
Aslında bir yazı yazmak istiyorum. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Gene asıl anlatmak istediğimi anlatacağım yerde, konuyu dağıtacağımdan, yazımın bambaşka mecralara kayacağından korkuyorum. Dün Aşkın Güngör’ün E
sterabim adlı bloğunda, ilginç bir yazısı vardı. Ortak Bilinç’ten ve mucize denilen bir şeyin varlığından bahsediyordu. Yazdıklarını özetlersem eğer, yaşayıp ölen ve hala yaşayan insanların deneyimleri, hayalleri, yazdıkları eserler, yazılmayanlar hatta rüyaların hammaddesini Ortak Bilinç olarak tanımlıyordu. Sanki bu ortak bilinç geçmişin birikimleri ile günümüzün düşünce, hayal ve rüyalarını bilmediğimiz bir yerde biriktirmekteydi de, o kap adeta bir kalp gibi gümbür gümbür atmaktaydı. İnsan beyninin, işte bu ortak hammadden beslenerek, yeni, özgün, el değmemiş öyküler, şiirler, romanlar, filmler, şarkılar ortaya koyduğunu söylüyordu. Demek aslında özünde herkes birdi. İnsanlık ortak bir kaynaktan besleniyorsa, peki o halde neden insanlar birbirini bu denli acıtmaya meraklıydı? Üzerinde derin derin düşünülecek bir konuydu doğrusu.


Aşkın Güngör yazısının devamında, Ortak Bilinç konusuna fazla dalmadan, birbiriyle ilgisi olmayan iki romanın iki bölümündeki ortak benzerlikleri örnekler vererek anlatıyordu. Böylelikle ortak bilincin varlığını ispatlamaya çalışıyordu. Biri Türkiye'de ilk baskısını 2003 yılında yapmış Aşkın Güngör'ün Gohor adlı bilimkurgu romanı, diğeri İngiltere'de yaşayan J.K Rowling'in 2007 yılında yayınlanan Harry Potter Ölüm Yadigarları adlı fantastik romanı. İki kitaptaki alıntı cümleleri okudukça gerçekten çok ilginç benzerlikler olduğu anlaşılıyordu. Demek ki Ortak Bilinç diye bir şey vardı işte. Eğer J.K. Rowling, Aşkın Güngör’ün kitabından alıntı yapmadıysa ki, Aşkın Göngör yazısında böyle bir duruma ihtimal vermiyordu, demek ki "birbirini hiç görmeyen iki zihin, etkileşime geçip neredeyse aynı şeyleri düşünüp yazabiliyordu."

Bu konuya bir süre ara verip, şimdi yaşadığım başka bir durumu anlatmak istiyorum. Zagor’la ilgili yazdığım bir yazıma bir yorumcu, A’mak-ı Hayal adlı kitapla ilgili bir yorum yazmıştı. A’mak-ı Hayal (Hayalin Derinliklerine Yolculuk), Filibeli Ahmet Hilmi’nin 1908 yılında yazdığı fantastik bir eseri. Bizde yıllar önceden kalma, bu eserin orijinali değil de fotokopiye çekilmiş hali vardı. A’mak-ı Hayal’i yorumda okuyunca, kızkardeşimle hatırladık. Yıllardır ele almadığımız bu kitabı, kitaplığın en ücra köşesinden çıkardık. Osmanlıca Türkçesiyle yazıldığı için maalesef anlamamız pek kolay olmuyordu. Ara ara okumaya heves etmiş, bir yerlerine kadar gelmiş, fakat her defasında yarım bırakmıştık. Dediğim gibi fantastik bir romadı. Keşke daha kolay anlayabilsek diye hayıflanır dururduk. İşte hatırlayınca, sanal ansiklopediden kitabın izini sürdük. Çizer
Cem Uygun’un olağanüstü güzel çizgileriyle, çizgi roman haline getirileceğini okuduk ki bir an mutluluktan uçuyorduk. Fakat öğrendik ki, daha önce Ustura dergisinde bu eseri çizgiye döktüğü halde, henüz elimize alacağımız bir kitap haline getirilmemiş. Umarım en kısa zamanda tamamlanır. A’mak-ı Hayal’i Cem Uygun'un çizgileriyle okumanın çok keyifli ve etkileyici olacağına inanıyorum.


Bak şimdi… Nereden nereye? Ben Aşkın Güngör’ün 2003 yılında yazdığı Gohor adlı romanını daha bir kaç ay önce okudum. Memleketim yazarlarından birinin anadilimde yazdığı; okuduğum en güzel bilimkurgu roman olduğunu söyleyebilirim. Bu kitabın yeterince tanıtılmamasından ve daha çok sayıda okura ulaşmamış olmasından büyük üzüntü duyuyorum. İngiliz J.K. Rowling’in Harry Potter adlı kitabını ise dünyada bilmeyen kişi sayısı azdır sanırım. Haydi kitabını okumamışsa bile filmlerine gitmiştir ya da mutlaka duymuştur. Aşkın Güngör’ün başlattığı Ortak Bilinç durumunu ben daha eskilere götürerek devam ettirmek istiyorum. Bugün Kocaeli 2. Kitap fuarından, A’mak- Hayal’in Kaknüs yayınlarından çıkmış yeni baskı kitabını aldım. Serkan Özburun tarafından dili günümüze uyarlanınca, çok kolay anlaşılır bir kitap olmuş. Bugün kitaba bir başladım ki baktım yarısına kadar gelmişim. Bir ara okumaya ara verdim. Aşkın Güngör’ün Ortak Bilinç hakkındaki yazısını düşündüm.

Gohor’da , Zaman Baba adında beyaz sakallı, sevecen, dostane bir bilge vardır. Harry Potter’de de Albus Dumbledore adlı beyaz sakallı, sevecen, dostane bir bilge vardır. Gohor’daki bilge ana kahramana, oğulcuğum diye, Harry Potter’daki bilge ise sevgili çocuğum diye hitap eder. Her ikisinde de, insan zihninde yaşansa da olup bitenin gerçek olduğu vurgulanır. Gelelim 1908 yılında Filibeli Ahmet Hilmi tarafından yazılmış A’mak- ı Hayal’e... Yani Hayalin Derinliklerinde Yolculuk adlı kitaba. Bu kitapta da Aynalı Baba diye adlandırılan başındaki yeşil takkesinde ve cübbesinde aynalar olan, sevecen bir bilge kişi vardır. Kitabın kahramanına evladım diye seslenir. İşte bir benzer örnek daha taa 1908’lerden.

A’mak-ı Hayal’i okurken kitabın bir bölümü, Ege Görgün’ün
Melez adlı fantastik öyküsündeki benzer bir bölümü aklıma geldi. A’mak-ı Hayal’in Yokluk Tepesi adlı bölümünde okuyucu, romanın kahramanı Raci’nin Buda nezaretinde hiçlik zirvesine yaptığı ilk hayali yolculuğuna ve burada nefsiyle yüzleşmesine tanık olur. Raci bu tepede eşsiz güzellikte bir kadınla karşılaşır ve onunla biran birlikte olur ki gözünü açtığında kendini iğrenç, pis bir cadının kucağında bulur. Ege Görgün’ün Melez adlı fantastik öyküsünde ise, öykünün kahramanı Darek bir kuleye çıkar ve bilmediği meyvelerden yer. Uyur uyanık vaziyette iken güzeller güzeli bir kadına rast gelir ve onunla birlikte olur ki kendine geldiğinde kadının, aslında uzun, sivri uçlu, keskin pençeleri, kanatları ve kuyruğu olan bir ejderha olduğunu farkeder. Şimdi gelelim Aşkın Güngör’ün dediği Ortak Bilinç durumuna. Doğru değil mi yazdıkları? İşte son örneğe bakalım. Ahmet Hilmi ve Ege Görgün 100 yıl arayla benzerlikleri olan öyküler yazmışlar. Aynı Ahmet Hilmi, Aşkın Güngör ve Rowling’in birbirlerinden habersiz yazdıkları gibi. Aşkın Güngör’ün cümleleri ile soruyorum: “Nasıl bir güdü benzer imgelerle bezeli şeyler yazdırıyor iki yazara? “ Devam ediyorum. Hayatta her şey rastlantı mı? Gerçekten Ortak Bilinç diye bir şey gerçekten var mı?
İlla konuyu dağıtacağım ya yukarıdaki cümlem gerçekten var mı diye bitince, başka bir mecraya atlayıp, A’mak-ı Hayal’den cümlelerle yazıma nihayet versem... Bak şöyle...
"Tuhaf! Varla yok hiç bir olur mu? Örneğin ben şimdi varım, yok olacağım. Bu ikisi arasında fark yok mu?" dedim. Deli, başını çevirdi. Kahkahayı bastı:"Vay! Sen varsın ha?! Acaba var mısın?"
Yaa, gördün mü? Böyleyim... Hayalin derinliğinde ortak bilince yolcuk ederken... ederken.. şimdi başladım mı acaba var mıyım yoksa yok muyum demeye... Sen var mısın peki? Varsın ha! Sahiden var mısın acaba? Gördün mü nereden nereye geldim. Bu yazı da böyleyken böyle işte!