good will hunting etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
good will hunting etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2018 Salı

Ve Kitap Ve Fizik Ve Film

Michio Kaku, Geleceğin Fiziği adlı kitabının, Tıbbın Geleceği adlı bölümüne, Yunan ve Roman mitolojilerinde  geçen, şafak tanrıçası güzel Eos'un öyküsüyle başlamış. Eos bir tanrıça olduğu için mükemmel bir bedene sahipmiş, elbette ölümsüzmüş.  Eos, bir ölümlü olan yakışıklı Tithonus'a sırılsıklam aşık olunca, sevdiğinin yaşlanıp ölmesine razı olamamış. Tanrıların babası Zeus'a yalvarıp, Tithonus'u ölümsüz yapmasını, sonsuza kadar beraber yaşamalarını sağlamasını istemiş.  Zeus, Eos'un bu duasını kabul etmiş. Sevgilisi aynı Eos gibi ölümsüz oluvermiş.

Buraya kadar tamam... Tithonus  artık ölmeyecek. Şahane... İki sevgili sonsuza kadar mutlu, mesut yaşayacaklar. Ne güzel...  İyi ama  Tithonus'un bedeni gün be gün yaşlanmaya devam ediyormuş. Ah! İşte Eos birden,   Zeus'tan sevgilisi için ölümsüzlük isterken, sonsuz gençlik istemeyi unuttuğunu anlamış.  Bu durumda Tithonus ölemiyor, gün geçtikçe bedeni çürüyor, kuvvetten düşüyor veee maalesef ızdırap dolu sonsuzluğu yaşamaya devam ediyormuş. 

Michio Kaku kitabında bu hikayeyi  21. yüzyıl biliminin yüz yüze kaldığı sorunlara benzetiyor. Bilim insanları şimdi, uzun yaşama konusunda mucizevi ilerlemeler yapıyorlar, diyor.  "Ancak, hayatın sağlık ve kuvvet olmadan uzaması, Tithonus'un trajik bir şekilde öğrendiği gibi, ebedi bir ceza olabilir." diye devam ediyor.

Sonra bu yüzyılın sonuna kadar, hayat ve ölüm üzerine kontrolü ele alan güce sahip olacağımızı, hatta bu gücün sadece hastalıkları iyileştirmeyle sınırlı olmayacağını, insan bedenini daha iyiye götüreceğini ve hatta yeni yaşam formları kurmakta kullanılacağını söylüyor. 

Yazının devamında, Robert Lanza adlı hayatın gizemlerinin sırlarını açan bir bilim insanından bahsederken,  Good Will Hunting  filmindeki Matt Damon'un canlandırdığı karakterden söz ediyor.  Aynı o filmdeki karakter gibi, Robert Lanza'nın  "bu filmde pejmürde kılıklı, şehir yaşamına uyum sağlamış işçi sınıfından bir delikanlı, matematik dehasıyla MIT'deki profesörleri şaşkına çevirdiğini",  DNA lar üzerinde çalıştığını,  kim bilir belki bir gün doku mühendisliği üzerinde çalışırken,  hastalıklı ya da eskimiş organları değiştirmek üzere, insanların kendi hücrelerinden üretilecek yeni organlar sipariş verebileceği bir insan beden mağazası ortaya çıkarabileceğini anlatıyor. 


Bu enteresan anlatılar üzerine  zeka parlatacağıma, ne yaptım bilin bakalım? Elbette kitaba mola verdim.  Yıllar önce seyrettiğim o güzeller güzeli filmi buldum, yine yeni yeniden seyrettim. Müthişti. Robin Williams'ın intiharından bu yana seyrettiğim ilk filmiydi. Yüreğimin acıdığını hissettim. 

26 Şubat 2013 Salı

Bana Bir Bak Beni Bir Gör Beni Bir Duy Beni Bir Dinle


 - Ne anladım biliyor musun?
- Hayır.
- Sen sadece bir çocuksun. Ne konuştuğunu bile bilmiyorsun.
- Teşekkür ederim.
- Bir şey değil. Bostan'dan hiç çıkmadın değil mi?
- Hayır.

 
- Sana sanat soracak olsam, bana okuduğun kitapları satmaya kalkacaksın. Michelangelo hakkında çok şey biliyorsun. Çalışmalarını, politik etkilerini, papayla ilişkilerini, cinsel tercihini, bütün çalışmalarını söylersin değil mi? Ama Sistine Kilisesi'nin kokusunu söyleyemezsin. Çünkü oraya gerçekten gidip, o güzel tavana bakmadın. Görmedin.


- Sana kadınları sorsam, neleri sevdiğin hakkında bir sürü şey sayarsın. Belki bir iki kere yatmışsındır da. Ama bir kadının yanında uyanmanın ve mutlu olmanın ne olduğunu söyleyemezsin.

 
- Sana savaşı sorsam, Sheakspeare'den bahsedersin değil mi? "Bir kere daha yaklaşıyoruz dostlar!" Ama hiç savaş görmedin. En yakın dostunun kafası kucağında son nefesini verirken, sana nasıl baktığını görmedin.


- Sana aşkı sorsam, şiirlerden alıntı yapacaksın. Ama bir kadının karşısında tamamen hiç savunmasız kalmadın. Sana gözleriyle hükmeden birini görmedin.Tanrı'nın seni cehennemden kurtarması için indirdiği bir melek olduğunu düşünmedin. Onun meleği olmak nasıl bir şey onu da bilmiyorsun. Bir aşkı sonsuza kadar paylaşmayı... Her şeye rağmen... Kansere rağmen. Bir hastane odasında iki ay elini tutarak, sabahlamak ne demek bilmiyorsun. Doktorun gözlerine baktığında "ziyaretçi kuralı"nın anlamsız olduğunu görmesi ne demek bilmiyorsun. Gerçek kayıp ne demek bilmiyorsun. Çünkü hiç bir şeyi kendinden daha fazla sevmedin.  Birini bu kadar sevmeye bile cesaret edememişsindir. Sana bakınca, kendine güvenen bir entellektüel görmüyorum. Ürkek bir velet görüyorum. Ama sen bir dahisin. Bunu kimse inkar edemez. Kimse senin derinliklerini anlayamaz. Sırf bir resmimi gördün diye hakkımda her şeyi bildiğini sanıyorsun. Hayatımı yorumladın.


-Yetimsin değil mi? Sırf Oliver Twist'i okudum diye, hayatının ilk dönemlerinde neler hissettiğini anlayabilir miyim? Bu seni anlatır mı? Şahsen umrumda bile değilsin. Sen kim olduğunu anlatmak istemezsen, senden hiçbir şey öğrenemem. Sırf kitap okudum diye seni anlayamam. Anlatırsan ben varım. Ama sen anlatmak istiyor musun? Söyleyeceklerinden korkuyorsun. Şimdi sıra sende şef!




NOT:
Good Will Hunting (Can Dostum) adlı filmin kareleri ile aynı filmin sevdiğim muhabbetlerini eşleştirdim.

Başlık Ceza'nın İnro adlı şarkısının sözlerinden, video ise elbette Orson Welles,  I Know What It Is To Be Young.