uyku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uyku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Kasım 2018 Çarşamba
4 Mayıs 2018 Cuma
Uyuyacağım...
"Yatağın başından ucuna kadar uzanan mavi damalı yorganın engebeleri, gölgeli vadileri ve mavi yumuşak tepeleriyle örtülü tatlı ve ılık karanlıkta Rüya yüzükoyun uzanmış uyuyordu."
Kara Kitap/Orhan Pamuk
Kara Kitap/Orhan Pamuk
2 Kasım 2017 Perşembe
Uyku Büyüsü Yapayım Derken...
Gece. Uykum kaçtı... Her aklına estikçe kaçıveren uykumun peşinden bu kez gitmeyeceğim. Kararlıyım. Uykumu kendi ayaklarıyla tıpış tıpış geri getireceğim. Evet. Yapabilirim bunu. Becereceğim.
Yatmadan önce okumaya başladığım Haydar Akın'ın Ortaçağ Avrupa'sında Cadılar ve Cadı Avı adlı kitabının büyü ve büyü teknikleri bölümünden derdimin anlam ve önemine uygun bir büyüyü hatırlamaya karar verdim. Düşündüm... Taşındım... Şu hafıza ne tuhaf bir kutu. Bir tane bile büyü yapacağım kelimeyi, aklımın ucuna getiremedim. Binlerce kasırga aşkına... Onun yerine ne yaptım bilin bakalım? Bir şiirin en şahane dizelerini, hafızamın tılsımlı dolabından cımbız cımbız çekiverdim... Diyor ki...
"Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza."
(koca bir ömür mü? yok artık!) yeminle yeni gitti!)
"Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana."
(hoppala! yoo! sakın ha! yooo! )
"Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz."
(Murathan Mungan'ın Yalnız Bir Operası'ndan bu dizeler... Allahım yarabbim... Nasıl büyülü sözler... Ve ne zaman aklıma gelse, bu şiir beni duvara çiviler! Tamamını ezbere bilmiyorum ki... Hem şimdi meselemle ne ilgisi var di mi? Du bi... Nasıldı?)
"Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza."
(yooo! hayır!)
Biliyorum cadılık yapıp seni ayaklarıma kapatmaya niyet etmiştim. Aklım sıra büyü yapıp seni tıpış tıpış geri getirecektim. Şiirin dizeleri feci çarptı beni.... Feci... Büyülendim.
Uykum, lütfen kendiliğinden dön geriii!
1 Kasım 2017 Çarşamba
Ey Büyüleyici Gece
Gece. Uykum kaçtı. Kaçan uykumu tutup kolundan yakalayamadım. Usulcacık yataktan kalktım. Işığı yakmadım. Sevdiğim bir müziği dinlemeye niyetlendim. Bilgisayarın tuşuna bastım. İşte bu aryayı ben hep dinlerim. Bizet'in İnci Avcıları operasının en güçlü aryasıymış. Müziğin hüzünlü notaları odaya dolmaya başladı. Sözlerini anlamıyorum. Gene de şarkıcının dupduru sesle söyledikleri başımı döndürüyor. Ne diyor acaba? Bilmiyorum. Hayret! Acaba sözlerini neden merak etmedim? Oysa her dinlediğimde yüreğime yine yeni yendien tesir eder. Hemen gugılladım. Aryanın adı Je crois entendre encore. Odanın loş ışığında oturduğum yerde hem salınıyor hem şarkının çevirisini arıyorum. Buldum. Şarkının adı; "Hala duyduğumu hayal ederim" demekmiş. Ne hoş! Tüm hevesimle çeviriyi okumaya devam ettim.
Hala duyduğumu hayal ederim
Palmiyelerin altında gizlenen ben
Kürek çekenlerin şarkısını andıran
Onun yumuşak ve tınılı sesini
Ey büyüleyici gece
İlahi cazibe
Ey tatlı anı!
Çılgın sarhoşluk!
Tatlı rüya!
Yıldızların ışığında
Hala onu uzun peçesini aralarken
Gördüğümü hayal ederim
Ilık akşam rüzgarında
Ey büyüleyici gece!
İlahi cazibe!
Ey sevgili anı!
Çılgın sarhoşluk!
Tatlı rüya!
Tatlı hatıra!
Aryayı kaçıncı dinliyorum kim bilir? Uyumalıyım... Şarkının masal alemine dalmalıyım... Ey büyüleyici gece.. İlahi cazibe... Ey tatlı anı... Çılgın sarhoşluk.. Rüyalar alemine çek beni....
çeviri/burada
26 Mayıs 2016 Perşembe
Şşşth Kimse Duymasın -25-
Yarın sabah çok mühim toplantım var.
Çok yorgunum. Çoook!
Acilen dinlenmem lazımdı ki...
Uykum kaçıverdi.
Yataktan hışımla kalktım.
Yataktan hışımla kalktım.
Sanki uykumu yakalayacakmışım gibi öfkeyle pencereyi açtım.
Dışarıya baktım.
Tıs yok.... Asayiş berkemal.
Tam karşımdaki sokak lambası deniz feneri gibi göründü gözüme.
"Hey!" diye hırsla seslendim.
"Hey! Deniz fenerinin penceremin önünde işi ne?"
"Hey! Deniz fenerinin penceremin önünde işi ne?"
Deniz feneri sandığım sokak lambası dile geldi.
"Keyfin bilir,
İster uyu ister uyuma!
İster uyu ister uyuma!
Beni bu işe sakın karıştırma!" dedi.
Ben ise,
Ben ise,
"Gece gece nereden çıktın karşıma" dedim.
Yakasından tuttuğum gibi denizin ortasına atıverdim.
Uykum korktu mu ne geri geldi.
Uykum korktu mu ne geri geldi.
Elimden tuttarak yatağıma geri getirdi.
"Tamam!" dedi. "Öfken geçti mi?"
Esneyerek gülümsedim.
Anne sözü dinler gibi masum, yorganın içine giriverdim.
Gerçekten!
Gerçekten!
9 Kasım 2015 Pazartesi
Uyku Sen Ne Tatlı Bi Şeysin...
Cumartesi günü, İstanbul Modern'de iki film seyrettim. Biri Toz Ruhu, diğeri Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku. Daha önce filmlerini hiç seyretmediğim iki ayrı yönetmenin, birbirlerinden tamamen farklı iki erkeği beyaz perdeye nasıl aktardıklarını peş peşe seyretmek hoşuma gitti.
Hey! Bi dakka... İnanmıyoruuum! Tam filmleri ballandıra ballandıra anlatacaktım ki... O ne? Saat gece yarısını çoktan geçmiş. Şimdi anlatmam mümkün değil... Şeyyy... Uykum geldi:)
25 Haziran 2015 Perşembe
27 Şubat 2013 Çarşamba
Hayırdır İnşallah Bir Rüya Gördüm.-2-
Bugün hep yollardaydım. O kadar yorulmuşum ki, ofise geldiğimde odamdaki koltuğa biraz kıvrılayım derken uyumuşum. Hayırdır inşallah! Bir rüya gördüm. Rüyamda bir şövalyeydim. Parlak ve gösterişli bir zırhın içindeydim. Kendimi soylu, cesur, idealleri olan biri olarak kabul ediyordum. İyi ama bir tuhaflık vardı vaziyetimde. Aaa!.. Zırhın içi bomboştu. Bedenimi hissetmiyordum. "Bugün içinde yaşadığımız dünya, hiçbir özelliği olmayan, en küçük bireysellikten bile yoksun bırakılmış `bir soyut davranışlar toplamına' dönüşmüş kişilerin dünyası,' `Günümüzde sorun, insanın benliğinin bir bölümünü yitirmesi değil artık, tümünü yitirmesi, yok olmasıdır... Yürüyen ve içi bomboş bir zırh... Öyküsünü yazmayı denedim, `Varolmayan Şövalye' çıktı ortaya." diyordu ya Calvino. Allahım, yoksa ben... İnanmıyorum yaa... O kitaptaki varolmayan şövalye ben miydim yoksa?
Rüyamda ansızın masanın başında, ünlü yazar Italio Calvino belirdi. Ben ise yanında ayakta duruyordum. Heyecanlı bir sesle: "Nasıl gidiyor?" diye soruyorum. "Şahane!" diyor. "Tam istediğim gibi!" "İyi ama ben hiç görünmüyorum ki bu romanda. Nasıl inandıracağım insanları, "Varolmayan Şövalye" romanındaki varolmayan şövalyenin aslında ben oladuğuma?" diyorum. Tüm ciddiyetiyle sağ kaşını kaldırıp bana bakıyor. "Varolmadın ama tam senden umduğum gibi, korkusuz, idealleri olan, bir bilinç varlığından başka bir şey olmayan, yürüyen, içi bomboş bir zırh olan, o soğuk görünümlü şövalye Agilulfo'ya çok yakıştın. Yoksa aynı öyküdeki bedeni olan ama bilinçten ve akıldan yoksun Gurdulu mu olmak istiyordun?" diyor. Susuyorum. Hissediyorum çenem titriyor.
Italio Calvino sevdiğim bir yazar. Onu asla kırmak ve kızdırmak istemiyorum. Eğiliyorum kulağına... Usulca... "Biliyorum o kitabı siz yazmadınız ama... İlla şövalye olacaksam, Don Kişot olsaydım mesela." diyorum. Tam Calvino ağzını açıp cevap vermeye kalkışıyordu ki, birden uyandım. Hoppala! Nerden çıktı bu rüya durup dururken şimdi? Bembeyaz kesilmişim. Ruh gibiyim inanki. Nerede Italio Calvino'nun Varolmayan Şövalye adlı kitabı sahi? Yoksa o kitaptaki varolmayan şövalye gerçekten ben miyim? Çocukluğumda hep şövalye olmak isterdim. Acaba bilinçaltım mı beni bu rüyayı görmeye itti? Ben? Ben varolmayan bir şövalyeyim öyle mi? Sahi mi? Yarabbim rüyamda bari niye Don Kişot olarak göremiyorum kendimi? Aaaa! Şaşırdım kaldım inan ki... Ben... Ben... İtalio Calvio ile tanıştım yani öyle mi? Of! Bilimiyorum. Emin değilim. Uyku sersemiyim de şimdi! Heeey! Gözlerimi yumup uyumak, uyanmak, bedenimin bilincini yitirmek, uyanınca takrar bedenimin varlığını sezmek, uyurken boşuğa gömülmek, sonra uyanıp kendimi öncekinin aynı bulmak, sadece uyuma ve uyanma yetisine sahip olduğumu bilmek bile mutlu etti beni. Sevindim ne yalan söyleyeyim. Hey!.. Rüyalar ne komik oluyorlar öyle değil mi?
8 Temmuz 2012 Pazar
Uykunun Yanağından Koca Bir Makas Alma Aşkına Bu Yazıya Giriştim.
Bak ne anlatacağım? Az önce tam yatmıştım tamam mı? Kendi çarşafım, kendi yorganım, yani tanıdığım kendi eşyalarımın arasına usulca yerleşmiştim... Başım yastığımın o tanıdık yumuşaklığını bulmuştu. Efendime söyleyeyim, tam gözlerimi yumdum, uyuyacaktım ki… Aklıma birden makas gelmesin mi? Hoppala... Niye peki? İnan bilmiyorum. Hayal Kahvem'e makas hakkında hiç yazı yazmadım mı yoksa? Eyvah! Yazmadım galiba... Hayal Kahvem'e makasla ilgili hiç yazı yazmadım diye, makasın hatırı kalmış olabilir mi üzerimde? Hayal Kahvem'e yazdığım yüzlerce yazı arasında, bir tane bile makasla ilgili yazı yazmayınca, makasın üzerimde fena halde hatırı kaldı da, belki uykumu bölük pörçük etmek istedi iyi mi? Of... Ne ayıp yapmışım!.. Makas haklı vallahi... Ben var ya, eşyaların ruhu olduğuna inananlardanım… Yani diyeceğim odur ki, eşyaların da kalbi kırılabilir, aynı insanlar gibi... Ne yapayım? Uyuyamayınca, hemen başucumdaki defterimi kalemimi aldım tabii... Makas hakkında bir şeyler yazmaya karar verdim. Hımm... Makas hakkında yazacağım yazmasına da… Makas hakkında ne biliyorum ki? Ayrıca bu gece yarısında, uyku mahmurluğunda, ne anlatacağım makas hakkında? Of! Ne fena huylarım var benim! Ayrıca, sen yabancı değilsin ama... Yani sözüm meclisten dışarıya... Makas hakkında bir yazı yazsam şimdi, bu yazıma denk gelse birileri, gülerler bana vallahi... Of!.. Çare yok! Uydurmalıyım bir şeyler... Artık aklıma ne gelirse... Yazmalıyım… Yoksa uyuyamam! Sabaha kadar yatakta döner dururum inan ki!..
Desem sözgelimi, geçmişi görmüş, şimdiyi yaşamış, geleceği bilir eski insanlar anlatırlar ki, makasın tarihi 2.500 yıl önceye dayanır. Hey!.. Şahane bir cümle olmadı mı bu şimdi? Bu bilgi doğru mu? Ne bileyim? Hımm... Kim itiraz edecek peki? Hiç kimse. Yanlış olduğunu iddia eden varsa, doğrusunu ispatlamalı bir kere… Eee! İspatlamayacağına göre… O zaman ya şimdi konuşsun ya da ebediyen sussun! Böyle! Tamam, iyi yoldayım… Aynen devam etmeli.. Şimdi diyebilirim ki, muhtelif makas çeşitleri vardır. İsim alırlar işlevlerine göre.. Tırnak makası, kağıt makası, terzi makası, bahçe makası, mum makası, doktor makası, oya makası, … Ya tren yollarındaki makaslar peki? Hani makas değişimi olmazsa tren yolunda, trenler tüm cephelerden birbirlerine bindirirler ya… Harika.. Yazıyorken, böyle devam etmeli. Mesela demeli ki, iyi makas hafif olmalı. Ağırtmamalı eli. Daha ne demeli? Yooo… Makas için bu kadar söz yetmeli… Şimdi anne sözü dinler gibi masum, tıpış tıpış yatmaya gitmeli. Uykunun yanağından koca bir makas almalı… Rüyalar alemine dalmalı… Sansür mü? Yoo! Sansür makası mı? Rüyalarıma mı? Yok artık, daha neler!.. Aaa! Yoooo.... Niye ki!!!!!
29 Haziran 2012 Cuma
Uykum Kaçınca...
Uyuyamadım... Usulca yataktan kalktım... Parmaklarımın ucuna basa basa balkona çıktım. Kapkaranlıktı... Gecenin karşıma çıkışında yüreğimi yerinden oynatacak anlam veremediğim bir tekinsizlik vardı. İçimi zifiri bir korku kapladı... Tam o anda... Yıllardır dinlemediğim Doğan Canku'nun eski bir şarkısını hatırladım... İllüzyona uğramış gibi gerisingeri döndüm. İçeriye girdim. Bilgisayarın düğmesine bastım. Şarkıyı buldum. Sesini hafifçe açtım. Sanki bu müziği bekliyordum. Melodi hemen ruhumu sarıp sarmaladı. Şakının sözleri yüreğimin albatroslarını havalandırdı. "Güneşin alevden saçları... Aşınca karşıki tepeden... Gölgeler sarar yamaçları... Ürkerim gelecek geceden..." Bir an başım döndü. Gözlerimi kapadım. Hayalimde karşıki tepeyi tırmanmaya başladım. Durdum. Derin bir iç çektim. Arada arkama göz atarak, sessizce şarkıya eşlik ettim. Doğan Canku söylüyordu... "Teselli etmiyor gönlümü... Ne yıldız ne de ay bu gece... Beklerim hasretle günümü... Yalvarıp göklere her gece..." Bu şarkı bana iyi geldi. İçeriye girdim. Yatağa uzandım. Yeni doğacak günü hasretle beklemeye başladım.
Etiketler:
doğan canku,
gece,
geceler,
uyku
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)