karabük demir çelik fabrikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karabük demir çelik fabrikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2012 Salı

Nereden Nereye? Bir Filmden Bir Öyküye...



Filmlerini ilgiyle takip etmeye çalıştığım Yeşim Ustaoğlu'nun son filmi Araf, şehrimdeki sinemalara gelince, koşa koşa gidip izledim. Araf, kadınların yaşadıkları zalimlikleri  pek çok boyutuyla ve etkileyici bir dille gözler önüne serince, sevdiğim filmler arasına hemencik girdi. Bence, Araf, kadın seyirciler tarafından daha iyi anlaşılacaktır. Erkek izleyicilerin çoğu ise, Mahur rolündeki Özcan Deniz'in filmdeki varlığına takılıp kalacaktır. Oysa Araf sadece kadınların değil, çoğunlukla erkeklerin de yaşadıkları aile, çevre baskılarını, kendilerine dayatılan hayatları nasıl yaşamak zorunda kaldıklarını  anlatma gayretine girişmiş. Ve bunu usulcacık becermiş. Du bi... Ben aslında bunları değil, filmin fabrika tarafını yazmak niyetindeydim. Film Karabük'te geçiyordu ya aklıma hemen Atilla Atalay'ın Fabrıga adlı öyküsü geldi. Atilla Atalay'ın  bu öyküsü çok eski zamanlara götürür bizi. Taa 1937 lere. Atatürk hayattadır.  Başvekil İsmet İnönü'dür. Onüç hanelik Karabük Köyü'nün başına resmen “devlet kuşu” konmuştur. Bu yere Karabük Demir ve Çelik fabrikalarının temeli atılmaya karar verilmiştir.  Kurulacak fabrikalar, fennin en son gelişmelerini ve en son icadlarını ihtiva edecektir. Atilla Atalay'ın o etkili cümleleriyle büyükbabası Emiroğlu Mehmet'in taa kuruluşundan itibaren, fabrikayla paralel giden hayat öyküsünü okuruz. İşe girişini, ilk günler fabrikada çalışan gençlerde baş gösteren tuhaflıkları, köyün yemyeşil, serin sessizliğinden, ortasına düştükleri dev kor yığınının onlara cehennem gibi gelmesini, sonra dumanlara, ateş ırmaklarına, yüzleri yapış yapış isli hallerine alışmalarını, "odunun eyisi meşe, evin eyisi köşe, gızın iyisi Ayşe" diyerekten Bıçakçının Ayşe ile evlenişini okuruz. Fabrikada çalıştığı bölümün adı da Ayşe'dir iyi mi? Çünkü fabrikanın bölümlerine nedense, Ayşe, Zeynep gibi kız isimleri verilmektedir. Okuruz okuruz... Mühendis toruna kadar geliriz. Zaten o mühendis torununun, kimi güldüren kimi hüzünlendiren anlatımıyla tanıdığımız büyükbabasının ruhuna, öykünün sonunda saygıyla rahmet göndeririz. Araf da Karabük'te geçen bir filmdi.  Filmdeki öykü ise, evvel zaman içinde değil günümüzde geçmekteydi. Fabrikanın bacasından deli deli dumanlar çıkıyordu.  Karabük'te yaşayan insanlar - adeta aynı Atilla Atalay'ın öyküsünde anlattığı gibi- fabrıga'nın gizli bir işaretini taşıyordu. Demir Çelik fabrikasının Karabük'te kurulmasının üstünden nerdeyse 75 yıl geçmişti. Sanki kimselerin duyamadığı tılsımlı bir fabrika sireni çalıyor, yaşamın vardiyasını değiştiriyordu. Araf, eritilmiş demir çelik madeninin,  sanki bir lav gibi hareketle bir çukura boşaltılışıyla başlıyordu. Filmdeki insanların mütemadiyen yüzlerine baktım. Baktım ve fabrıga'nın başka bir şey değil,  biz insanlar olduğuna karar verdim. Araf'ı seyredince, o an, ağır sanayii'nin olanca ağırlığı üstüme çöktü. O koca, dumanlı fabrikaya  ait yüksek fırınların, niye Ayşe, Ülkü, Zeynep gibi kadın isimleri taşıdığını  şimdi  anladım.... Ben sustum.... Bildiğim tüm sözcükler, milyon kere uzağa uçup gitti...