ece ayhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ece ayhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2021 Perşembe

Bazan Saçmalama Hakkımı Kullanırım:)

"Oğullar oğulluklarından sessizce çekilmesini bilmelidir abiler." 
Ece Ayhan/Mor Külhani

Hava  atmaksa atıyorum... Sosyoloji kitaplarımı aldım... Fotoğraf çekmek niyetiyle koltuğun üzerine sıraladım. Pandemi döneminde İstanbul Üniversitesi'nin  ikinci üniversite kapsamında Sosyoloji bölümüne kayıt oluverince... Off... Yeminle ben beni  tanıyamıyorum. Yepisyeni mecralara akıyorum. Dersler, konular, kitaplar uçuruyor beni...  Talebe, talep eden demekmiş.  Sosyoloji bölümünün talep edeniyim. Talepkârım...  Ve  çılgın gibi heveskârım.

Demem o ki;  evet... Talepkârım... Heveskârım... Hatta... İltifatkârım... Cefakârım... Azimkârım... Sebatkârım... Hahha...  Vallahi bambaşka yazı yazacaktım. Bu kelimeler aklımı aldı... Nasıl desem?  Efsunkârım... Zülfikârım... Hatta tehditkârım... Günahkârım. Tövbekârım. Hürmetkârım.  Du bi... Kürdilihicazkârım...  Sanatkârım...  Bestekârım...  Aşikârım. Üstüne üstlük  feci sakarım... Veee... Tutmayın beni... Bu kitaplara şimdi ben...  Şakır şakır akarım:)

NOT- 

Aslında, ne yazacaktım acaba? 

Du bi! Ece Ayhan'ın bir dizesiyle başladığıma göre,  Sosyoloji dersinde feci ilgimi çeken Toplumsal Cinsiyet kavramı,  Toplumsal Cinsiyet kavramında Kadın değil de  Erkek vaziyetleriyle ilgili muhabbet edecektim besbelli.  

İşte bu rotada  yol alacaktım ki, kelimelerin illüzyonuna kapıldım. 

Hımm... Galiba bu geçersiz bir çıkarım. Ölçüsüz aktarım. Ekolojik olmayan tarım. Hatta döngüsel tasarım.  Ve de içeriksel onarım. 

Uzatmayayım. Ayıptır söylemesi, bazan böyle saçmalarım:)


2 Mayıs 2011 Pazartesi

Edebi Bilmeceler


1) 1926, Ankara doğumlu. Askeri Memurlar okulunu bitirdi. Bir süre subay olarak çalıştı. 1958'de askerlikten ayrılarak Selüloz Sanayii'ne girdi. 1968'de emekliliğini isteyerek memuriyetten ayrıldı. Kim olabilir?


2) 1914 Trabzon doğumlu. Maliye bakanlığı hesabına yüksek öğrenimini yapmak için Paris'e gönderildi. Orada üç yıl Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okudu. Avukatlık yaptı. Kim olabilir?


3) 1931,Erzincan doğumlu. Siyasal Bilgiler Fakiltesi'ni bitirdi. Maliye Müfettiş Muavinliği, Maliye Müfettişliği yaptı. Kim olabilir?



4) 1931, Muğla doğumlu. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Kaymakamlık yaptı. Kim olabilir?




5) 1928, İstanbul doğumlu. İstanbul Erkek Lisesi'ni bitirdi. Kapalı Çarşı'da Sandal Bedesteni'nde antikacılık yaptı. Kim olabilir?



6) 1936, Mersin doğumlu. Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünü bitirdi. Muğla Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Kim olabilir?




7) 1933, Ergani doğumlu. Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. Maliye Müfettiş Muavinliği, Gelirler Kontrolörlüğü yaptı. 1965'te devlet memurluğundan istifa etti. Kim olabilir? 



CEVAPLAR:
1) Turgut Uyar
2) Oktay Rifat
3) Cemal Süreya
4) Ece Ayhan
5) Edip Cansever
6) Özdemir İnce
7) Sezai Karakoç

NOT: Kanat Atkaya'nın  gazetedeki köşe yazısında  okudum. Hayal Kahvem'e alıntıladım.

5 Nisan 2011 Salı

"Kimse Hissetmiyorsa, İçlenmenin Manası Ne?"


Kapıyı açar açmaz anladım. Canı sıkkın... Belki birşeylere içlenmiş. Üzerine bonbon pembesi sabahlığını geçirmiş. Saçlarını mı kestirmiş acaba? Sorsam mı? Yok, sormamalıyım.  Dikkatsiz ve ilgisiz olduğumu düşünebilir. Çok hassas görünüyor. İncinebilir. Telefondaki sesinden anlamıştım aslında... Fena halde şımartılmaya ihtiyacı var. Eminim. Ceketimi çıkartırken, gözlerinin içine  baktım. En  abla sesimle "Afedersiniz, "sizde eski harf Kalp Ağrısı bulunur mu?""diye sordum. Gözlerinin kenarlarıyla gülümsedi. Cevaben "Bu akşam canım hiç yemek yapmak istemiyor." dedi.  Koltuk altına bir kitap sokuşturmuş. Keyifsiz görünüyor. Çocuklardan küçüğü televizyonun karşısında. Çizgi film seyrediyor. Büyüğü ise yanıma geldi. Koklaştık teyze yeğen... "Aaa! Tamam" dedim. "Derdin bu mu? Ben şimdi mutfağa girer hemen yemeklere girişirim! Şahane makarna yaparım mesela... Ne dersin?" "Yemezler ablam, yemezler. Makarna sevmezler bizimkiler." dedi. "Nasıl yani?" dedim. "Ben makarna pişireceğim de yemeyecekler öyle mi? Hey gidi hey! Benim pişirdiğim makarnayı yemeyen çocuk henüz dünyaya gelmedi!" diyerek mutfağa girdim. Büyük yeğenim yanıma geldi. Usulca: "Ben makarna yerim teyze." dedi. Güldüm. O da güldü. On dört yaşın tüm masumiyetiyle güldü. Benim kardeş salondan "Kitap okumak istiyorum. Ayşe Kulin'in son kitabını okuyorum. Tam kolej günlerini anlatıyor. Yemekle uğraşmak istemiyorum. Offf!" diye söyleniyor. Hoşuma gitti. Çocuklarına asla toz kondurmaz çünkü.


"Tamam canım. Sen kitabını oku. Anlıyorum seni. Bazen bana da gelir böyle iyi saatte olsunlar. Ben yemekleri hazırlayacağım. Sen keyfine bak bir saat kadar." dedim. Yeğenimle tencereye su koyduk. Makarna pişireceğim. Buz dolabını açtım. Yıkanmamış ıspanaklar var. Çıkardım. Ayıklayıp yıkamaya başladım. Kardeşim dayanamadı. Elinde kitabıyla mutfağa geldi. "Aaa! Ispanak da  mı pişireceksin." dedi. Şımarık kardeş edasıyla, dudaklarını sarkıta sarkıta: "Canım ıspanakları yıkamak istemedi." dedi. "Makarna suyu kaynayana kadar ıspanaklar yıkansın. Hazır edeyim." dedim.  Gülümseyerek "Annem sağken bize geldiğinde, ıspanakları benim yıkamamı hiç istemezdi. Ben işten gelene kadar yıkardı biliyor musun? Nasıl hora geçer, hoşuma giderdi. Madem annen yok, arada ablan annelik yapsın sana" dedim. Bakışlarımızdan buğulu bir bulut geçti. "Aaa! Ben ıspanakları hazır ederken sen kitabı bana anlatsana, neler okudun bakalım?" dedim. Hemen havası değişti. Öğretmenlik olunca bünyede, anlat deyince dayanamaz. Bir de nasıl şahane anlatır yaramaz! En büyük hayranı benim. İştahlı iştahlı kitabı anlatmaya başladı. Ayşe Külin'in çocuk yaşında komşularının oğluna nasıl aşık olduğunu... Çocuk  yurt dışına mı gitmiş yoksa yatılı okula mı gönderilmiş, orasını tam anlayamadım ama... Çocuğun fotoğrafını evlerinden aşırdığını... Gece uyumadan önce bu fotoğrafı öperek yastığının altına koyduğunu... Sonra bir fotoromanda erkekle öpüşen bir kızın, bir kaç kare sonra hamile olduğunu öğrenince, kendisinin de çocuğu fotoğrafından öptüğü için hamile olduğunu düşünüp nasıl korktuğunu... Öyle tatlı tatlı, neşe içinde anlattı ki anlatamam. Bu arada farketmeden  ıspanak için soğan doğradı. Salça ekledi. Pirinç yıkadı. Yanyanayız. Mutfaktayız. "Ne güzel anlatıyorsun!" dedim. "Ben bu kitabı hiç okumayayım canım. Sen bana anlatırsın. Ne dersin?"  Bu kez dudakları ve gözleriyle dolu dolu güldü. Sonra muzipçe: "Abla, yemekleri ben yapacam dedin, kitabı anlatırken  çaktırmadan her işi bana yaptırdın. Sana ne demeliyim?" dedi. Yanağına  küçük bir öpücük kondurdum. " Senin derdin "Yalnızca psikolojikmiş, öpülünce geçermiş."" dedim.  Güldü. "Öyleymiş." dedi. Arabaya bindiğimde Yaşar  söylüyordu: "Bülbülde gam, ben de hazan.. Selvi endam sendeydi güzel.. Ah bu ne gam, bu ne siyah.. Seyr-ü sefalar sendeydi güzel."  Bu şarkı bir tangoydu. Arabayı sürerken bağıra bağıra bu şarkıyı söyledim. Güneş uzaklarda bir yerde, dünyanın gerisine doğru kayboluyordu. Sabah doğum günümde  yeniden doğacaktı. Veeee... Nananaomm... Ben... Ver elini İstanbul Film Festivali... Kısmet olursa, festivale açılış yapacağım...   Festival için seçtiğim ilk film, hep televizyon ekranından  seyrettiğim, hiç beyaz perdede seyretmediğim üç efsanenin, Marilyn Monroe, Tony Curtis ve Jack Lemmon'un filmi... Bazıları Sıcak Sever...  Ardından iki film daha seyredeceğim. Sonraaa... Festival boyunca iki haftada iki kere daha İstanbul Film Festivali'ne gideceğim. Amaa... Festivalin son günü...  Kısmet olursa... Kardeşle birlikte İstanbul Film Festivali'ne gideceğiz. O gün  ikimiz de hiç yemek pişirmeyeceğiz. Kardeşle bir sinemadan çıkıp diğerine gireceğiz. Hayatımızı eşsiz kılacağız. İnsanlık gereği... Ömrümüzün bazı yerlerinde tabii ki içleneceğiz. Ama düşünsene, "Kimse hissetmiyorsa, içlenmenin manası  ne?

NOT: Koyu renk ilk cümle Ece Ayhan'a, diğerleri ise Metin Üstündağ'a aittir.