Daha önce İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne gitmiştim. Bu hafta yeniden gitmeye karar verdiğimde içimde bambaşka bir heyecan oluştu. Çünkü iki yıldır ellerimle çamura şekil vermeyi öğrendikçe, müzedeki o eski seramik parçalarını artık cansız eserler gibi değil, geçmişten bugüne postalanmış en samimi, en derin mektuplar gibi görüyorum:)
Kendimi bu yolculuğa hazırlıyorum. Toprağın ve tarihin izini sürmeye yeniden niyetlenmişken, seramiğin benim için ne ifade ettiğini ve geçmişin bu sessiz tanıklarının bana neler fısıldadığını yazmak istiyorum.
Çamur ilk bakışta sadece ayaklarımızın altındaki toprak gibi. Ama onu ellerimizin arasında yoğurup şekillendirdiğimiz ve ateşle buluşturduğumuz anda hikâye başlıyor.
Tarih boyunca insanlar yalnızca kap kacak yapmamışlar... Duygularını, korkularını, inançlarını ve hayallerini de çamura emanet etmişler.
Yüzyıllar sonra bir kazıda ortaya çıkan küçücük, kırık bir seramik parçasına baktığımızda acaba neler görebiliriz?
Belki de bütün bu soruların küçük cevapları, çamurun üzerindeki bir çizgide, bir parmak izinde, bir renk değişiminde saklıdır. İşte bu yüzden seramik bana, geçmişten günümüze postalanmış mektup gibi geliyor.
Bu kez İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sadece objelere bakmayacağım, onları okumaya çalışacağım. Bakalım binlerce yıl önceki çamur bana neler fısıldayacak:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder