Edith, on binlerce Kenyalı kadın gibi ev işçisi olarak çalışmak üzere Suudi Arabistan'a göç etmiş. Edith ülkedeki evlilik dışı ilişkilere yönelik katı yasalar nedeniyle hamileliğini gizlemek zorunda kalmış. 2016 yılında kızını tek başına dünyaya getirmiş.
Evli olmayan annelerin çocuklarına doğum belgesi verilmemesi nedeniyle Blessings resmî kimlik kazanamamış. Bu yüzden okula gidememiş, sağlık ve vatandaşlık gibi temel haklardan yararlanamamış, hatta annesiyle birlikte ülkeyi terk etmesine bile izin verilmemiş. Edith, yıllarca bürokratik engellerle mücadele etmiş. Anne ve kızı, sekiz yıl süren çabanın ardından ancak 2024 yılında Kenya'ya dönebilmişler.
Fotoğraf, Körfez ülkelerine çalışmaya giden göçmen ev işçilerinin yaşadığı sömürüyü ve resmî kimliği olmadığı için en temel haklarından mahrum bırakılan çocukların görünmeyen dramını gözler önüne serdiği için ödüle değer görülmüş.
***************
Bu benzerlik beni küçük bir okuma yolculuğuna çıkardı. İnternette dolaşırken, Avukat Sezen Malik Abuy'un "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz Romanı Ekseninde Türkiye'de Devlet-Vatandaş İlişkileri" başlıklı makalesine rastladım. Bir edebiyat eserini hukuk penceresinden okuyabilen insanların varlığını fark etmek bana iyi geldi. Bazan bir roman, hukuk kitaplarının anlatamadığını anlatabiliyor, bazan da hukuk, bir romanın satır aralarındaki gerçeği görünür kılıyor.
Abuy, Aziz Nesin'in romanını yalnızca bir bürokrasi hicvi olarak değil, devletin vatandaşını doğru biçimde tanıma yükümlülüğü ve temel haklar açısından değerlendiriyor. Kimlik kaydındaki tek bir hata, Yaşar'ın eğitimden mirasa, çalışmadan adalete erişime kadar bütün yaşamını etkiliyor. Makalenin en güçlü mesajı ise şu: Devletin en temel görevlerinden biri, vatandaşın kimliğini doğru biçimde tanımak ve haklarını güvence altına almaktır.
Kiana Hayeri'nin fotoğrafı da tam olarak bunu anlatmıyor mu? Bakınca anne ve kızını görüyoruz, gerçekte ise kimliği tanınmadığı için eğitim, sağlık ve vatandaşlık gibi en temel haklardan mahrum bırakılan bir çocuğun hikâyesine tanıklık ediyoruz. Fotoğrafın gücü, istatistiklere dönüşmüş bir sorunu tek bir insan hikâyesi üzerinden görünür kılmasında yatıyor.
Sanırım Kiana Hayeri'nin bu fotoğrafı bu yüzden ödüle değer görüldü. Çünkü bize, bir insanın görünmez olmasının her zaman gözle ilgili olmadığını, bazan tek bir resmî kaydın yokluğunun bile bir insanı toplumun dışında bırakabildiğini hatırlatıyor.
Bir Dünya Basın Fotoğrafı beni yarım yüzyıl önce yazılmış bir romana, o roman ise bir hukuk makalesine götürdü.
Sanatın en güzel yanı da bu galiba... Tek bir kare, bazan benim gibi bir fani için uzun bir düşünce yolculuğunun başlangıcı olabiliyor.