profesör keating etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
profesör keating etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2011 Perşembe

Öğretmenler Günü Ve Şiir


Ölü Ozanlar Derneği'ndeki Profesör Keating, ilk dersinde Carpe Diem'in ne demek olduğunu öğrencilerine anlatan öğretmendir ya hani... "Yaşadığın günü olağandışı yapmaya çalış! Anı yakala!" der. Tamam. İşte  aynı filmde Mr. Keating'in öğrencilerine şiirin ne demek olduğunu  anlattığı bölüm vardır. Olağanüstüdür.  Hayal edelim mi şimdi o sahneyi?  Hani ders zili çalar. Profesör sınıfta sessizce oturmaktadır. Nasıl disiplinli bir okuldur burası anlatamam. Bilirsin "hayat disiplinden ibarettir"i öğreten okullardan...  Mr. Keating'de bu okuldan mezun olmuştur. Şimdi artık bir profesördür ve mezun olduğu okula 19. yüzyıl Edebiyatı dersi  için öğretmenlik yapmaya gelmiştir. Önce öğrencilerinden birine işleyecekleri kitabın giriş bölümünü okutturur. "Şiiri anlamak" başlıklı bu önsözü öğrenci okurken, öğretmen de tahtaya bir yatay çizgi, yatay çizginin sağ ucuna kadar da bir dikey çizgi çizer. Çünkü okunan yazıda şiir üzerine doktora yapmış Evan Pritchard'ın şiiri anlamak hakkındaki açıklamaları, şiir bir çizelgeymiş gibi anlatılmaktadır. Acaba şiirin amacına ulaşması için kullandığı sanatsal ölçü nedir? Bir de bu amacın önemi nedir? İşte çizelgede dik çizgi şiirin yetkinliğini, yatay çizgi ise önemini gösterecektir. Böylece şiirin kapladığı bütün alanla şiirin başarısının ölçüsü bulunacaktır. Şiirin etkisi ve başarısı bir matematik grafiği gibi çözümlenebilir mi? Prpfesör Keating "saçmalık!" diye bağırır ve öğrencilerine kitabın  okudukları bu sayfalarını yırtmalarını söyler. Öğrenciler şaşırlarlar tabii... Hiç kitap sayfaları yırtılır mı değil mi? Ama bu Edebiyat öğretmeni bildiğimiz öğretmenlerden değildir. Öğrenciler bayılırlar bu duruma ve sevinçle kitabın giriş bölümünü yırtarlar. 
 

Profesör Keating bu yaptıklarının bir kavga bir nevi savaş olduğunu söyler öğrencilerine... Bu derste sözcüklerin  ve dilin tadına varmayı, kendileri için düşünmeyi ve  kim ne derse desin sözcüklerin ve fikirlerin dünyayı değiştirebilecek güce sahip olduğunu öğrenmeleri gerektiğini anlatır. Öğrenciler bir "sürü" değil, birer "insan"dır çünkü. Öğrenciler arasında 19.yüzyıl Edebiyatını öğrenmenin kendilerine katkı sağlamayacağını düşünenler vardır illa ki. Öğretmen çocuklara yanına toplanmalarını, onlara bir sır açıklayacağını söyler. Profesör sınıfın ortasında  yere diz çöker. Çocuklar da etrafına toplanırlar.  Nefis bir konuşma yapar. Der ki: "Biz hoş olduğu için şiir okuyup yazmıyoruz. İnsan ırkının birer ferdi olduğumuz için şiir okuyup yazıyoruz. Çünkü insan ırkının içinde coşkular vardır.  İktisat, Mühendislik, Tıp, Ekonomi, Hukuk vs.  yaşamak için gerekli asil birer meslektir çocuklar. Ama şiir .. güzellik...  aşk... sevgi...  biz bunlar için hayattayız."  Çocuklar ilgiyle öğretmeni dinlemektedirler. Profesör Keating Whitman'dan bir şiir ile devam eder. "Ah ben! Ah Yaşam! Hayatın anlamını arayan sorular... İnançsızların sonsuz sırası... Aptallarla dolu şehirler... Bunlar arasında yaşamanın anlamı nedir ki hayat! Cevap ver bana! Cevap ver!" Öğrencilerine bakar ve  "İşte cevap" der öğretmen... "Siz burdasınız. Hayat var ve hep olacak... Hep olacak. Güçlülerin mizanseni devam ederken sen de bir kaç dize katkı yapabilirsin." der. Öğrenciler büyülenmişcesine öğretmeni dinlerler. Son soruyu sorar öğretmen... "Güçlülerin mizanseni  devam ederken sen de bir kaç dize katkı yapabilirsin!" der  tekrar ve öğrencilerinin gözlerine tek tek bakarak sorar: "Sizin dizeniz ne olacak?" Robin Williams'ın olağanüstü oyuncuğuyla müthiş bir öğretmendir Profesör Keating! Ölü Ozanlar Derneği ise tek kelimeyle şahane bir filmdir.



24.10.2010

13 Ocak 2011 Perşembe

Biraz Mola...


Ofisteyim. Sabahtan beri epeyce çalıştım. Biraz mola. Kahve... Kahve yanında kitap okusam, misal bir kaç cümle. Çalışma odamın duvarına dayalı dolabın üzerinde yığınla kitap var. Eve götürmeyip, iş arasında karıştırdığım kitaplarım bunlar. Birinin kabı kırmızı mı kırmızı... Canım onu okumayı çekti. Aldım elime. İskender Pala'nın incecik bir kitabı.  Kitab-ı Aşk adı. Oturdum. Sayfalarını dalgalandırdım. Bahtıma ne çıkarsa, dedim. Gözümü kapayıp bir sayfa açtım. Başlık Aşka Metiye... Hımm... Nasip dedim... Kahvemi kokladım... Misss... Bir yudum içtim... Of, nasıl leziz.. "Ellerine sağlık!" diye içeriye seslendim. Okumaya başladım. Mevlana'dan bir alıntı var... "Zeliha o hale gelmişti ki, çörekotundan öd ağacına kadar her şeyin adı Yusuf''tu onun için. Yusuf''un adını başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. Mum ateşte yumuşadı, dese, sevgili bize alıştı, yüz verdi, demiş olurdu. Bakın ay doğdu dese; söğüt dalı yeşerdi, dese, (.......); başım ağrıyor, dese, başımın ağrısı geçti, iyiyim, dese, hep aynı manaları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi, birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüzbinlerce şeyin adını ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de..." demiş İskender Pala. Sonra "Ne din ne de yasalar yasaklamıştır aşkı; yürekler Allah'a aittir çünkü." diye devam etmiş. Bir sonraki paragrafta ise "İştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni, yemek boğazda düğümleniyorsa; derin uykulardan sonra görülen rüyalardan sonra  bir daha uyku girmiyorsa gözlere; şen bir mecliste adı anıldığında onun, inziva engin bir boyut kazanıyorsa; hamasi bir söylevin tam ortasındaki bir kelime, bir cümle ne dediğini bilmezleştiriyorsa insanı; işte aşk odur." demiş yazar. Hey, telefonum çaldı. Dur! Aklıma bir şey geldi.  Ölü Ozanlar Derneği'ni hatırlar mısın? Edebiyat öğretmeni Profesör Keating'i hani... Öğrencilerine ne derdi?  "Biz hoş olduğu için şiir okuyup yazmıyoruz. İnsan ırkının birer ferdi olduğumuz için şiir okuyup yazıyoruz. Çünkü insan ırkının içinde coşkular vardır.  İktisat, Mühendislik, Tıp, Ekonomi, Hukuk vs.  yaşamak için gerekli asil birer meslektir çocuklar. Ama şiir .. güzellik...  aşk... sevgi...  biz bunlar için hayattayız." Şimdi işe dönmeliyim... Çalışmalıyım... Ama şiir... güzellik... aşk... sevgi.. kitap... İnanıyorum ki  ben bunlar için hayattayım.