nisan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nisan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2012 Cuma

Sevginin Diriltildiği Mevsim


Yılın her ayı  güzeldir güzel olmasına ama nisan ayını ayrı severim. Allahım, neden illa o dizeler aklıma gelir.? Hatırlarsın illa ki... T.S. Eliot'un şiiri... Cevat Çapan'ın çevirisiyle ne kadar etkilidir. "Aylardan en zalimidir Nisan, leylaklar / Açtırır ölü topraktan, yoğurup/ Bellekle isteği diriltir/ Ölgün kökleri bahar yağmurlarıyla." Ve şiirin adı Çorak Ülke'dir. "Yoğurup bellekle isteği diriltir ölgün kökleri"! der ya...  Ve tam da bu zamanda... Evet, tam da bu zamanda... Bu dizeler ruh iklimime iyi gelir.  "Tam vaktidir." dedim,  belleğimin ölgün köklerinin diriltilmesine karar verdim. Salı günüydü. O sabah işe gitmedim. Arkadaşlarımı davet ettim. Sebep...  Bir doğum günü kutlaması... Yoo.. Benim doğum günüm değil... Benim doğum günüm geçen haftaydı. Geçti gitti. Bu doğum günü kutlaması başka biri içindi. Bayıldığım bir adam... Heyy!.. Çizgi roman seven bünyemi kışkırtan bir sıfatı var. O, Yaradan'ın elçisi.  Esasında onun doğum günü nisan'ın 20 si... O tarihte iş seyahatine gideceğim için, salı sabahı kutlamak en uygunu gibi göründü. Sahiden nasıl iyi geldi anlatmam... Aylardan nisan ya... Kış bitti... Nisan sevmek mevsimi... Sadece doğa kış uykusundan uyanmayacak... Tamam... Yaradan'ın "Ol!" demesiyle... Leylaklar açtıracak ölü topraktan... Ve yoğurup bellekle sevme isteğimin ölgün köklerini  acıtarak diriltecek... Silkeleneceğim kış uykusundan... Ah, biliyorum gene bu mevsim, gül kokusuyla kendimden geçirecek... İnsan olabilme çalışmalarım hususunda cesaretimi filizleyecek. Sana bir şey söyleyeyim mi, Yaradan'ın, peygamberleri, insanın en üstün modeli olsun diye yaratması elbette haybeye değil. Keşke peygamberlerin neler yaptıklarını iyi belleyebilsek...  Peygamberleri, hele son peygamber Muhammed Peygamber'in hayatını okuyup örnek alabilsek, bırak kadınlara, çocuklara ya da  tüm canlılara şiddeti... İnanıyorum, hiç bir yaradılanı sözle dahi incitemezdik. Çünkü Muhammed Peygamber yaradılmışların sahiden en şahane modeli. Seviyorum onu... Yaradan'ın sevgilisi diye seviyorum. Onun hayatını okuyunca umut doluyorum. Şefkate, iyiliğe, merhamete dair ne varsa, hep onun davranışlarında buluyorum. Yüreğimle inandığım yol göstericimin doğum gününü kutluyorum. Du bi... Muhammed Peygamber gibi yapacağım. Sırf onu sevindirmek niyetiyle, bugün tüm yaratılmışlara dünden daha fazla gülümseyeceğim.


19 Mart 2012 Pazartesi

Kahve Molası - Serseri Zamanlar Mevsimi



"Evvel zaman içinde dostlar ağaçlara ev kurardık.
Tatlı bir düş içinde bir yere bir göğe bakardık.
Gönlümüz kuş gibiydi dostlar dünyaya kanat açardık.
Tutsak değildik zamana başına buyruk yaşardık."

Şimdi sen bu yazıyı okurken, ben kahvemi höpürdete höpürdete içmiş olacağım. Hiç hilafım yok... Pazartesi işin ilk günü demeyip,  kendimi hovarda bir rüzgârın esintisine bırakacağım. Kırmızı eteğimi salınarak ve üşümeye razı olarak, o ada senin bu ada benim sefere çıkacağım.  Abartma huyumla, avare ruhuma, sabırsızlık kisvesi ekleyeceğim. Yooo... Yeter ama... Sabrım kalmadı! Güneşin tastamam ortaya çıkmasını mümkünü yok... Artık bekleyemeyeceğim. Çünkü bu sabah kalktığımda gün ışığı  gözümü kamaştırdı fena halde. Nasıl anlatsam bilmiyorum... Nedensiz bir sevinç, pıtır pıtır ederek çöreklendi yüreğime. Aslında Nisan geliyor. Ayların en zalimi...  Ne gam!.. İçimdeki oyun sarayının kapısını sonuna kadar açtım. Etkilemez beni Nisan... Kendime gene bahar büyüsü yaptım... Silkeledim kirpiklerimi... Kış defterini gözyaşlarımla sildim, süpürdüm, kaldırdım. Ohh! Tüy gibi hafifledim. Bahar esintili bir kadın olmaya niyet ettim. Fena şey mi? Seni bilmiyorum ama... Bende şimdi havalar binbeşyüz!.. Gene çocuklar gibi koştuğum serseri zamanları özledim. Varsın olsun... Pencereler açık kalsın... Geceleri yağmur yağsın... Günebatan düşlerimiz yağmur sesiyle çoğalsın... Tutsak olma zamana... Başına buyruk yaşa... Haydi bakalım... Şimdi marş marş... İstikamet,  serseri zamanlar  mevisimi... Nereye mi? Elbette ilkbahara:)

"Çocuklardık parlak yıldızlardık o zaman.
Artık dönemesek de geriye.
Ardından koştuğumuz son zamandır.
O zaman bu zamandır dostlar ne ister neyi özleriz?"



10 Şubat 2012 Cuma

Kahve Molası - Bir An Mevsimler Arası Seyahat


Vay canına sayın seyirciler! Sabahtan beri nefes nefese çalışıyorum. Dur durak yok. Telefonlar, gelenler, imzalar, çapariz hasarlar...  Hava soğuk. Gri.  Gün kısa. Karanlık az sonra bastıracak. Eli kulağında. Peki, söyler misin, kış ne zaman biter? Nisan'ı mı bekler? Aylardan en zalimini. T.S.Eliot'un "Nisan, ayların en zalimidir." diye meşhur dizesi  vardır ya hani. Bilirsin kim bu dizeyi söylüyorsa hemen  ardından Orhan Veli'nin "Beni bu havalar mahvetti." dizesini ekler. Şimdi bu Şubat ayazında "Gelme kış gelme, yağma kar yağma, köylümü kentlimi soğukta koyma" diyeceğim yerde nereden çıkardım bu dizeleri diye düşünüyorsun değil mi? Az önce biraz nefeslenmek için balkona çıktım. Karşımda gıpgiriii deniz. Şimdi yerinde olmayan tahta iskeleyi gözümün önüne getirdim. İskelede hüzünlü bir kız çocuğu hayal ettim. Bir an gerilere gittim. O vakitler sanırım ömrümün Nisan ayındaydım.  Anlıyorsun değil mi ömrümün ilkbaharı. Evet. Evet... Öyle olmalı. Zalim Nisan... Ruhları şekilden şekile sokan... Akıl kaydıran... Hüzne boğan... Sırtımda çiçekli bir elbise. İskelenin ucunda oturuyorum. Herşeye, herkese sırtımı dönmüşüm. Havada deniz kokusu. Nereden takılmışsa bir şarkı dudaklarımda.  Ayaklarımı melodinin ritminde sallayarak usulca bir Kayahan şarkısı söylüyorum. "Sularda yorgun akşam, ben yangın telaşlarında. Çırpınır kalbim çırpınır. Gemiler geçer. Uzak bir beyaz hüzün soluklanır." O vakitler dünyayı başıma yıktığını düşündüğüm minnacık dertlerimi, korkularımı, kalp ağrılarımı düşündüm. Güldüm kendime. Evlerin ve fabrikaların ışıkları uzaktan göz kırpıyor. Rüzgârın acı ayazı yanaklarımı ısırıyor. Hayallerim yanıp sönüyor. Kar atıştırıyor... Gene geçmişin bir Kayahan şarkısı dudaklarımda dilleniyor. "Alıcı kuşlar gibi başımın üstünde dönüp durmayın. Kolkola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri. Ahhh özledim hemde çok özledim ezberledim beklemeyi. Yollar benim umudumdur yolları kapatmayın. Yağmayın yollarıma durun kar taneleri..." Haydi toparlanmalıyım... Şimdi ilkbaharın hicaz taksimlerinden geçip, Şubat'a yakışır bir şeyler söylemeliyim. Bugün haftanın son çalışma günüm. Masamı toparlayıp yola dökülmeliyim. Ahh!.. Bilirim... Merhametlidir Şubat... İnce fikirlidir.  Ben iyisi mi ömrümün daha gerilerine gidip, akabinde bugüne döneyim. "Odunun var mı yakacak? Evin var mı barınacak? Kış geldi. Kar yağacak. Yoksullar ne yapacak?" diye söyleyeyim Ne güzel okul şarkılarım vardı benim. Acaba bu şarkılar halen öğretiliyor mu okullarda? Tamam. Bunlar döküldü şimdi parmaklarımdan... Enginde yavaş yavaş günün minesi soldu. Çooktaan bugün  akşam oldu. Amaa... Dinle... Duyuyor musun? Telefon çalıyor. İşe dönmeliyim.