
Belki kadın olduğum
içindir... Bilmiyorum... Haydi... Vaziyetimi, kadın olmama yorup,
haksızlık yapmayayım. Bütün kadınları benimle aynı kefeye koymayayım...
Şöyle söyleyeyim... Tuhaf biriyim. Çünkü ben, hayatı aklımla değil,
duygularımla anlamlandırmayı severim. Çok kereler tecrübe ettim. Benim şu küçük akıl terazim, akılla ölçülen, biçilen, izah edilen bilgileri çekmiyor. Hayatın
anlamını akıl yoluyla açıklayan hiç bir bilgi beni tatmin etmiyor.
Hayatım ancak duygular, hisler, hazlar sayesinde anlam kazanıyor. Lafı
çok uzatmadan kısa keseceğim. Hemen sözümü Ratatouille adlı animasyon
filmin bir bölümüne getireceğim. Filmde
Anton Ego adlı bir yemek eleştirmeni vardır. Vedat Milör misali
restorantları dolaşır, yazılar yazar. Ancak bu yemek eleştirmeni,
eleştirilerinde feci acımasızdır. Egosu tavan yapmış vaziyette gezer,
önüne getirilen yemekleri gerim gerim gerilerek yer. Onu memnun etmek
kolay değildir. Filmi anlatmak istemiyorum. Seyretmeyenlere hararetle
tavsiye ediyorum. Bir gün... Anton Ego, gene o haşmetli egosuyla bir
restoranta gider. Gösterilen masaya geçer, oturur. Restorantta herkes
çok heyecanlı ve endişelidir. Acaba eleştirmen yemekleri için ne
düşenecektir? Ünlü eleştirmenin önüne rustik bir Fransız sebze yemeği
olan Ratatuille getirilir. Anton Ego'nun bir elinde kalem diğer elinde
çatal vardır. Belki her tadışında olumsuz bir şeyler yazacaktır. Anton
Ego... Yemekten bir parça alır. Ağzına atar. Yemeğin tadını hissettiği
anda, bu lezzet onu alıp çocukluğuna götürür. Annesini hatırlar.
Yemeğin verdiği hazla, belki uzun zamandır eksikliğini hissettiği
mutluluğu yaşar. Ve bir animasyon film, hayatın anlamının küçük hazlarda
gizli olduğunu seyirciye geçirir. İşte şimdi ben bu durumu bildiğim
hiçbir akıl yoluyla izah edemem. Fakat hissedebilirim. Hayalini
kurabilirim. Sonraaa... Bir de benzer hisleri sevdiğim birine yaşatabilirim:)
-bu kadarı eski bir yazımdan alıntıdır. yeni yazı devamında.-



Kime mi? Babama elbette. Bak şimdi. Ben üzüm sever biriyim. Beni bırak bir üzüm bağına, hepsini hapur hupur yerim yani öyle söyleyeyim. Memleketimiz üzüm cenneti. O kadar çok üzüm çeşidi var ki. Üzümden yapılan tatlılar peki? Hımm, bir arkadaşımın annesinden öğrendiğim hafif bir tatlıyı evde yapmayı denemiştim. Öyle görünüşü afralı tafralı tatlılardan değildi. Pişirimi kolaydı. Kokusu latif, şekeri hafif, dilde bıraktığı tad lezizdi. Sevmiştim. Siyah üzümün suyunu sıkıyorum. Kaç su bardağı siyah üzüm suyu kullanıyorsam, o sayıda yemek kaşığı un koyuyorum. Bir ya da iki yemek kaşığı şeker ekleyip, el çırpıcıyla karıştırarak, ocak üzerinde on dakika içinde pişiriyorum. Ateşten kaldırmadan az önce bir su bardağı kadar dövülmüş fındık veya ceviz ekliyorum. İster kaselere koy ister ıslattığın bir cam tepsiye dök. Soğut. Ve afiyetle ye! Hoş bir tatlıydı. Bir gün bu üzümsuyu tatlısından pişirmiştim. Annem bu dünyayı terk ettiğinden beri yalnız yaşayan babama, hoşuna gideceğini düşünerek götürmüştüm. Babamla karşılıklı oturduk. Tatlıyı tabağa koydum. Eline verdim. Gelmişten geçmişten muhabbet ediyorduk. Babam tatlıdan bir kaşık alıp ağzına attı. Birden yüzünün ifadesi değişti. Kaşları aşağıya düştü. Yüzü çocuksu bir ifade aldı. Bir kaşık daha ağzına attı. Gözlerini kapadı. Başını sallayarak hımlaya hımlaya yemeye başladı. Şaşırdım. "Hayrola babam?" dedim. Gözlerini açtı. Gülümseyerek "Bu tatlıdan annem yapardı. Bu tat beni taa 70 sene öncesine götürdü." dedi. Nasıl sevinmiştim anlatamam. Babama pişirdiğim bir tatlının lezzetiyle, onu çocukluğuna döndürmüş, belki bir an annesini yanında hissettirmiştim. Buna gözlerimle şahit olmuştum. Bu şahane bir histi. Gidip babamın yanına oturmuş, babamın kulağına "Beni hep babanneme benzetirdin zaten. Babannemi çok özlediğinde, bana "Anne" desen keşke."dedim. Gözlerime buğulu baktı. Güldü. "Eline sağlık anne." dedi. Güldük birlikte. Hayatın anlamı neydi? Hayatın anlamı eski bir tadı hatırlamaktı. Babannemin ruhuna rahmet, ben az önce bu üzüm suyu tatlısından gene pişirdim. İzninle babama götüreceğim. Belki gene annesini yanında hissettirebilirim. Du bakalım! Deneyeceğim:)