simit ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
simit ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Haziran 2026 Pazartesi
10 Temmuz 2013 Çarşamba
"Bir De Simit Ağacı Olaydı..."
Babamdan
dönüyordum. Arabamı hemen evin önüne değil, bir sokak ilerideki çıkmaz
sokağa park etmiştim. Telaş içindeydim. Bir an once ofise gitmeliydim.
Çıkmaz sokağın köşesine baktım. Simitçi her zamanki yerindeydi. Simide asla
dayanamam. Kesin akşam simidiydi bunlar… Dumanı tütüyordu çünkü…
Of!.. Buram buram taze gevrek simit kokusuna nasıl içim gitti...
Oruçluydum. Özgürlüğün değerini daha iyi bilmek için, bir süreliğine vücudumun bazı organlarını tutsak etmiştim. Bu durumda bir takım duygularımı da sıkıca mühürlemeye niyetlenmiştim. Akşam ezanının okunmasına üç saat vardı. Bünyem çekti bir
kere… Görmezden gelemedim. Simitçi tezgahının önünde bir süre durup
simitleri seyrettim. Yalan söyleyecek değilim. Kendimi alamıyor,
imrenerek simitlere bakıyordum. Onu farkettim. O da durmuş, benim
gibi simitlere bakıyordu. Gözgöze geldik. Aynı anda birbirimize
gülümsedik. Gülünce güneş karası yüzü aydınladı sanki. Sevimli bir yüzü
var... Nasıl zayıf, kuru bir şey anlatamam. Şairin “Çöp gibi bir oğlan
ipince” dediği türden… Kafamızı aynı ahenkle simit tablasına çevirdik. Bir süre kıpırdamadan simitleri seyrettik.
Ona döndüm. “Aç mısın?” dedim.
Öyle başını büküp Küçük Emrah pozu vermedi. Sadece sustu ve tekrar
gülümsedi. Gülümseyince dudağının sağ yanı, yanağına doğru diğerinden
daha fazla kıvrılıyor. O kıvrımın hemen bitiminde minik bir gamze
beliriyor. Üstündeki giysiler abisinin olmalı… Renkleri solmuş…
Üzerinden dökülüyor. Sırtında boyacı kutusu var. Ayakkabı boyacısı
belli. En son ne zaman ayakkabılarımı boyattığımı düşündüm… İnan aklıma
gelmedi. Marketlerden satın aldığım süngerlerle işimi gördüğümden beri
ayakkabı boyacılarını unutmuşum. Tuhaf! Hiç mi denk gelmedim? İşim
olmayınca farketmiyorum demek ki…
Simitçiden satın aldığım simidi
uzattım. “Ben yiyemiyorum. Benim yerime sen ye bari.” dedim.
Hiç
tereddüt etmedi. "Teşekkür ederim" dedi. Aldı. Hemen ağzına götürdü.
Kocaman ısırdı. Sırtını döndü. Şehrimin asırlık ağaçları altında seke
seke yürüdü. Arkasından bakakaldım. Az ilerledi. Durdu. Başını geriye
çevirdi. Bana baktı. Gülümsedi. Minik elini salladı. Elimi kaldırdım.
"Hoşçakal çocuk" dedim.
Aklıma Orhon Arıburnu’nun bir şiiri geldi…
“Ne gam kalırdı
Ne kasavet
Bir de simit ağacı olaydı
Bizim sayılırdı saadet.”
Böyle bir ağaç var mı? Yok tabii… Nedense mutlu bir doygunluk hissettim. Şehrimin asırlık çınar ağaçları altında ben de seke seke yürüdüm.
2011
6 Nisan 2012 Cuma
Mutluluğun Paylaşmakla İlgisi Olmalı.
Sanıyorum geçtiğimiz Ramazan ayı günlerinden biriydi. Babamdan dönüyordum. Arabamı hemen evin önüne değil, bir sokak ilerideki çıkmaz sokağa park etmiştim. Telaş içindeydim. Bir an önce ofise gitmeliydim. Çıkmaz sokağın köşesindeki simitçi her zamanki yerindeydi. Simide asla dayanamam. Kesin akşam simidiydi bunlar… Dumanı tütüyordu çünkü… Of!.. Buram buram taze gevrek simit kokusuna nasıl içim gitmişti... Oruçluydum. Akşam ezanının okunmasına üç saat vardı. Bünyem çekti bir kere… Görmezden gelemezdim. Simitçi tezgahının önünde bir süre durup simitleri seyrettim. Yalan söyleyecek değilim. Kendimi alamıyor, imrenerek simitlere bakıyordum. Onu farkettim. O da durmuş aynı benim gibi simitlere bakıyordu. Gözgöze geldik. Aynı anda birbirimize gülümsedik. Gülünce güneş karası yüzü aydınladı sanki. Sevimli bir yüzü var... Nasıl zayıf, kuru bir şey anlatamam. Şairin “Çöp gibi bir oğlan ipince” dediği türden… Kafamızı aynı ahenkle simit tablasına çevirdik. Ben simitlere gözümle yermiş gibi baktım. Ona döndüm. “Aç mısın?” dedim. Öyle başını büküp Küçük Emrah pozu vermedi. Sadece sustu ve tekrar gülümsedi. Gülümseyince dudağının sağ yanı, yanağına doğru diğerinden daha fazla kıvrılıyor. O kıvrımın hemen bitiminde minik bir gamze beliriyor. Üstündeki giysiler abisinin olmalı… Renkleri solmuş… Üzerinden dökülüyor. Sırtında boyacı kutusu var. Ayakkabı boyacısı belli. En son ne zaman ayakkabılarımı boyattığımı düşündüm… İnan aklıma gelmedi. Marketlerden satın aldığım süngerlerle işimi gördüğümden beri ayakkabı boyacılarını unutmuşum. Tuhaf! Hiç mi denk gelmedim? İşim olmayınca farketmiyorum demek ki… Simitçiden satın aldığım simidi uzattım. “Ben yiyemiyorum. Benim yerime sen ye bari.” dedim. Hiç tereddüt etmedi. "Teşekkür ederim" dedi. Aldı. Hemen ağzına götürdü. Kocaman ısırdı. Sırtını döndü. Şehrimin asırlık çınar ağaçları altında seke seke yürüdü. Arkasından bakakaldım. Az ilerledi. Durdu. Başını geriye çevirdi. Bana baktı. Gülümsedi. Minik elini salladı. Elimi kaldırım. "Hoşçakal çocuk" dedim. Aklıma Orhon Arıburnu’nun bir şiiri geldi…
“Ne gam kalırdı
Ne kasavet
Bir de simit ağacı olaydı
Bizim sayılırdı saadet.”
Böyle bir ağaç var mı? Yok tabii… Nedense mutlu bir doygunluk hissettim. Arabama doğru umutla yürüdüm.
20.08.2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

