amelie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amelie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2020 Salı

Corona Günlüğüm -2- Babam


Babam  on beş yıldır evinde tek başına yaşıyor. Dindar bir adam. Hacı. Günde beş defa camiye giderdi. Çoğunlukla denk gelirdim. Sessizce seyrederdim. Babam için abdest almak, giyinmek, anahtarlarını kontrol etmek, camiye gitmek  şölen gibiydi. Özenirdim. Yolda denk geldiği tanıdıklarını kucaklamak, ayak üstü sohbet etmek, uzun yürüyebilmek için en uzak camiye gitmek babamın  günlük rutiniydi. Her sabah halama giderdi mesela. Babamdan dört yaş büyük ablası var. Kendisinin çocukluğunu hatırlayan, bazan azarlayan, bazan şefkatle yemeğe çağıran, "tıpkı annem gibi lezzetli pişiriyor" dediği  yemekleri iştahla yediği ablası...  Her sabah ablasına ekmek alıp götürürdü. Şimdi tüm bu alışkanlıkları "küt" diye kesildi. Yapamıyor. Evden çıkması  hem uygun değil hem yasak çünkü. 

Biz üç kardeş babamın ortamını güzelleştirmek için elimizden geleni yapıyoruz.  Toplu alışveriş yapıp mutfağına bıraktık. Kendi düzeninde yerleştirsin istedik. Evinde yemek yapan genç bir akrabamız, pazartesi, çarşamba ve cuma günleri hazırladığımız menüye göre yemek yapıp götürüyor. Kapıdan bırakıyor. Babam kitap okumayı, notlar çıkarmayı çok sever. Seveceğini tahmin ettiğimiz kitapları sipariş edip gönderdik. Her birimiz günün belirli saatlerinde babayı arıyoruz.  Babam gene eski babam. Sesi gene enerjik ve mutlu geliyor. 

En son cuma namazı için camiye gittiğinde caminin kapısının kilitli olması, cemaatin olmaması tahmin ediyorum ki  babamı derinden etkilemiştir. Yüreğinden vurmuştur. Lakin hemen kabullendi. Evde namaz  kılarım ne olacak ki, dedi. Sonra hastalık tehlikesi geçene kadar, geçici bir süre  sokağa çıkmasının yasaklandığını anlattık. Sadece kendisinin değil hepimizin  sokağa çıkmasının sakıncalı olduğunu söyledik. "Öyle mi, hayret, nasıl dehşetli bir virüsmüş bu böyle, dedi. Ve  dışarıya çıkmaya hiç niyet etmedi. 

Biliyor musunuz, babamın böyle metanetli duruşunu görünce, önce uzun yaşamanın sırrı olaylara kolay adapte olmakta diye düşündüm. Başa geleni kabullenme,  elinden gelen neyse, icabını yerine getirebilme,  karaları bağlayacağına tünelin ucundaki ışığı görebilme....  Modern dünyada  ne diyoruz? Adaptasyon gücü... Esneklik... Çözüme odaklılık...  

Hay canına sayın seyirciler! Kadim bilgide bunun karşılığı ne?  Babamın gücünü anladım.  Tevekkül... Ne muazzam hakikat... Tevekkül etmek elbette.  

NOT- Fotoğraf, Amelie filminden

17 Şubat 2020 Pazartesi

Yaptım... Yapıyorum... Yapacağım...

Seyrettiğim filmi yine yeni yeniden seyrettim.
Hastasıyım:)



Dizi seyrettim.
Çok cici bir dizi olması sebebiyle bünyemi sahiden zorladı,
Sert bir diziye ihtiyacım var. Tavsiyelerinizi rica edeceğim:)




Takiplerindeyim:)
Çok gülüyorum.


Büyük bir hevesle Amelie müzikaline gittim.
Meğer müzikal iptal edilmiş.
Biletix tek mesaj atmadı ya... Tiyatronun kapısında
ŞAŞAKALDIM. DONAKALDIM. KALAKALDIM.
Ve kendi sitelerinde de halen yazmıyor.
Rezaletin daniskası!


Kopyalanmış Adam'ı bitireceğim.
Gözleri Görmeyen İki Adam'a geçeceğim.


30 Mart 2015 Pazartesi

"neden DIŞARI çıkmıyorsun?.."

" münzeviler'e"


-peki nedir, dışarı'sı.. neresi'dir.. nasıl başlar, nerede biter.. yüzölçümü ve nüfusu kaçtır.. ne ile yönetilir.. var mıdır

-"ben" ve "sen" buluşup, neden hep "onlar"ı konuşur, dururlar, dışarı'da

-herkes'in göründüğü mekan.. herkes'in konuştuğu zaman.. herkes'in konuştuğu olay.. dışarı, herkes midir.. herkes'siz dışarı'lar, dışarı değil midir

-polis gibi sorarlar: "neden dışarı çıkmıyorsun?" suçlu gibi cevaplarsın "kendime yetiyorum.. kendimi biriktiriyorum.." boş boş bakarlar.. anlayamazlar

-dışarı'da bilimediğimiz öcü'ler.. içeri'de bilmediğimiz acılar var


metin üstündağ/ömür törpüsü

18 Kasım 2013 Pazartesi

kahve molası - seni seviyorum


- seni seviyorum
- ne bu.. yeni mi piyasaya çıktı,
almadım, okumadım, seyretmedim,
dinlemedim, çok mu güzel

 
- seni seviyorum
- hayır, izin vermiyorum.. bugün beni seven
yarın kediyi, köpeği, otu böceği de sever..
hayır olmaz, ben ciddi bir insanım





- seni seviyorum
- iyi güzel de, bu ne'ye cevap olacak, neyi çözecek ki şimdi


- seni seviyorum
- fakat, uzaktan değil mi.. valla en güzeli






- seni seviyorum
- hadi ya, çok ilginç, ee sonra, devam et


- seni seviyorum
- ne diyiyim, allah işini rast getirsin.. allah akıl fikir versin





 - seni seviyorum
- ben de senin beni sevişini seviyorum


- seni seviyorum
- üzülme, zamanla geçer





- seni seviyorum
- beni bu işlere karıştırma ne olur



- seni seviyorum
- neden.. bende benim bilmediğim
müthiş bir şeyler mi gördün





 - seni seviyorum
- sen aşmışsın arkadaş, ben artık ne desem boş

 - seni seviyorum
- güzel.. peki başka çeşidin veya şuben var mı





- seni seviyorum
-bu dünyaya, bu hayata, bu zamana,
bu insanlara rağmen, hem de ha..
bravo sana, binlerce kez bravo


- seni seviyorum 
 - herkes bir öteki'nin kıyamet günüy'ken
nasıl beceriyorsun bunu peki




- seni seviyorum 
 - ya da başka bir deyişle, kendini mecnun beni de leyla
sanıyorsun, veya sanmak istiyorsun, öyle mi


- seni seviyorum 
 - durumdan vazife çıkarıyorum
ve ben de seni seviyorum




- seni seviyorum 
 - sevme, büyüklerimiz ne der sonra

  
- seni seviyorum 
 - ben de seni seviyorum.. e, şimdi ne olacak peki


 

not : metin ustundag in cumleleriyle, muhtelif film karelerini eslestirdim.

23 Şubat 2013 Cumartesi

Motorsiklete Binesim, Soğuk Demeden Uçasım Geldi!

 


Not Gibi
Bazan bugünkü gibi kaybediyorum kendimi...
Soğuk havada bile, motorsiklete binme hayali kuruyorum sözgelimi...  
İnan bulmaya çalışıyorum...
"Ve kendimi arıyorum, meşgul çalıyor... 
Netice:
""Kaybettim bugün kendimi,
hükümsüzdür!


Film Kareleri
Roma Tatili
Amelie
Motorsiklet Günlüğü
Eve Dönüş
 " dize -İbrahim Tenekeci
""dize-Emre Aydın


17 Şubat 2013 Pazar

fakat hep soruyorlar.. kendileri, bu "ne"ye bir cevap bulmuşlar, bir cevap olmuşlar gibi sanki


 -büyüyünce ne olucan?
- büyümek şart mı.. büyümeden 
"ne olunmuyor mu



-büyüyünce ne olucan?
- sizin olduğunuz hiçbir şeyi, olmuycaam..
başka türlü bir şey oluucaam..
burası gibi olmıycaak, gideceğim memleket..
ağacı, ayrı ağaç.. denizi ayrı deniz olacak.




 -büyüyünce ne olucan?
- sana ne.. söyliim de sen ol, değil mi..
pışşıık var mı ben de o göz.. hem annem,
"tanımadığın amcalara, büyüyünce
bir şey olma" dedi



-büyüyünce ne olucan?
- ne bir eksik, ne bir fazla.. üç aşağı, beş yukarı..
hayat majesteleri, ne uygun görürse,
onu olucam işte




 -büyüyünce ne olucan?
- başka işin yok mu senin ya..
dükkânın önünü kapatıyosun ya..
haydi ikile ya.. balon var, balooon..
bebelere balooon 




-büyüyünce ne olucan?
- ne olsam, memnun olmıycaam.. kim büyüyünce,
olduğundan, memnun olmuş ki allah aşkına



-büyüyünce ne olucan?
- valla ben bişey olmuycam amca..
valla başkası büyüyünce her şey olmuştur amca..
n'olur, dur vurma


 
  -büyüyünce ne olucan?
- büyüyünce ne oluucaan'lardan neler var menü'nüzde..
ustanın tavsiyesi nedir




  -büyüyünce ne olucan?
- sizin olduğunuz hiçbir şeyi, olmuycaam..



-yazılar - 
metin üstündağ/denemeyenler kitabından 


-film kareleri - 
leon
e.t
beyaz bant
ve for vendetta
harry potter
çoğunluk
ejderha dövmeli kız
ratatouille
amelie

31 Ocak 2013 Perşembe

Ömrümün Mesut Dakikaları Ve Haz Veren Lâhzaları


Dün gece kardeşim  "Abla, az önce kına gecesinde yemek yemiştik ya, gene mi acıktın? Biliyor musun, sen hep açsın!" deyip, en sevimli haliyle yüzüme güldüğünde, ben gülemedim. O anda yüzümün ifade kontrolünü kaybettiğini hissettim. Gözlerimi koca koca açtım. Mimiklerim otomatikman çalışmaya başladı. Önce Japon balığı gibi dudaklarımı açıp açıp kapattım. Sonra donmuş bir film karesiymişcesine, kardeşimin yüzüne öyylece bakakaldım. Bazı filmlerde esrarengiz katilin kendini tanıttığı sürpriz final bölümünde, filmin en masum sandığım jönü azılı katil çıkar mesela... Of, ben böyle durumlarda var ya...  Nasıl şaşakalırım anlatamam... Acayip yıkılırım. Sinemada olduğumu ya da ne bileyim film seyrettiğimi filan unuturum. Katili tahmin edemedim ya... İliklerime kadar sarsılırım. Efendime söyleyeyim, o andan sonra,  beyaz perdeden akıp giden sahnelere hicranlı hicranlı bakmaya koyulurum.  Hah işte, aynı keder içinde kardeşime bakakaldığımı hissettim. Ne diyordu kuzum?   Nasıl yani? Ben... Ben... Hep açtım öyle mi? Elime mikrofon alıp, bağıra bağıra "Kalbimin ağlayan kıyıları var,  dipsiz kör kuyuları var, dinmeyen hicran dolu kanayan yaraları var." tadında musiki icra edesim gelmişti. Abarttığımı düşünüyorsun biliyorum ama... Fena halde sarsılmıştım inan ki!.. Kardeşim vaziyetimin farkında değildi.  Raks eder gibi buzdolabının kapısını açtı. En kardeş sesiyle "Evde yiyecek pek bir şey yok. Du bi... Ben sana simit ısıtayım en iyisi" dedi. Su ısıtıcısının fişini sokarken, "Çay da demleriz. Ohhh... Şahane olur vallahi." diye sözlerine devam etti. 


Hiç sesimi çıkarmadım.  Süngüsü düşmüş tüfek vaziyetindeydi halim... Sessizce salona geçtim. İkili koltuğun en ucuna oturdum. Dokunsan ha ağladım ha ağlayacaktım. İster inan ister inanma... Ben var ya... Şu acımasız hayata, o anda rozetimi ve silahımı teslim edecek durumdaydım. Zaten oldum bittim kompleksli biriyimdir. Kendimi tepeden tırnağa kusurlu bulurum her daim...  Kardeşim haklıydı.  Bir saat önce kuzenimizin kına gecesinde, koca bir tabak pilav üstü döner, ardından sayısız damat baklavası yemiştim. Önceden planlamıştık. Kına gecesi dönüşü kardeşlerde kalacaktım. Evinde kimse yoktu. Pijama partisi yapacaktık. O geceyi bir film gibi geri sardım. Ne olmuştu? Daha sokak kapısından içeriye adımımı atar atmaz, sevinçle bağırarak "Ne yiyeceğiz?" diye soruvermiştim. Kardeşim gülmüş....  "Hayret bi şeysin ablam, aç mısın yoksa?" demişti. Doğal olduğunu düşündüğüm bir refleksle "Kurt gibi açım." diye cevap vermiştim. Beni çivileyen, kardeşimin tüm içtenliğiyle gülerek söylediği "Biliyor musun, sen hep açsın!" cümlesi olmuştu. Akabinde kendimi dipsiz bir kuyuda merdivensiz bırakılmış gibi hissetmiştim.  "Görüyor musun?" dedim kendi kendime... "Hiç tahmin etmezdim. İnanamıyorum! Esrarengiz katil meğer benmişim."  Sezar'ın hakkı Sezara'ydı...  Kardeşim yerden göğe haklıydı. Filmlerin sürpriz finallerindeki hissiyatım gibi  şaşkındım. Doğrusu hayata her daim aç baktığımı ilk kez bu denli derinden farketmiştim. Fena halde mahcubiyet hissettim. En çok da aç olduğumu söylediğim için çook pişmanlık duyuyordum. Bin pişmandım yeminle. Hayır, geçen hafta çekap yaptırmamış olsam... Allah korusun, belki bi hastalık sebebiyle açlık hissediyorumdur, diyecektim. Yok ama... Sonuçlarım mükemmeldi. Eeee!...  Harbiden ben niye hep açtım? Açtım işte...  İyi de niye?


İliklerimin oralardan soğuk bir rüzgâr geçti sanki... İyice ağlamaklı oldum. Üç ordan iki de önceden vardı, kendimi beş kez çaresiz, zavallı hissettim. "Pes vallahi!.. Nedir bu homine de gırtlak durumum? Bir daha kimseye yemekten memekten söz etmek yok!" dedim kendi kendime. Güven duydum. Sırtımı dikleştirdim. Sözüm sözdü. Mümkün değil, kimse beni bu kararımdan asla vazgeçiremezdi. Tam o anda kardeşim yanıma geldi. İtinayla tuttuğu tepsiyi sehpaya bıraktı. Önüme doğru itti. Kız belli bardaktaki demli çayın yanında, tüm endamıyla tabakta uzanmakta olan sıcacık simit, hımmm ne yalan söyleyeyim buram buram misler gibi kokuyordu. Yüzümün gene ifade kontrolünü kaybettiğini hissettim. Mimiklerim otomatikman çalışmaya başladı. Önce Japon balığı gibi dudaklarımı açıp açıp  kapattım. Her tur attıklarında yeni yerler gezdiklerini sanan, tok olsalar bile her yeme takla atarak atlayan, asıl mühimi hafızaları üç saniden uzun sürmediği için aklından geçeni hemen unutan, unuttuğunu bilmeyip mutlu mutlu cam fanusunda dolanan  Japon balığı ayağına yattım. Kardeşimin gözlerine minnetle baktım. Hayatımın gelmişini geçmişini unuttum. Az önce neden karaları bağlamıştım peki? İnan hatırlamıyordum. Sevinçle çayla simidin üzerine atladım. Gözlerimi kapadım. Bir yudum çaydan içtim... Hımm... Misss... Bir parça simittten kopartıp yedim. Hımm... Nefis... O kadar mutluydum ki anlatamam. Olur da ölürkene hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçse, filmin "mesut dakikalar, haz veren lâhzalar" bölümünde, dün geceki  anınım  bulunmasını tüm yüreğimle diledim.

2012

29 Kasım 2012 Perşembe

Kahve Molası - Temiz Hissiyatlara İhtiyaç Duymak.


"Oysa ki siz bayım, 
bir sebze bile olamazsınız, 
çünkü enginarın bile bir kalbi vardır."

Amelie Filminden

10 Kasım 2011 Perşembe

Biliyorum, Keçinin Tekiyim! - Yazmak


Akşam eve geldiğimde son yazdığım öyküleri okudum. Kendime kızdım. Neler yapıyordum? Aklımsıra hayali  öyküler yazabildiğimi mi sanıyordum? Kim olduğuma bakmadan öykü yazmaya heves mi ediyordum? Üstelik abartarak ne çok yazı yazıyordum. Komiktim. Beyhude çabaladığımı düşündüm. Utandım hatta. İçimden çıktım. Tepeden bana baktım. Dik bir çizgiydim. Ruhumu iyice  pataklayıp ezdim. Un ufak ettim. Çizgi kafasını eğdi. Yere serildi. Gözüm beni  zar zor seçebildi. Minicik bir noktaydım sanki. O nokta  top gibi zıpladı. Kitaplıktaki narçiçeği rengindeki kitabı devirdi. Kitabı rafından düşürerek yere indirdi. Kitabın adı 227 Sayfa, yazarı ise Murathan Mungan idi. Kitap sayfaları açılmış döşemedeydi. Gözucuyla baktım. Açık kalan sayfadaki cümleler şöyleydi...

"George Bernard Show'un oyunlarından biri ilk kez sahnelendiğinde yazar 94 yaşındaymış. Geothe en büyük yapıtı bilinen Faust'u 83 yaşında yazmış. Verdi, Otello operasını bestelerken 75 yaşında imiş. Thomas Hobbes, Odysseaia'yı Yunanca aslından İngilzce'ye çevirirken 85 yaşındaymış. Plutarkhos 80 yaşında Latince öğreniyormuş. Mimar Sinan'ın Süleymaniye camii'ini 70 yaşında bitirdiğini, Antonioni, Charlie Chaplin gibi yönetmenlerin çok geç yaşlarına kadar film yapmayı sürdüklerini de bu arada hatırlayalım.  


Daha otuzuna varmadan sürekli aynı şeyleri yazıp duranları, kırkında bunayanları, ellilerinde çoktan tükenmiş olanları şimdilik anmayalım. Önümüze bakalım."

Bu yazı bana iyi geldi. Zaten bu yazısının ilk cümlelerinde yazar, sıradan görünen bazı bilgiler insanı rahatlatır, diye başlamış.  İlerleyen cümlelerinde şöyle devam etmiş:

"Gerçekleştirilmemiş hayaller, tamamlanmayı bekleyen işler, kaderin gecikmiş vadeleri, kişinin gelişimini besleyen yaratıcı kaynakları ve melekeleri tüketme korkusu diye çoğaltılabilecek bir dolu kaygı, kendi zamanının içinde ilerleyen insanın nabzında atar durur."

Dik bir çizgi olarak yerden kalktım. Gene kaygılı ama coşkulu ruhumla yüreğime balıklama atladım. Kitaba teşekkür ettim. Rafına yerleştirdim. Sağ baş parmağımı sol bileğimdeki damarımın üzerine koydum. Nabzım atıyordu. İşittim onu... "Yaz!" diyordu:)


NOT:  Yukarıdaki karikatür Şenol Bezci'nin bir eseridir.