gallieno ferri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gallieno ferri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2011 Çarşamba

Binlerce Kasırga Aşkına!


Of! Anlatmayayım dedim ama dayanamayacağım. Anlatmalıyım. Bak şimdi... En son Kadıköy'deki Büyülü Rüzgâr'a uğradığımda Zagor'un dev albüm diye çıkarılan dergi ebatındaki macerasını tüm merakımla satın almıştım. Yanında Judas diye başka bir çizgi roman cildi duruyordu. Hep Zagor okuyorum ya... Arada başka çizgi romanları okumak istiyordum aslında. Mesela Mister NO'yu... Bu yıl Eylül ayında vefat eden Sergio Bonelli hem Zagor'un hem Mister No'nun ilk yazarıydı. Gözüme o gün nedense Mr. NO değil, Judas takıldı. Ve Judas'ın  ilk cildini satın aldım. Severek okudum. Bu akşam... Yemekten sonra... Çalışma odamdaki kitapların arasında henüz naylon torbasından çıkarılmamış Zagor'un Ölü Orman adlı macera kitabını gördüm. Aslında epey olmuştu bu kitabı alalı... Zagor'un 115. cildiydi. 114.ciltteki maceranın devamıydı. 114. cilt kitapçıda kalmamıştı. Önce maceranın başladığı cildi bulmak niyetinde olduğum için, satınaldığım kitabı okumamıştım. Bu gece dayanamadım. Zagor'u naylonundan çıkardım. Koltuğa oturdum. Önce maceranın özetini okumaya başladım. Vallahi hilafım yok... Bir önceki kitaptaki maceranın özeti bile ilaç gibi geldi bana. Oh ya! İşte bu! Sonra ben bir daldım ki Zagor macerasına sorma gitsin... Hey! Darkwood ormanındaydım tamam mı? Entak adlı bir kızılderili, esir aldığı herkesi içmeye mecbur ettiği esrarengiz suyla iradesi altına almaktaymış.  Öyle özellikli bir suymuş ki bu, içenleri iradesiz birer köle haline getirirken aynı zamanda insanüstü bir güç kazandırmaktaymış. Dedemin hileli ilaçları aşkına! Bir önceki macerada Çiko'yu bile kaçırıp köleleştirmişler! Ne fena! Şimdi askerlerle Entak'ın adamları kapışıyorlar. Allahım, çizimler var ya olağanüstü. Siyah beyaz çizgiler büyüler mi insanı? İnan bana büyüler! Karamba karambita! Ben büyülendim! Ayrıca itiraf etmeliyim ki ben Zagor karelerindeki sesli ve sözlü efektlerin resmen hastasıyım! Bu macerasındaki  kocaman seslendirme kelimeli karelere bakar mısın mesela... Müthiş!

 

Belki  bu yazıma denk gelenler arasında, aynı benim Zagor maceralarını sevdiğim gibi, Judas maceralarının takipçileri olabilir. Yoo... Sevdim Judas'ı ben... Gerçekten... Ama Judas çok sahici biri... Zagor...  Zagor maceraları ise benim hayal çarklarımı fena halde kışkırtıyor. Binlerce kasırga aşkına!, Sülalemin bütün bıyıklıları adına!, Darkwood'un davulları aşkına!, Karamba karambita diyerek öfkelenip heyecanlanmayı çok seviyorum. Davul çalan karelerde kocaman TUM TUM TUM, yangın çıktığında kocaman WWAAAPP!, bıçak  veya ok saplanmasında kocaman SWAACK!, biri yere düşünce ya da bir şey çarpınca kocaman THUUD!, Zagor'un  elindeki baltayı çevresindekilere şöyle bir savurduğu karede kocaman SWIIISH! kelimelerini görmeyi seviyorum. O kadar içime işlemiş ki bu koca koca seslendirme kelimeleri... Ne yapıyorum biliyor musun? Denize atladığım anda yanımda kocaman bir SPLASH!, şimşek çaktığında gök yüzünde kocaman bir RRRUMBLE, aşırı rüzgâr varsa camdan baktığımda kocaman bir  WHOOOSSSH kelimesini resmen   görüyorum. Tabii bunları kimselere söylemiyorum. Gene "Tuhafsın!" derler bana biliyorum... Sonraaa... Hakkaniyetli bir adam Zagor. Haktan, haklıdan yana... Neyse daha fazla uzatmayayım... Bu maceranın sonu Zagor'un şu sözleriyle bitiyor: "Şimdi kendi kendime soruyorum... Alın yazımızın ne kadarı talihin karşımıza çıkardığı insanlara bağlı?" Hımm... Sana bir şey söyleyeyim mi, ben Zagor'u felsefesine kadar seviyorum:)


 


26 Eylül 2011 Pazartesi

Geç Buldum Çabuk Kaybettim!



Tuhaf ve muhtelif merakları olan biri olarak, ilgi alanım geniş,  dikkatim çok dağınık... Bu durumda asla hiç bir şeyde uzmanlaşamıyorum.  Bu yaşıma geldim. O kadar kitap okudum. Filmler seyrettim. Şehirler gördüm. Hangi konuda uzmanlaştın diye sorsan..."Hiiiççç!" diyebilirim. Neden? Daldan dala atlayan hercai meraklı bünyeye sahip olunca  her ilgim yarım yamalak kalıyor. Kendimi geliştiremiyorum. İşte o nedenle kendimi her şeyi yemeye aç bir yabani gibi hissediyorum. Mesela çizgi roman  okumaya çocukluğumda başlamıştım. Ailemden gizli okurdum. Kızlar çizgi roman okumaz derdi ailem. Keçi gibi inatlaşırdım. Yasak mı? Yemez içmez harçlığımla bulur buluşturur satın alırdım. Ders kitaplarımın içinde gizli gizli o siyah beyaz çizgilerin arasına balıklama dalardım. Nedense Zagor cezberdi beni. Çoğunlukla Zagor okurdum. Hayal dünyam çok genişti. Darkwood ormanında sarmaşıklara tutunur daldan dala uçardım sözgelimi. Tommiks, Teksas okumaz mıydım peki? Okurdum elbet. Fakat mahallenin çocuklarıyla çizgi romanlarımızı değiştirirken kimin elinde Zagor varsa onun  elindekileri almaya çalışırdım. Aradan yıllar geçti. Benim ilgim dağıldı. Okunacak sayısız kitap vardı. Zagor hafızamın arşivlerinde saklı kaldı. Sonra ara ara Zagor aşkım tekrar tekrar nüksetti. Her fırsatta Zagor satın alıp, daldım Darkwood ormanına... O çizgilerin arasında kim zaman kendimi nehirde kütük üstünde birbirini devirmece oyunu oynarken buldum. Kimi zaman kız zagor baltası yapmaya heves ettim durdum. Patatesten tut da sabuna kadar muhtelif nesnelerden Zagor baltası yapmaya kalktım. 

 
İyi de kimdi Zagor? İlk kim çizmişti? İlk kim Zagor'u hayal edip, hayata geçirmişti? Merak et değil mi? Her Zagor'la karşılaşmamda hakkında yeni bir şey öğrendim. Bu durumda Zagor'u  her seferinde yeni yine yeniden keşfettim. Geçen hafta İstanbul Sahaflar Festivali'ne gittiğimde "Bütün macera çizgiler tek ciltte... Yalnızca kolleksiyoncular için 100 adet... Kaçırılmayacak bir araştırma koleksiyonu" başlığında Macera Çizgi adlı bir kitap görünce havada kaptım. Kitabın içinde memleketimizde çıkan çizgi romanlar hakkında kısa kısa bilgiler vardı. Hemen açıp Zagor hakkında yazılanları okudum.  Zagor demek Ferri demekti tabii. Bunu biliyordum. Geçen sene Ferri memleketimize gelmişti. Çok istediğim halde gidip görememiştim. Peki Zagor'u yazan kimdi?  Her macerasında farklı isimler görüyordum. Oysa 1929 Cenova doğumlu Gallieno Ferri, 1960 yılında Sergio Bonelli'yle tanışmış. İtalyan çizgi romanının en verimli ikilisi böylece bir araya gelmeye başlamış. Bonelli yazmış, Ferri çizmiş ve 1961 yılında Zagor, 1975 yılında ise Mister No doğmuş. İşte bunca yıllık Zagor okuru olarak Sergio Bonelli'yle yeni tanışmıştım. Zagor'u ilk yazan kişi. Bugün gazetelerde okudum ki Sergio Bonelli ölmüş. Çok üzüldüm. Geç buldum çabuk kaybettim denir ya hani... Toprağı bol olsun. Düşünebiliyor musun? 50 yıl önce yazdığı çizgi roman kahramanları hiç yaşlanmıyor. Hiç ölmüyor.  Okurları Zagor ve Mister No okudukça Sergio Bonelli yaşlanıp ölür mü peki? Mümkün değil. Ne hoş! Karamba karambita Sevgili Bonelli. Şimdi elime bir kaç Zagor macerası alacağım. Yazar Sergio Bonelli'nin yattığı yer ışıklı olsun diye bol bol Zagor okuyacağım.


5 Kasım 2010 Cuma

Gene Tuhaf Bir Rüya Gördüm... Hayırdır İnşallah!


Bak ne anlatacağım sana… Gece var ya.. Tuhaf bir hal geldi başıma. Bu gece biraz hüzünlüydüm. Teselli bulmak ümidiyle yatmadan önce Zagor’un koca bir çizgi romanını okuyup bitirmiştim. Sonra balkona çıkmıştım… Kafamı kaldırıp uzun uzun gökyüzüne bakmıştım. Allah seni inandırsın, öyle bir mehtap vardı ki gökyüzünde, gülümsemesini kıskanmıştım. Sonra yatıp içimi çeke çeke  uyumuştum.


Çok iyi hatırlıyorum. Hatta uykuya dalarken işittiğim kendi sesimi, Don Çiko Felipe Cayetano Lopez Martinez Gonzales'in yani  Çiko'nun uyku halindeki "Roonnn! Roonn!" diye çıkardığı sesine benzetmiştim. Zagor okuyup yattım ya bu kadar hayal görmem çok normal diye düşünmüştüm. İşte son hatırladığım buydu. Dalmışım. O ne? RRRUMBLE!... Evet… Evet… “RRRUMBLE!” diye gök gürlemesiyle kendime geldim. Fırladım olduğum yerde. Doğruldum… Olamaz! Allahım ben neredeyim? Sıcacık yatağımda olacağım yerde, bir ormanın derinlerindeyim. Ne zaman buraya geldim? Aaaa! Baktım çevreme şöyle… Darkwood Ormanı'nda değil miyim? Anladım galiba. 1001 Roman Yayıncılık tarafından organize edilen “Çizgi Roman Günleri” ne katılacak olan  Gallieno Ferri, Perşembe gecesi  Kadıköy'deki “Zagor Gecesi”nde sevenleri ile bir araya gelecekti. Hımm.. Ben hususi sebeplerim nedeniyle gidememiştim. Üzülmüştüm ne yalan söyleyeyim. Kaç kere derin derin iç çekmiştim.

Eve geldiğimde hüzünlü hüzünlü mutfağa girmiş,  yeni öğrendiğim usulde bir tepsi ıspanaklı  pastırmalı  börek pişirmiştim. Sonra iyice acı çekeyim diye o böreğe karşıdan bakmış, elimi dahi sürmemiştim. Anlayacağın gece acının vergisini vermiş, gülün haracını ödemiştim de hüznü demirbaş defterinden düşmeye gelmişti sıra… Sonra Zagor’un macerasına dalıncaaa… Aaa! “Darkwood’un bütün davulları adına!” Hüznün demirbaş defterinden düşülmesi için bu ormanda ne işim vardı benim? Ne yalan söyleyeyim, önce epeyce tırstım. Sonra topladım kendimi… Şöyle bir silkelendim. Madem Darkwood Ormanı'ndaydım. Hemen kendime bir silah yapmalıydım. Hangi ağacın arkasından kim çıkacak nereden bilebilirdim?  Ama elimde malzeme yoktu ki… Ateşli silah icat edemeyeceğime göre… Ne yapacakktım? Bakındım etrafıma.  Zagor okuruydum ya hemen aklıma bir fikir geldi.  Her yer taş doluydu. Zagor baltası yapmaya karar verdim. Taşların elips formunda olanından hemen bir tane seçtim. Bir de çok ince olmayan düzgün bir ağaç dalı buldum… Üzerimdeki kazağın ucundan azıcık çekerek yeteri kadar ip elde ettim. Aaa! Cebimde bıçak vardı nasıl olduysa… Biliyorsun bu yaşadığım bir rüya… Cebimden çıkardığım bıçakla, çok ince olmayan ağaç dalına gerekli formu verdim. Tamam işte… Köteklik bir değnek elde etmiştim.  Nerden mi biliyordum bütün bunları? Zagor'un Sözü Bu! bloğunun  müdavimiydim. Ordan öğrenmiştim. Dalı ve elips şeklindeki taşı elime aldım. Taşı koyacağım en uygun yeri bulmak için tabii ki epeyyce titiz davrandım.


Çünkü taşın sopanın üzerinde (sopa dikken) ipsiz de durabilmesi gerekliydi. Artık asıl zor bölüme, yani taş ile sopayı birleştirmeye geldi.  Farklı açılardan, çaprazdan, tersten, düzden ipi geçirip, taş ile sopanın birlikteliğini sağlamlaştırdım. Allahtan elim yatkındı bu tür işlere…  Sonunda zevkle ipin düğümlerini attım. Nanananooom! Baltam hazırdı.  Sağlamlığını test etmek için baltayı havada şööyle bir salladım.


Aaa! "SWIIIS!...” efekti… Evet… Duymuştum işte! Zagor ne zaman baltasını savursa çevresine, kocaman bir "SWIIISS!” yazmaz mıydı o karede? Yazardı. Tamam öyleyse baltama merhaba diyebilirdim. "Merhaba Baltam" der demez "Merhaba" diye bir erkek sesi işittim. Başımı çevirdim ki o ne? Atalarımın bütün bıyıklıları adına! Zagor'un efsanevi çizeri Ferri  var ya... Evet... Karamba karambita!  Elinde kalemiyle Ferri karşımda değil mi? "Nasıl yani? Siz bu gece Kadıköy'de sevdiklerinizle buluşmayacak mıydınız?" dedim. Gülümsedi. "Gel bakayım yanıma," dedi. Utana utana  yanına gittim. "Elindeki  Zagor baltasını ver bana," dedi. Bunca yıldır heves ederdim Zagor baltası yapmaya. Ancak bir tane yapmıştım. "Şey, amaaa..." diye tutukluk gösterince, "Nazlanma! Ver! Ver!  İmzalayacağım," dedi.


Bu sözleri duyunca birden başım döndü. Allah seni inandırsın, son anda  Darkwood Ormanı'nın sarmaşıklarına tutunmasam yere yuvarlanabilirdim. Neden mi?  Nasıl sorarsın bunu bana?  Tabii ki Ferri'nin dediklerini işitince ayağım yerden kesildi. Benim hem Zagor baltam yoktu hem de Ferri'nin imza gününe gidememiştim. Şu hayal alemi ne muhteşem bir şeydi.  Demiştim ki kendi kendime "Hayal ederim ben de!" Ne var ki?  Evet... Yaptım yapacağımı gene... Saatin alarmını ayarlar gibi hayalimi kurdum. İşte rüyamda Zagor baltama kavuşmuştum. Hem de imzalısını... Hem de Zagor'un efsanevi çizeri Ferri tarafından imzalanmıştı işte...  Resmen hüznü demirbaş kaydından ellerimle düşmüştüm. Tüm efkarım birdenbire  kaybolmuştu. Ne olacak ki?  Bir şey istiyorsam eğer, aynen saat kurar gibi hayalini kurarım. Sahisi olması asla gerekmez. Benim bünyem alışık. Karamba Karambitaa! Bana bu hayal fazlasıyla yeter!  İşte uyandım şimdi ve bunları Hayal Kahvem'e yazdım. O ne? Bir de ne göreyim sahici börekler yanımda değil mi?  Birden iştahım açıldı. Oy  oy oy! Bu börekler sabaha kalmaaaaz! Az sonra bitecekler! Aaa! Şimdi aklıma geldi. Ferri İtalyan değil miydi? Benimle o kadar güzel Türkçe  nasıl konuştu peki? Binlerce kasırga aşkına!  Hey! Hayyallerimde spontane tercümeler bile başladı artık! Aaa! Ne güzel..  Eczacı dedemin hileli ilaçları adına! Gene Tuhaf bir rüya gördüm... Hayırdır inşallah!

1.NOT : Hilmi Yavuz'un Sırası Gelince adlı şiirinin gerçek dizeleri şöyle... "acının vergisini verdik, gülün haracını ödedik, hüznü demirbaş defterinden düşmeye geldi sıra"
2.NOT :  Zagor kareleri ve bilgileri Zagor'un Sözü Bu Bloğundan alınmıştır.

16 Ekim 2010 Cumartesi

Çizgi Roman Seviyorum. İyi De Niye İlla Zagor Okuyorum?

 
"Kanat Atkaya'nın yazılarını okumayı severim. Hele eskiden kankaları Riko ve Topestolu yazılarına bayılırdım. Uzun zamandır Riko ve Topestolu yazılarına denk gelmedim. Kendine has muhabbetleri vardır. Mesela Topesto "iyi misin?" diye sorarsa, Kanat Atkaya "Bebek bisküvisinin kapak güzeli kadar gürbüzüm." diye cevap verebilir. Oturur günler boyu şampiyonlar liginde kimi tutacaklarını tartışırlar. Belki bu muhabbette Kanat Atkaya Liverpool'u sırf forması kırmızı olduğu için bile tutabilir. Bir Beyoğlu çocuğudur. Cimbom hastasıdır. Kahramanlarını saymaya kalksa, country şarkıcısı Johnny Cash'ten Rezervuar Köpekleri'nde Michael Madsen'ın canlandırdığı karaktere, Hegel'den Zagor Tenay'a kadar uzanan bir liste karşımıza çıkabilir. En sevdiği yemek yaprak sarma, en sevdiği yer Arkeoloji Müzesi'nin bahçesi, en sevdiği Türk filmi Neşeli Günler, en sevdiği Türk tiyatrocusu Ferhan Şensoy, sevdiği çizgi roman kahramanlarından bazıları Krazy Kat ve Pekos Bill... Ruh haline göre, seyrettikleri ya da dinledikleri değişebilir. Kimi zaman sadece Brazil filmini seyredebilir. Lee Perry'nin Kung Fu Meets The Dragon albümünü dinleyebilir. Evcimendir. Günlerce evden çıkmadan yaşayabilir. Hey! Martı Göve li yazılarını da unutmamak lazım. Bir de ev taşıma hikayelerini tabii... Ya müzik festivalleri nasıl seçilir, nasıl gidilir vaziyetleri... Ondan öğrenmişimdir inan ki. Şapka, çamura karşı lastik çizme, iki tişört, diş fırçası, bi bermuda, her gün için bi don, güneş gözlüğü ve yağmurluk. O kadar. Daha kısmet olmadı bir müzik festivaline gidebilmek. Gitmeye niyetlenirsem sayesinde neleri götüreceğimi öğrenmişim işte."  Buraya kadar yazdığım cümleleri, "hangi durumlarda baskı rejimine evet denir?" başlıklı yazımda yazmışım. O yazımdan cümleleri aynen  buraya alıntıladım. O günden bugüne ne değişti peki? Kanat Atkaya geçtiğimiz yaz  evlendi. En son evleneceğini düşüneceğim kişilerden biriydi. Neyse demek ki Kanat Atkaya kendine yeni bir yol seçti.
 
 
Bu sabah baktım ki o ne? "Hürmetler mütemadiyen ey Baltalı İlah!" diye bir başlık  yazmıyor mu gazetedeki köşesinde. Hey! İlgimi hemen o köşeye yönelttim. Bilirsin Zagor okumayı severim. İzmit'te Zagor satılmıyor. İstanbul'a her gidişimde mutlaka satın almaya çalışıyorum. Kitap okumak bir tutkudur bende. Tamam, iyi ama neden çizgi roman okumayı da çok seviyorum? Haydi çizgi roman okumayı seviyorum diyelim, peki neden okumak için illa Zagor'u seçiyorum? Bak şimdi... Hafta içi gün boyu çalışıyorum. Oldukça yoğun bir işim var. Bilirsin  satış mantığı, üzerine bir fiyat konularak serbest piyasaya arz edilen metalar arasında herhangi bir ayırım gözetmez. Elbise de bir metadır, kitap da, poliçede. Ben sigorta poliçesi satıyorum. Benim işimde serbest tarife sistemi işliyor. Hiç şikayetim yok. Gayet güzel. Çünkü rekabet müşteriye büyük avantaj sağlıyor. İyi ama her şeyin bir yolu yordamı olması gerekmez mi? Para kazanacağım diye bu kadar mı boğazlar insanlar biribirilerini? Dirsekleye dirsekleye, itişe kakışa mı iş yapılacak illa ki? İrili ufaklı dolaplar  çevirmeye kalkanlar, saçma sapan düzenlenmiş sözümona  tuzaklarla yenmeye, mat etmeye kalkmalar... Sonra ufak yer tabii... Herkes tanıyor biribirini... Karşı karşıya gelince de, sanki hiç bir şey olmamış gibi binbir şirinlik sergilemeler. İşte yaşam içinde karşılaştığım bu tip  insan zaafları, küçük kurnazlıklar, gülünç hileler zıvanadan çıkarıyor beni. Bunca yıldır çalışıyorum değil mi, alışkın olmam lazım aslında bu tip insan hallerine... Yok olmuyor... Alışmak ve kabullenmek istemiyorum. İşte gene böyle bir haldeydim geçtiğimiz günlerden birinde. Kafam karışık eve dönmüştüm. Elim Zagor'a gitti. Birbirini tamamlayan iki macerası Batı Yolu ve Sierra Balanca'yı arka arkaya okuyup bitirdim. Oh! Ne iyi seçim yapmışım. Tek kelimeyle şahaneydi. Hele bazı karelerinde inan bana kahkahayla güldüm. Zagor bu maceralarda Mormon göçmenlerine yardımcı oluyordu. Mormon göçmenleri bilirsin çok eşli ve çok çocuklu olurlar. Maceranın bir yerinde Mormon reisinin iki kızı ortaya çıkar. Sara ve Raşel... Sarışın olan peri kızı gibidir, diğeri ise kara kuru çiroz bir şeydir. Biri Zagor'a diğeri Çiko'ya takılırlar. Babaları kızlarının bekar olduğunu ve isterlerse kendileriyle evlenebileceklerini söyleyince, Zagor ve Çiko'nun halleri o kadar güzel çizilmiş ki çizgi roman karelerinde anlatamam sana... Kitapta görmelisin mutlaka... Zagor remen hapşırıyor.. "HAP-ŞUU!" diye... Anlayacağın Zagor evlenmek lafını duydu ya, bu soğuk espri resmen kanını donduruyor. İşte kimi zaman o kadar iyi gelir ki Zagor okumak bana. Resmen bezgin  ruhuma ilaç yerine geçiyor.
 
 
Kanat Atkaya köşesindeki yazısında, İtalyan ekolünün en uzun soluklu, en sevilen kahramanı Zagor'un 50 yıl önce yazar Sergio Bonelli ve çizer Gallieno Ferri’nin ortak çalışması olarak doğduğunu ve memleketimizde 1962 den bu yana raflardaki yerini koruyan en uzun soluklu çizgi roman olduğunu  söylüyor. Peki neden benim gibiler Zagor maceralarını okumaktan hoşlanıyorlar? Çünkü Kanat Atkaya'nın dediği gibi  "Zagor'da  hem komedi hem korku, hem heyecan kasırgası, hem gizem vardır. Zagor nettir, ekleştirdi mi oturtur. Zagor problemi muhakkak çözer. Zagor dostuna gerçek dost, düşmanına beter böcektir. Zagor korkmaz, korkana da el uzatır. Zagor Baltalı İlah’tır ve baltası hedefi muhakkak bulur, nereye kaçarsan kaç!" 
 
 
 
 
Kanat Atkaya'nın yazısına bir kaç ekleme yapmalıyım. Zagor kadınlara karşı son derece zarif ve yardımsever biridir. En sinirli olduğu hallede bile ağzından küfürlü söz çıkan tek bir kare göremedim. Zagor'un uzun süren, çok ciddi aşk maceraları pek yok. Frida Lang ile evlenmekten son anda kurtulduğu, yakın dostlarından Kaptan Fisleg'in kızı Virginya'nın Zagor'un kitabını yazacak entellektüellikte tahsilli ve zeki biri olduğunu biliyoruz. Ayrıca Gambit, Elettra Warton, Margie'yi Zagor'un unutamadığı aşkları olarak sayabiliriz Evlilik lafının Zagor'a soğuk duş tesiri yaptığını ve sıcak havada bile kanını dondurarak hapşırttığını gözlerimle gördüm.  Resmen bu halinin şahitiyim. İyi ama Kanat Atkaya'da yalnız yaşamaya  düşkün, asla evleneceğine ihtimal vermediğim biriyken evlendi. Zagor'un yarın öbür gün fikir değiştirip evlenmeyeceğine kim garanti verebilir? Şaka bir yana... Ne olursa olsun... Şunu çok iyi biliyorum ki, Zagor kimi zaman bezgin ve kırgın ruhuma ilaç olmuştur. Kimi zaman da mutlu anlarımı paylaştığım çizgi roman kahramanım. Zagor'u ilgiyle okumaya devam ediyorum.  Böyleyken böyle  işte. Bende Zagor'lu vaziyetler bu merkezde.

NOT:  Zagor kareleri Zagor'un Sözü Bu! Bloğundan alınmıştır.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Şimdi Ben Ne Yapayım? Derdimi Kimlere Yanayım?


"Şimdi ben neyleyeyim... Bu şehri ateşe mi vereyim? Of! Şimdi ben ne yapayım? Derdimi kimlere yanayım?" Sabah sabah neden darlandım da söylüyorum bu şarkıyı biliyor musun? Az önce gazetede okudum. "Zagor'un efsanevi çizeri Gallieno Ferri 29. İstanbul Kitap Fuarı'na geliyor." diye yazıyordu. Hey! "Ahhyaaaakkkk!" demez miyim şimdi ben buna! Müthiş bir haber! Büyükçekmece'deki TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi'nde 30 Ekim ve 7 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek fuara gelecekmiş hem de... Atalarımın bütün eli hamurluları ve bıyıklıları adına! Söyler misin kim yaptı bu kıyağı bana? Düşünebiliyor musun hem kitap fuarı... Oy! Her yer kitapla dolu olacak tepeden tırnağa... Hem de Zagor'un efsanevi çizeri Ferri olacak çizgi romanlar arasında! Karamba karambita! Darlatıp beni "Gene mi?" deme ne olursun? "Herşeye heves etme!" diye de söyleme... Ne olacak ki? Bir gün Filmekimine... Bir gün de İstanbul Kitap Fuarı'na... Yooo... Utanırım. Gidip tanışamam belki Ferri'yle... Ama görsem iyi olmaz mı Baltalı İlah Zagor'un ilk çizerini... Zagor'u çizen Sevgili Ferri'yi görmem bana yeter inan ki.. Karamba karambitaaa....Hayal bu ya...