ahmet erhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet erhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Kahve Molası - Elimden Tut Yoksa Düşeceğim.


Bazan tahammül eşiğim düşüyor biliyor musun? Nedense günüm günüme uymuyor. Bakma… Bana yapılan katakullilere adamsendeciyimdir aslında. Hissederim bir şeyler mesela... Ne bileyim...  Epeyce gün yaşamışlığım var ya  şu ölümlü dünyada.  Bilirsin... Başa gelen pek çok durum olabiliyor.… Ne yalan söyleyeyim... Vardır tecrübem muhtelif insanlık hâlleri bâbında… Denk gelince… "Benim yok mu kusurlarım?" diye düşünürüm..  Olmaz mı?  Çokkk. Asıl derdim kendimle ya… “Bu sana ders olsun. Aman ha, sen sen ol, sakın böyle vaziyetlere düşme!” derim kendime...  İnsanların  kötü niyetli  bile olsa dalaverelerine aldırmam o nedenle. Olur böyle haller derim demesine ama… 

Beynimdeki cırcırböceği susmuyor ki… Cır cır da cır cır… Uzatmayayım...  Ne kadar teselli etmeye çalışsam da kendimi...  Gene iyi niyetimin kurbanı olmuştum. Dün fenaydı vaziyetim.  Sonra beni gülümsetiveren bir öykü aklıma geliverince toparlanmıştım.  Çok şükür, okuyup hafızamın çekmecelerine istiflediğim, hayatımı eşsiz kılan öykülerim, şiirlerim vardır benim.  Neyse… Öyle işte...

Dün akşam ilk gün orucumu sevinçle açmış, itinayla hazırladığım yemekleri şükrederek yemiştim.  Yemekten sonra balkondaydım. Gece, buğulu maviliğiyle yaşadığım coğrafyaya yayılarak yerleşmişti. Ilık yaz rüzgârı nazlı nazlı esmekteydi. Balkon demirlerine dayanmıştım. Avucumla kavradığım  kız belli bardaktan, koklaya koklaya çay içmekteydim. 

Bir an başımı gökyüzüne çevirdim ki... O ne? Of!  Yıldızlar var ya ah o yıldızlar...  Dün gece dikkat ettin mi bilmem... Yıldızlar olağanüstü güzellikteydiler.  Büyülendim. Sarhoş oldum o tiril tiril görüntüden...  Başım döndü...  Elimi uzattım gökyüzüne... En parlak yıldıza “Elimden tut yoksa düşeceğim.” diye seslendim. 

Dayanamadım sonra… Fırladım sokağa... Yürüdüm… Yürüdüm... Kendimi bizim köyün sahilinde buldum birden... Ayakkabılarımı çıkardım. Elime aldım.  Kumsalda yalınayak yürüdüm. İskeleye çıktım. Tahta iskelenin ucu sıra yürümeyi sürdürdüm. Cırcır böcekleri var ya… Of!.. Cırcır böcekleri  cır cır  ötüyorlardı.  Olur  mu hiç? Ne işleri var deniz kıyısında? Benim bildiğim... Cırcır böcekleri, denize, suya değil; ağaçlara, yapraklara aittirler...  

Hey!.. Yoksa öten beynimin içindeki cırcır böceği miydi? Bilemedim. Deniz… Karanlıkta bulanık göründü gözüme… “Tamam!” dedim. “Acele et! Tam vakti....” Bu kez bir şairin dizelerine dayadım sırtımı şööyle...  Şair sözünü her daim hakikat belledim. Şimdi… “Beynimdeki o yaralı cırcır böceğini… Usulca elime alıyorum… O bulanık sulara atıyorum.” dedim kendi kendime… Attım… Oh! Sustu...  Kurtuldum işte... Bitti.   



NOT: Koyultulmuş olan ilk dize Attila İlhan'ın, diğeri Ahmet Erhan'ın dizeleridir. 

23 Ağustos 2011 Salı

Bu Gece Yıldızlara Dikkat Ettin Mi Bilmem?


Bazan tahammül eşiğim düşüyor biliyor musun? Nedense günüm günüme uymuyor. Bakma… Bana yapılan katakullilere adamsendeciyimdir aslında. Hissederim bir şeyler mesela... Ne bileyim...  Epeyce gün yaşamışlığım var ya  şu ölümlü dünyada.  Anlarsın... Başa gelen pek çok durum olabiliyor.… Ne yalan söyleyeyim... Vardır tecrübem muhtelif insanlık hâlleri bâbında… Denk gelince… "Benim yok mu kusurlarım?" diye düşünürüm..  Çokkk. Asıl derdim kendimle ya… “Bu sana ders olsun. Aman ha, sen sen ol, sakın böyle vaziyetlere düşme!” derim kendime...  İnsanların  kötü niyetli  bile olsa dalaverelerine aldırmam o nedenle. Olur böyle haller derim demesine ama… Beynimdeki cırcırböceği susmuyor ki… Cır cır da cır cır… Uzatmayayım...  Ne kadar teselli etmeye çalışsam da kendimi...  Gene iyi niyetimin kurbanı olmuştum. Bugün fenaydı vaziyetim.  Sonra beni gülümsetiveren bir öykü aklıma geliverince toparlanmıştım.  Çok şükür, okuyup hafızamın çekmecelerine istiflediğim, hayatımı eşsiz kılan öykülerim, şiirlerim vardır benim.  Neyse… Öyle işte...

Yemekten sonra balkondaydım. Ilık yaz rüzgârı nazlı nazlı esiyordu. Balkon demirlerine dayanmıştım. Avucumla kavradığım  kız belli bardaktan, koklaya koklaya çay içiyordum. Bir an başımı gökyüzüne çevirdim ki... O ne? Of!  Yıldızlar var ya ah o yıldızlar...  Bu gece dikkat ettin mi bilmem... Yıldızlar olağanüstü güzellikteydiler.  Büyülendim. Sarhoş oldum o tiril tiril görüntüden...  Başım döndü...  Elimi uzattım gökyüzüne... En parlak yıldıza “Elimden tut yoksa düşeceğim.” diye seslendim. Dayanamadım sonra… Fırladım sokağa... Yürüdüm… Yürüdüm... Kendimi bizim köyün sahilinde buldum birden... Ayakkabılarımı çıkardım. Elime aldım.  Kumsalda yalınayak yürüdüm. İskeleye çıktım. Tahta iskelenin ucu sıra yürümeyi sürdürdüm. Ağustos böcekleri var ya… Of!.. Ağustos böcekleri  cır cır  ötüyorlardı.  Olur  mu hiç? Ne işleri var deniz kıyısında? Benim bildiğim... Cırcır böcekleri, denize, suya değil; ağaçlara, yapraklara aittirler...  Hey!.. Yoksa öten beynimin içindeki cırcır böceği miydi? Bilemedim. Deniz… Karanlıkta bulanık göründü gözüme… “Tamam!” dedim. “Acele et! Tam vakti....” Bu kez bir şairin dizelerine dayadım sırtımı şööyle...  Şair sözünü her daim hakikat belledim. Şimdi… “Beynimdeki o yaralı cırcır böceğini… Usulca elime alıyorum… O bulanık sulara atıyorum.” dedim kendi kendime… Attım… Oh! Sustu...  Kurtuldum işte... Bitti.   



13 Haziran 2011 Pazartesi

Kahve Molası - Bir Rüya - Her Şey Birdenbire Oldu...


Az önce  kahve molası verdim. Hem kahvemi hüpletip  hem  Hayal Kahvem'e rüyamı yazmak niyetindeyim. Bak şimdi... Gece... Dün gece... Her şey birdenbire oldu... Epeyce yorgundum tamam mı? Bizim köyün köyündeki evde arkadaşlarla buluşmuştuk. Sevinçli bir telaş içinde tüm gün koşturup durmuştum. Her güzel birlikteliğin sonu vardı tabii.  Günün sonunda evli evine köylü köyüne gitti. Ben bir yere gitmemiştim bu sefer. Uzatmaları oynamak istemiştim.  Gece köyün köyündeki evde tek başıma kalmıştım.  Kanepeye usulca oturmuş, dinlenmek amacıyla ayaklarımı uzatmıştım. Bir iki kitap karıştırmıştım önce... Hangi kitaplardı? İnan hatırlamıyorum. Şiir kitaplarıydı galiba. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Nasıl bitkindim anlatamam. Sanki kafamı koysam… Kafam yastığımın yumuşaklığını bulur bulmaz... Anında uyuyup kalacaktım… Hal böyleyken bünyem uyumaya inatla direniyordu. Efendime söyleyeyim...  Sanki gözümü kapasam… Bırak gözümü kapamayı, kirpiklerimi kırpsam... Yer yerinden oynayacakmış gibi  yüreğim telaşla “dur, sakın gözlerini kırpma” diye yalvarıyordu. Tuhaf bir korku kaplamıştı içimi.  Oysa.. Ne vardı ki? Turgut Uyar’ın o muhteşem Geyikli Gece şiirinde dediği gibi… “Halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta…” Yooo… İnsan bu halde ne kadar dayanabilirdi?  Direnemedim daha fazla tabii... Birdenbire  kırptım kirpiklerimi. O kirpik kapama açma esnasında... Tam o anda... Ne olmuşsa olmuştu işte… Ben birdenbire kendimi bir ormanın derinliklerinde bulmuştum. Geceydi tamam mı? Bir ağaca yaslanmış ayakta duruyordum. Geyikli gecenin arkası ağaç… Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü… Çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı… Kendi kendime konuşuyordum. “Hiçbir şey umrumda değil diyorum… Aşktan ve umuttan başka…” Sonra şaşkınlıkla etrafıma bakınıyor, “Ah, Tanrım. Burada ne yapıyorum?” diye haykırıyordum. Of… İstanbul  aklıma bir gidip bir  geliyordu biliyor musun? Anlamıştım. Geçen hafta gidememiştim ya... İstanbul  fena halde burnumda tütüyordu. Gözlerimde bir çıban gibi büyüyor İstanbul… Ellerim kapıyı pencereyi çivilemekle meşgul… “Harlanma şehrim birgün dönerim… Harlanma şehrim sende ölürüm.” diyesim geliyordu ki...  Her şey birdenbire oldu... Birdenbire vurdu gün ışığı yere... Birdenbire kendime geldim. Değişik bir rüya görmüştüm gene. Görüyor musun, bir göz kırpması zaman diliminde hemde..  Şimdi... Bu hafta  İstanbul'a gitmeyi  birdenbire aklımdan geçirdim... Heyy! Sana bir şey söyleyeyim mi?  İstanbul'u aklımdan geçirdiğim anda... Sevinç birdenbire oldu... "Tuhafsın!" diyorsun değil mi? Ne bileyim? Tuhaf ne ki?  Du bi... Yazamayacağım daha fazla...  Bugün pazartesi... Çok işim var. Çoook. Tamam. İşe dönmeliyim. Kahve molam bitti.   Şeyyy... "Hayırdır inşallah" demeyi unutma e mi?


NOT:  Orhan Veli'nin Birdenbire adlı şiirinin, Turgut  Uyar'ın Geyikli Gece adlı şiirinin ve Ahmet Erhan'ın Şehir adlı şiirinin bazı dizleriyle bir rüya anlatmaya çalıştım.  Resim ise Cennetteki Yabancılar çizgi romanın bir  karesidir. Koyulaştırılmış cümleler alıntıladığım dizelerdir. Bu Kahve Molası'nda gene şairlerin dizeleriyle oynadım. Hiç aklımda yoktu böyle bir yazı yazmak. İstanbul geldi ya aklıma... Her şey birdenbire oldu:)