10 Haziran 2010 Perşembe
Ne Büyük Bir Sanat Bu!
9 Haziran 2010 Çarşamba
Wong Kar Wai ve Aşk Zamanı
Bayan Chun ve Bay Chow zamanla eşlerinin kendilerini aldattıklarını anlarlar. Ortak dertlerini birlikte zaman geçirirek paylaşırlar. Eşleri gibi sadakatsiz olmayacaklarına dair birbirlerine söz verirler. Lakin heyhat! Dünyanın her yerinde olduğu gibi Hong Kong da da aşka söz geçirmek mümkün olmayacaktır. Ve aşk bacayı sessizce saracaktır.
Film değişik bir kurguyla çekilmiş. Aşkı kadının ve erkeğin dünyasından ayrı ayrı yansıtıyor. Gelenekler, dedikodu korkusu, gene de birlikte olabilmek için sarfedilen gayretler, zaman ve mekan yansımalarının estetik görüntüntüler eşliğinde seyirciye aktarılması, filmin modu oldukça ağır olmasına rağmen, seyredeni filmden koparmıyor. Bayan Chun'un hep aynı modelde ancak herbiri ayrı güzel desendeki elbiselerinden, zarafetinden, nahif ve hoş fiziğinden etkilenmemek mümkün değil. Hong Kong'lu yönetmen Wong Kar Wai 'nin en güzel filmi olan Aşk Zamanı "Geçmişte kalmış bir döneme ve kaybolan aşka bir selam"diye nitelendirilmiş. Aslında filmin bir sırrı olacaktır... "Eğer birinin kimseyle paylaşmak istemediği bir sırrı varsa, bir dağa çıkar, bir ağaç bulur, ağaca bir delik açar ve sırrı o deliğe fısıldar.Ve onu çamurla kapar. Böylece sır orada sonsuza kadar kalır." Filmde ki sır da, Bay Chow tarafından bir deliğe fısıldanır ve üzerini otla kapatılır... Sonra... Yoo... Anlatamam... Bu filmi seyretmediysen, vakit geçirmeden seyretmelisin. Şiddetle tavsiye ederim!
Cengiz Aytmatov ve Selvi Boylum Al Yazmalım ve Mankurt
asya: (iç ses): samet baba demişti.. onu babalığa seçmişti.. sevgi neydi? sevgi iyilikti, dostluktu. sevgi emekti.. (cemşit'e doğru yürümeye başlar)
ilyas: asya..asya, samet ve cemşit'le giderken bir durur, döner. ilyas'a bakar;
asya: (iç ses): durursam bir daha kurtulamam..
ilyas: (iç ses): ziyanı yok, gülüşü yeter bize..
asya: (iç ses): yüreğim kaydıysa günah mı?
ilyas: (iç ses): çamura saplansam yardıma gelir misin?
asya: (iç ses): elini tuttum.. sıcacıktı.. yüreği elimdeymiş gibi..
ilyas: (iç ses): elinden tutuversem benimle gelir mi?
asya: (iç ses): seninim işte.. alıp götürsene beni..
8 Haziran 2010 Salı
2 Haziran 2010 Çarşamba
En Güzel Kış, Kış Mevsiminde Mi Yaşanır Sence?
Düşünsene... En güzel kış, kış mevsiminde mi yaşanır sence? Yoo! En güzel kış, yaz mevsiminde kışı hayal etmekle yaşanır! En güzel kış, yaz mevsiminin bunaltan sıcağında, kışı hatırladığımız zamanlarda yaşanır. Ben, kışı soğuğu değil, cehennem misali yaz günlerinde; kışı, soğuğu, rüzgarı düşünmenin içimde uyandırdığı hisleri seviyorum.
Yaz Gelince, Sonbahar'ı Hatırlamak...
Film “…her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına…” ithaf edilmiş. Çünkü ülkemizde 122 kişi ölüm oruçlarında, 32 kişi de hayata dönüş operasyonlarında hayatını kaybetmiş.Filmin kahramanı Yusuf da üniversitede okurken, katıldığı eylemlerden dolayı 22 yaşında mahkum edilmiş ve cezaevine girmiştir. Yani Yusuf'un ömrünün ilkbaharı hapiste geçecektir.10 yıldır tutukluğu kaldığı hapishanede F tipi cezaevlerini protesto etmek için açlık grevi yapan gruba katılır. Ciğerleri iflas eder. 2 yıl daha cezası varken sağlık nedeniyle tahliye edilir.
İdeolojik düşünceleri peşinde yılları hapiste geçmiş Yusuf ve ülkesinin ideolojik meseleleri yüzünden çocuğundan ve memleketinden ayrı düşmüş, istemediği yollardan para kazanmaya çalışan Gürcü Elka'nın yolları kesişiyor. Yönetmen büyük bir zerafetle filmin sosyal mesajını izleyiciye geçiriyor ve neler olup bittiğini tekrar tekrar düşündürüyor.
1 Haziran 2010 Salı
Bir İstanbul Yolculuğundan Geride Kalan Çeki Taşları
31 Mayıs 2010 Pazartesi
Kolay Lahmacun Tarifi
30 Mayıs 2010 Pazar
Şaka Cehennemini Duymuş Muydun?
Şaka Cehennemini Duymuş Muydun?
Şimdi oturdum ya bilgisayar başına... Gölgesizler kitabıyla ilgili bir konu paylaşacağım. Şimdi bak... Eğer okursan göreceksin... Yada okumuşsundur belki...Herkes kaybolmaya başlayacaktır, Hasan Ali Toptaş'ın Gölgesizler adlı kitabında... Önce berber çırağı gitmiş, geri dönmemiş... Sonra berber, çırağını merak etmiş. Aramak için çıkmış gitmiş... Berber dükkanında bir bizim yazar, bir de berber koltuğunda uyuyakalmış adam var... o kadar... 23. Bölüm... Adam "benim gitmem gerek" diyerek uyanır. Yazar "nereye?" diye sorunca, adam uykulu gözlerle aynadan bakar ve sorar " ne nereye?". "Gitmem gerekir "dedin ya?" der yazar. Adam alay eder gibi "ben öyle bir şey demedim." der. Şaşırır yazar. "Sen gitmem gerekir demedin mi?" diye tekrar sorar. "Hayır demedim." der adam. "Peki bana son kez ne söyledin?"diye sorar. Adam şöyle cevap verir: "Belki de şu anda konuştuklarımız bir rüyadır dedim."
29 Mayıs 2010 Cumartesi
Elveda Lenin Ve Annem
Şifasız bir hastalığa yakalanan annem, son günlerinde yattığı yatağında benden siyah üzüm istemişti. Üzüm zamanı değildi. İyi de, şimdi zamanı yok ki meyvenin. Her meyve her mevsim bulunabilir. Hiç unutmam, nefes nefese şehrin tüm manav ve marketlerini dolaşmış, hiç bir yerde siyah üzüm bulamamıştım. Yeşil üzüm vardı fakat terslik olacak ya siyah üzüm yoktu. Sonunda hiç ummadığım bir yerde buldum siyah üzümü. O anki mutluluğumu anlatamam. Hemen eve gidip, yıkadım ve anneme verdim. Annem bir salkım siyah üzümden ancak iki tane yiyebildi. Bana sevgiyle baktı. En tatlı haliyle tebessümünü etti. Birşeyler söylemek istedi. Merakla eğildim. “Boyadın mı sen bu üzümü?” dedi. Güdüm. Güldü. Yattığı yerden, o hasta haliye komikliğine devam ediyordu.
27 Mayıs 2010 Perşembe
İğne Deliğine İpliği On Metreden Geçirebilir Misin?
Yaa, böyleyken böyle işte! Şimdi iğne deliğine ipliği on metreden geçirmeyi bi deneyeyim:)
25 Mayıs 2010 Salı
Yazmak Denen Cehennem
Tahammül edemedim buna. Hayatımda hiç şiir yazmamışım ya. Üstelik bunu şimdi, az önce farkedince, içim içimi yedi. Bütün şairleri gözlerimin önünden geçirdim. Her birini nasıl kıskandım anlatamam? Fırladım yerimden. Hemen kitaplarımın başına gittim. Bir kült filmin baş artizi gibi hissettim kendimi. Sen şiir sev ama bir tane bile şiir yazma, iyi mi? Düşünsene bundan daha kült durum ne olabilir ki? Bunları düşünerek bakarken kitaplarıma, dün satın aldığım İlhan Berk'in Kült Kitap'ı ile göz göze gelmedim mi? Bu kadar mı denk gelir insana? Bütün öfkemi ondan çıkarmak istercesine, kitabı elime aldım hırsla. Oturdum koltuğa. Amacım bir kaç şiirini okuyacağım. Yarama şiirlerini merhem niyetine basacağım. Üstelik bakar mısın, kitabın adı Kült Kitap. İyileşecek hastanın doktor eline gelir diyerekten, açtım kitabın ilk sayfasını heyecanla. Aman Allahım! Gözlerime inanamadım. Kitap, ilk bölümüne YAZMAK DENEN CEHENNEM diye başlamıyor mu? Yapılır mı bu bana? Yoo... Yooo.. Hiç kusura bakma. Devam edemem artık. Ben... Ben... Bu yazıyı kesmeliyim burada!
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Ç.R.O.P Çizgi Roman Ödülleri Yarışması'na Oy Kullanmaya Var Mısınız?
Bakın ÇROP'taki duyuru aynen şöyle:
Çizgi Roman Ödülleri (1. Comics Readers Comics Awards) Adayları Okurların önerileriyle oluşturuldu.
23 Mayıs 2010 Pazar
Hayalin Derinliklerinde Ortak Bilince Yolculuk...
Aşkın Güngör yazısının devamında, Ortak Bilinç konusuna fazla dalmadan, birbiriyle ilgisi olmayan iki romanın iki bölümündeki ortak benzerlikleri örnekler vererek anlatıyordu. Böylelikle ortak bilincin varlığını ispatlamaya çalışıyordu. Biri Türkiye'de ilk baskısını 2003 yılında yapmış Aşkın Güngör'ün Gohor adlı bilimkurgu romanı, diğeri İngiltere'de yaşayan J.K Rowling'in 2007 yılında yayınlanan Harry Potter Ölüm Yadigarları adlı fantastik romanı. İki kitaptaki alıntı cümleleri okudukça gerçekten çok ilginç benzerlikler olduğu anlaşılıyordu. Demek ki Ortak Bilinç diye bir şey vardı işte. Eğer J.K. Rowling, Aşkın Güngör’ün kitabından alıntı yapmadıysa ki, Aşkın Göngör yazısında böyle bir duruma ihtimal vermiyordu, demek ki "birbirini hiç görmeyen iki zihin, etkileşime geçip neredeyse aynı şeyleri düşünüp yazabiliyordu."