ramazan ayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ramazan ayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2018 Perşembe

Ramazan Ayında Yaptığım Muhtelif Zikir Çalışmaları


"Bir de o zamanlar Ramazan'da oruçlu olmak ne bir ayrıcalık ve gurur nedeniydi, 
ne de oruçlu olmadığı belli olanlar üzerinde baskı kurma nedeni. 
İstanbullu  Müslümanlar "Oruçlu musun?" diye sorulduğunda bile
  "Allah bilir" diye cevap verirlerdi."

İlhan Eksen/Çoklültürlü İstanbul Mutfağı


Malum Ramazan ayındayız. Yalan söyleyecek değilim, inandığım Rabbim  aklımdan geçeni bilir çünkü... Bu ay yemeklerle ziyadesiyle haşır neşirim. Acaba  yemek videolarına, tariflerine, foroğraflarına bakarak doyduğumu mu zannediyorum? Yooo...  Ramazan ayı dışında, istediğim zaman, istediğim kadar yemeği yiyebilmenin, ince belli bardakta, kokusu aklımı alan, mis gibi çay içmenin şahaneliğine şükrediyorum. Bu da bir nevi ibadet sayılmaz mı? İbadetin bindir çeşidi var denir ya hani... Bu yaptığım, misal bu ya,  göz zikri olamaz mı?

Az önce kitaplarımın önünde dolanıyordum ki, incecik bir kitabın bir adım öne çıkmış olduğunu gördüm. Usulca çekiverdim.  İlhan Eksen'in Çokkültürlü İstanbul Mutfağı adlı bir kitabı değil miymiş? Sel yayıncılıktan 2001 yılında basılmış. Ne zaman aldım acaba? İnanın bilemedim. Sonra... İhmal ettiğim bir arkadaşımı selamlamlamış gibi içim pırpırlandı. Yüreğimin şenliğiyle gözlerimi kapatıp, ya nasip, diyerekten, bir sayfasını araladım. Başlık, "Kılıç, Kalkan"... Hemen okumaya başladım. 

"Profesör İlber Ortaylı Türklerin balıkla geç tanışmış olmaları nedeniyle hemen hemen bütün balık isimlerinin Rumca ve İtalyanca olduğunu belirterek "Türklerin isimlerini koydukları iki balık vardır: kılıç ve kalkan" der.

1950'li yıllarda İstanbulluların evlerindeki tek eğlenceleri olan radyoda sesle çizgiler üstadı Celal Şahin bütün balıkların hamsi ile olan yakınlığını bir Lâz'ın ağzından gülmece tarzında anlatırken kılıç balığı için "hamsinin savunma bakanıdır" derdi. Balık meraklıları, yılların alışkanlığı ile, palamut ve lüferden sonra yaza doğru kılıç balığını beklerlerdi."

Okuduklarıma bayıldım. Durur muyum? Kılıç, kalkan balıklarını gugılladım. Muhtelif fotoğraflarını uzun uzun seyrettim. Hamsiyle olan akrabalıklarını hayal ederek gülümsedim. Yaradanın sanatına hayret ettim. Bu aciz kuluna sanatından nasip etmesi için dua ettim. 

16 Temmuz 2013 Salı

Şşşth! Kimse Duymasın!.. - 9 -

Efkârlı günlerime gelip çatınca Ramazan ayı,
Gene aç ve susuz kalacağımı hiiiç düşünmüyorum.


Çünkü, ne vakit oruçlu olsam,
ruhumun dirildiğini, 
yüreğimde yepisyeni duygularımın yeşerdiğini
 hissediyorum.


Eğer oruçluysam...
İnanılır gibi değil!
Dünyaya bir çocuk gibi şaşarcasına bakmayı,
 kolayca becerebiliyorum.

  
Gerçekten...

14 Ağustos 2012 Salı

Ben Var Ya Şahane Bir Yazı Yazmalıyım Şimdi...


Ben var ya şahane bir yazı yazmalıyım şimdi. Madem mübarek Ramazan ayına ulaştım sağsalim.. Bitmesine şunun şurasında üç gün kaldı da Kadir gecesine bile eriştim çok şükür! "Bu gece bin geceden hayırlıdır... Gökler açılır, gönderilen haberler bizzat yerine ulaşır," denmez mi? Denir inan ki... En azından benim büyükannem öyle derdi. O halde düşünmeli.. Bir muhasebe yapmalıyım.. Hani Hilmi Yavuz der ya.. "Acının vergisini verdik, gülün haracını ödedik.. Hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra" Aynen öyle söylemeliyim şimdi.. Bu akşam hafızamın çekmecelerini tek tek çektikçe, geçmiş Ramazan günleri aklıma geldi, ne yapabilirim? Akrabalarla bir araya gelinen iftar yemekleri sözgelimi.. O kadar kalabalıktık ki.. İnan bana bir arada oturmak için evdeki masaları uc uca birleştirirdik.. Yıllar içinde sevdiklerimin bir kısmı öbür dünyaya gitti... Kimi şehir ya da memleket değiştirdi.  Ya depremde kaybettiğim komşularım, müşterilerim peki.. Hayat böyle bir şey arkadaşım, bir varmış bir yokmuş.. Böyleyken böyle diyorum ya bazan.. İnan bana öyle.. Çivi çakamıyor ki dünyaya kimse.. Bir abraka dabra vaziyeti oluşuyor kimin gitme vakti geldiyse.. Sen daha ne olduğunu anlamadan bir bakıyorsun hooop eksiliyorsun.. Sevmek var ya aslında çok korkutucu  bir şey biliyor musun? Her sevdiğinin kaybı onarılmaz bir boşluk oluşturuyor yüreğimde.. Boşluk büyüdükçe esen rüzgar içimi daha fazla üşütüyor. Peki ardından iflah olmaz o feci acı hissine ne diyorsun? Korkunç! Dünyanın değişik memleketlerinde savaşlarda, deprem ve sellerde sevdiklerini kaybeden insanları düşünsene.. Ah! Ne fena.. Bir dakika.. Ben hüzünlü bir yazı yazmak için oturmamıştım ki bilgisayarın başına... Aman diyeyim.. Aman ha.. Yooo.. Hüznü demirbaş defterinden düşmeliyim ve mutlu bir yazı yazmalıyım şimdi! Demeliyim ki, bilinmeli iyi günün kıymeti. Komik şeyler yazmalıyım komik... Okuyunca insanı güldürmeli... Nasıl anlatsam, nerden başlasam peki? Bazan eğlenceli yazılar yazmak çok zor biliyor musun, inan dünyanın en zor şeyi... Tamam, dur şimdi! İyi günün ne tuhaf bir şahanelik olduğunu anlatmalıyım belki. Demeliyim ki, bilinmeli deliksiz uykunun, keyifle alınan bir nefesin, ağza atılan lokmanın, içten bir gülüşün, birlikte yenilen yemeklerin, sade senin değil sevdiğin herkesin sağlığının değeri... Gerçekten bilinmeli... Şu dünyada daha önemli bir şey yok ki! Ah! Aslında birini, birilerini, bir şeyi sevmek, müthiş bir lütuf, şahane bir kıyak değil mi? Öyle de, aynı zamanda korkunç bir şey sevmek! Dehşet verici bir film gibi! Du bi... Bu Kadir gecesinde şiir gibi bir haber göndermeli... Demeli ki: "Rabbim, seni seviyorum. Lütfen bizlere olduğu gibi dünyanın her yerindeki insanların sevdiklerine de sağlıklı ömürler bahşet.. Savaşmaktan, didişmekten bıkmayan kullarının yüreklerine sevgi, adalet, vicdan ve merhamet...  Herbirimize iyilik, doğruluk, doğaya, dünyaya, insana saygı... Şey... Bir de bu aciz kuluna bolca hayal gücü lütfet. Çok teşekkür ederim. Sevgiler."

2011