Bugün bir kez daha anladım ki, ben şehrimi çok seviyorum. Başka bir şehirde isem 41 plaka gördüm mü kalbim pır pır ediyor. Şehrimle ilgili her güzellikten mutluluk duyuyorum. Bak şimdi. Bugün Cumhuriyet Gazetesi'nin Kitap ekini okuyordum. Kapakta 64.Yunus Nadi Ödülleri diye bir başlık vardı. Merakla ilk sayfasını çevirdim. Enis Batur’un Pervasız Pertavsız köşesini okumaya başladım. Selim İleri’nin Edebiyat-Resim ilişkisi konusunda geçen yıl yazdığı bir yazıdan söz ediyordu. İlginç bir yazıydı. Edebiyat- resim diyaloğunun 19. yüzyılda koyulaştığından, 20.yüzyılda devredilen bir ilişki düzeni oluştuğundan, aslında ressam-şair, ressam-yazar işbirliği ile kotarılan kitapların azımsanmayacak kadar çok olduğundan söz ediyordu. Günümüze gelindiğinde artık bu diyaloğun pek kalmadığını uzun uzun anlatıyordu. Yabancı yazar- ressamlardan örnekler veriyordu. Yazı üstünde biraz düşündüm. Sanki bir ressamın edebiyatla ilgili olması çok doğal geliyor… Olabilir. Ama her edebiyatçının ressam olabilmesi mümkün mü? Ressamlık ayrı bir yetenek istiyor. Hem edebiyatçı hem de ressam olan yazarlar sahiden farklı olmalı. İnan ki daha önce böyle bir şey hiç aklıma gelmemişti. Doğrusu, bunları düşünmek hoşuma gitti. Bildiğim memleketimin ressam-yazarlarını hatırlamaya şöyle bir gayret ettim. Aklıma ilk olarak Nazım Hikmet geldi. Sonra Bedri Rahmi Eyüpoğlu tabii ki… Ya Ahmet Haşim… Kesinlikle resimle ilgili bir yazar. Güzel Sanatlar Akademisi Hocası bir kere… Peki Ahmet Hamdi Tanpınar? Ressimle ilgilendiğini biliyorum fakat resim çizer miydi? Hatırlayamadım. İlhan Berk de bir şiir üzerinde çalışacaksa, resimlere baktığını söylemiyor muydu? Söylüyordu söylemesine fakat kendisi çiziyor muydu? Bilemedim. Hey, Orhan Pamuk da resim yapan bir yazar, öyle değil mi? Aklıma Aşkın Güngör geliyor... Evet, Aşkın Güngör’de hem yazan – hem çizen genç edebiyatçılarımızdan… Vay canına… Kimbilir bilmediğim veya hatırlamadığım daha ne kadar hem ressam hem yazar olan edebiyatçılarımız var. Benim şimdi farkına vardığım bir durum… Dur, ben bu konuya başka bir gün gene döneyim. Şimdi yazacağım konu başka... Bende ilgili dağınıklığı var ya, uzatırsam bu konuyu, gene daldan dala atlarım, asıl söylemek istediğim güme gider.
Bu yıl 64’üncüsü düzenlenen Yunus Nadi Ödülleri’ni kazananlar belirlenmiş. İlgiyle Sosyal Bilimler Araştırması, Roman, Öykü, Şiir, Karikatür ve Fotoğraf dallarında kimlere ödül verilmiş diye sayfaları çevirerek bakmaya başladım. Hepsini tek tek okumak istiyordum fakat sabahın erken saatleriydi. Gene programım çok doluydu. Derine dalmamalıydım. Şöyle bir göz atmalı, bir an önce hayata akmalıydım. O ne? Tam derginin sayfalarını kapatacakken son baktığım Yunus Nadi Fotoğraf Ödülü kazananlar sayfasında gözüme Kocaeli kelimesi çarpmadı mı? Aman nasıl heyecanlandım anlatamam! Kalktığım koltuğa tekrar oturdum ve okumaya başladım: “Cem Turgay, Kocaeli'nin ünlü fotoğrafçısı olan babası Cemal Turgay'ı izleyerek, ona hayran olarak başladı fotoğrafçılığa. Belki de manuel fotoğraf makinelerinin deklanşör sesine tutkundu. Ne de olsa o zamanlar, dijital fotoğraf makineleri yoktu ve manuel makinelerin deklanşör sesleri 'an'ı durdurduğunuzun sesli kanıtıydı. Matbaa çalışanlarının kâğıt kokusuna tutkusu gibi Cem Turgay da bu sesin peşinden gitti. Turgay'la fotoğrafı konuştuk.” Yazının devamı burada. Demek ki Cem Turgay İzmit’li öyle mi? İzmit’in çok eski fotoğrafçısı Foto Cem’in oğlu… Acaba Cem Turgay bizim İzmit Lisesi mezunu olabilir mi? Ben var ya, bir hemşehrim ödül kazanmış ya, kalbim nasıl pır pır etmeye başladı anlatamam sana… Uçtum uçtum. Bugün çok işim vardı. İçeri dışarı koştum durdum.. Çok ama çok yorgun olmam gerekirken kendimi hiç yorgun hissetmiyorum. Neden mi? O kadar sevindim ki şehrimin bir sanatçısının ödül almasına, yorgunluğumu falan unuttum. Bugün bir defa daha anladım ki, ben şehrimi çok seviyorum. Şehrimle ilgili her güzellik beni mutlu etmeye yetiyor. Şeyy.. Bir şey itiraf etmeliyim. Aslında yazmayacaktım. Söylemeye utanıyorum. Bak şimdi... Bloğa koymak için Cem Turgay'la ilgili fotoğraflara bakıyordum. Şu siyah beyaz fotoğraf var ya... Biterim ben bu fotoğrafa nerede görsem her zaman biterim! İyi de fotoğrafçısına hiç mi dikkat etmez insan? Böyleyim işte... Fotoğrafa büyülenmiş, sanatçısına hiç dikkat etmemişim. Bunca yıl hem de... İnanamıyorum kendime... Fotoğrafın üzerindeki isme bakıyorum. O ne? Cemal Turgay- 1958 yazmıyor mu? Cem Turgay'ın babası yani. Şaşırdım kaldım. Ben ödüllü oğlunun fotoğrafını aramaktan vazgeçtim. Oğluna şevk veren ve beni her daim büyüleyen baba Cemal Turgay'ın çektiği bu şahane İzmit fotoğrafını Hayal Kahvem'e koymaya karar verdim.

