okur, yukarı doğru gidiyormuşuz çünkü hem bir arada olmanın hem de dünyayı tamamen talan etmemenin en mantıklı yolu (en azından şimdilik) buymuş.

Geleceğin o çılgın dikey şehir tasarımları da aslında, biz binalara sıkışalım ama geri kalan tüm doğayı tamamen rahat bırakalım felsefesine dayanıyormuş. 

10.000’inci kata çıkar mıyız bilmem ama bir süre daha asansörde yukarı okuna basmaya devam edeceğiz gibi görünüyormuş.

Böyleyken böyleymiş:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder