ratatouille etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ratatouille etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2013 Pazar

fakat hep soruyorlar.. kendileri, bu "ne"ye bir cevap bulmuşlar, bir cevap olmuşlar gibi sanki


 -büyüyünce ne olucan?
- büyümek şart mı.. büyümeden 
"ne olunmuyor mu



-büyüyünce ne olucan?
- sizin olduğunuz hiçbir şeyi, olmuycaam..
başka türlü bir şey oluucaam..
burası gibi olmıycaak, gideceğim memleket..
ağacı, ayrı ağaç.. denizi ayrı deniz olacak.




 -büyüyünce ne olucan?
- sana ne.. söyliim de sen ol, değil mi..
pışşıık var mı ben de o göz.. hem annem,
"tanımadığın amcalara, büyüyünce
bir şey olma" dedi



-büyüyünce ne olucan?
- ne bir eksik, ne bir fazla.. üç aşağı, beş yukarı..
hayat majesteleri, ne uygun görürse,
onu olucam işte




 -büyüyünce ne olucan?
- başka işin yok mu senin ya..
dükkânın önünü kapatıyosun ya..
haydi ikile ya.. balon var, balooon..
bebelere balooon 




-büyüyünce ne olucan?
- ne olsam, memnun olmıycaam.. kim büyüyünce,
olduğundan, memnun olmuş ki allah aşkına



-büyüyünce ne olucan?
- valla ben bişey olmuycam amca..
valla başkası büyüyünce her şey olmuştur amca..
n'olur, dur vurma


 
  -büyüyünce ne olucan?
- büyüyünce ne oluucaan'lardan neler var menü'nüzde..
ustanın tavsiyesi nedir




  -büyüyünce ne olucan?
- sizin olduğunuz hiçbir şeyi, olmuycaam..



-yazılar - 
metin üstündağ/denemeyenler kitabından 


-film kareleri - 
leon
e.t
beyaz bant
ve for vendetta
harry potter
çoğunluk
ejderha dövmeli kız
ratatouille
amelie

21 Ekim 2012 Pazar

Hayatın Anlamı Eski Bir Tadı Hatırlamaktır.



Belki kadın olduğum içindir... Bilmiyorum... Haydi... Vaziyetimi, kadın olmama yorup, haksızlık yapmayayım. Bütün kadınları benimle aynı  kefeye koymayayım... Şöyle söyleyeyim... Tuhaf biriyim. Çünkü ben, hayatı aklımla değil, duygularımla anlamlandırmayı severim. Çok kereler tecrübe ettim. Benim şu küçük akıl terazim, akılla ölçülen, biçilen, izah edilen bilgileri çekmiyor. Hayatın anlamını akıl yoluyla açıklayan hiç bir bilgi beni tatmin etmiyor.  Hayatım ancak duygular, hisler, hazlar sayesinde anlam kazanıyor. Lafı çok uzatmadan kısa keseceğim. Hemen sözümü Ratatouille adlı animasyon filmin bir bölümüne getireceğim. Filmde Anton Ego adlı bir yemek eleştirmeni vardır. Vedat Milör misali restorantları dolaşır, yazılar yazar. Ancak bu yemek eleştirmeni, eleştirilerinde feci acımasızdır. Egosu tavan yapmış vaziyette gezer, önüne getirilen yemekleri gerim gerim gerilerek yer.  Onu memnun etmek kolay değildir. Filmi anlatmak istemiyorum. Seyretmeyenlere hararetle tavsiye ediyorum. Bir gün... Anton Ego, gene o haşmetli egosuyla bir restoranta gider. Gösterilen masaya geçer, oturur. Restorantta herkes çok heyecanlı ve endişelidir. Acaba eleştirmen yemekleri için ne düşenecektir? Ünlü eleştirmenin önüne rustik bir Fransız sebze yemeği olan Ratatuille getirilir. Anton Ego'nun bir elinde kalem diğer elinde çatal vardır. Belki her tadışında olumsuz bir şeyler yazacaktır. Anton Ego... Yemekten bir parça alır. Ağzına atar. Yemeğin tadını hissettiği anda, bu lezzet onu alıp çocukluğuna götürür. Annesini hatırlar.  Yemeğin verdiği hazla, belki uzun zamandır eksikliğini hissettiği mutluluğu yaşar. Ve bir animasyon film, hayatın anlamının küçük hazlarda gizli olduğunu seyirciye geçirir. İşte şimdi ben bu durumu bildiğim hiçbir akıl yoluyla izah edemem. Fakat hissedebilirim. Hayalini kurabilirim. Sonraaa... Bir de benzer hisleri sevdiğim birine  yaşatabilirim:)
-bu kadarı eski bir yazımdan alıntıdır. yeni yazı devamında.-


Kime mi? Babama elbette. Bak şimdi. Ben üzüm sever biriyim. Beni bırak bir üzüm bağına, hepsini hapur hupur yerim yani öyle söyleyeyim. Memleketimiz üzüm cenneti. O kadar çok üzüm çeşidi var ki. Üzümden yapılan tatlılar peki? Hımm, bir arkadaşımın annesinden  öğrendiğim hafif bir tatlıyı evde yapmayı denemiştim.  Öyle görünüşü afralı tafralı tatlılardan değildi. Pişirimi kolaydı. Kokusu latif, şekeri hafif, dilde bıraktığı  tad lezizdi. Sevmiştim. Siyah üzümün suyunu sıkıyorum. Kaç su bardağı siyah üzüm suyu kullanıyorsam, o sayıda yemek kaşığı un koyuyorum. Bir ya da iki yemek kaşığı şeker ekleyip, el çırpıcıyla karıştırarak, ocak üzerinde on dakika içinde pişiriyorum. Ateşten kaldırmadan az önce bir su bardağı kadar dövülmüş fındık veya ceviz ekliyorum. İster kaselere koy ister ıslattığın bir cam tepsiye dök. Soğut. Ve afiyetle ye! Hoş bir tatlıydı. Bir gün bu üzümsuyu tatlısından pişirmiştim. Annem bu dünyayı terk ettiğinden beri yalnız yaşayan babama, hoşuna gideceğini düşünerek götürmüştüm. Babamla karşılıklı oturduk. Tatlıyı tabağa koydum. Eline verdim. Gelmişten geçmişten muhabbet ediyorduk. Babam tatlıdan bir kaşık alıp ağzına attı. Birden yüzünün ifadesi değişti. Kaşları aşağıya düştü. Yüzü çocuksu bir ifade aldı. Bir kaşık daha ağzına attı. Gözlerini kapadı. Başını sallayarak hımlaya hımlaya yemeye başladı. Şaşırdım. "Hayrola babam?" dedim. Gözlerini açtı. Gülümseyerek "Bu tatlıdan annem yapardı. Bu tat beni taa 70 sene öncesine götürdü." dedi. Nasıl sevinmiştim anlatamam. Babama pişirdiğim bir tatlının lezzetiyle, onu çocukluğuna döndürmüş, belki bir an  annesini yanında hissettirmiştim. Buna gözlerimle şahit olmuştum. Bu şahane bir histi. Gidip babamın yanına oturmuş, babamın kulağına "Beni hep babanneme benzetirdin zaten. Babannemi çok özlediğinde, bana "Anne" desen keşke."dedim. Gözlerime buğulu baktı. Güldü. "Eline sağlık anne." dedi. Güldük birlikte. Hayatın anlamı neydi?  Hayatın anlamı eski bir tadı hatırlamaktı. Babannemin ruhuna rahmet, ben az önce bu üzüm suyu tatlısından gene pişirdim. İzninle babama götüreceğim. Belki gene annesini yanında hissettirebilirim. Du bakalım! Deneyeceğim:)

2 Haziran 2012 Cumartesi

Hayatın Anlamı Eski Bir Tadı Hatırlamaktır.


Belki kadın olduğum içindir... Bilmiyorum... Haydi... Vaziyetimi, kadın olmama yorup, haksızlık yapmayayım. Bütün kadınları benimle aynı  kefeye koymayayım... Şöyle söyleyeyim... Tuhaf biriyim.  Çünkü ben, hayatı aklımla değil, duygularımla anlamlandırmayı severim. Çok kereler tecrübe ettim. Benim şu küçük akıl terazim, akılla ölçülen, biçilen, izah edilen bilgileri çekmiyor. Hayatın anlamını akıl yoluyla açıklayan hiç bir bilgi beni tatmin etmiyor.  Hayatım ancak duygular, hisler, hazlar sayesinde anlam kazanıyor.  Lafı çok uzatmadan kısa keseceğim. Hemen sözümü Ratatouille adlı animasyon filmin bir bölümüne getireceğim. 

 
 

Filmde Anton Ego adlı bir yemek eleştirmeni vardır. Vedat Milör misali restorantları dolaşır, yazılar yazar. Ancak bu yemek eleştirmeni, eleştirilerinde feci acımasızdır. Egosu tavan yapmış vaziyette gezer, önüne getirilen yemekleri gerim gerim gerilerek yer.  Onu memnun etmek kolay değildir. Filmi anlatmak istemiyorum. Seyretmeyenlere hararetle tavsiye ediyorum. Bir gün... Anton Ego, gene o haşmetli egosuyla bir restoranta gider. Gösterilen masaya geçer, oturur. Restorantta herkes çok heyecanlı ve endişelidir. Acaba eleştirmen yemekleri için ne düşenecektir? Ünlü eleştirmenin önüne rustik bir Fransız sebze yemeği olan Ratatuille getirilir. Anton Ego'nun bir elinde kalem diğer elinde çatal vardır. Belki her tadışında olumsuz bir şeyler yazacaktır. Anton Ego... Yemekten bir parça alır. Ağzına atar. Yemeğin tadını hissettiği anda, bu lezzet onu alıp çocukluğuna götürür. Annesini hatırlar.  Yemeğin verdiği hazla, belki uzun zamandır eksikliğini hissettiği mutluluğu yaşar. Ve bir animasyon film, hayatın anlamının küçük hazlarda gizli olduğunu seyirciye geçirir. İşte şimdi ben bu durumu bildiğim hiçbir akıl yoluyla izah edemem. Fakat hissedebilirim. Hayalini kurabilirim. Biliyorum anlatamadım vaziyetimi. Tamam. O zaman filmin o bölümünü seyrettirebilirim:)

 

Cumartesi Kahvaltısı Hayalim - Bir Kıtırtı Senfonisi Dinlemek...



"Hiç tatmadığın bir ekmeğin iyi olduğunu nasıl anlarsın? 
Kokuyla değil, görüntüsüyle de değil. Kabuğunun çıkardığı sesle... 
 Dinle.... Ahh!.. 
Bir kıtırtı senfonisi! Hımmm!.. 
Ancak harika bir ekmekten bu ses çıkar."



Ratatouille filminden bir replik...


16 Ekim 2011 Pazar

Sinema Hayatımızı Leziz Kılar - Bir Kıtırtı Senfonisi


Yukarıda resmini eklediğim güzel aşçı Colette, Ratatouille adlı filmdeki tek kadın aşçıdır.  Kendi deyimiyle mutfak sektöründe aptal ihtiyar erkeklerin yazdığı kurallara dayanan eski bir hiyerarşi söz konusudur. Kadınların bu dünyaya girişini imkansız hâle getiren kurallardır bunlar.  Tüm engellere rağmen Colette çok  meşhur bir Fransız mutfağında çalışmayı başarmıştır. Mutfaktaki en amansız aşçı Colette'dir. Bunu bileğinin hakkıyla elde etmiştir. Şimdi Colette durup dururken nereden aklıma geldi? Zevkle takip ettiğim ve tüm yüreğimle en sevdiğim blog diyeceğim  thekitchencrashers.com'da bu hafta  Ratatouille adlı filmi seyredip, aynı isimdeki yemeği nasıl yaptıklarını ballandıra ballandıra anlattıklarını okuyunca, Colette aklıma geldi. Hey! Az sonra evden çıkacağım. Bizim köyün fırınına gidip sabah kahvaltısı için çıtır çıtır sıcacık ekmek satın alacağım. Peki ekmeği nasıl seçeceğim? Bu filmde Colette nasıl yapılacağını   bir şiir gibi anlatmıştı.... Bak şimdi...

 

"Hiç tatmadığın bir ekmeğin iyi olduğunu nasıl anlarsın? Kokuyla değil, görüntüsüyle de değil. Kabuğunun çıkardığı sesle... Dinle.... Ahh!.. Bir kıtırtı senfonisi! Hımmm!.. Ancak harika bir ekmekten bu ses çıkar."

İşte bunu ben Colette'den öğrenmiştim.Ne hoş değil mi? Sinema hayatımızı leziz kılmaz mı? Mis gibi leziz kılar tabii. Of! bu kıtırtı senfonisi aklıma gelince feci acıktığımı hissettim. Hemen gitmeliyim:)