galata kulesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galata kulesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2017 Pazartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?


 
36. İstanbul Film Festivali'nden  nasiplendim. 
Filmler  seyrettim.. 
Evliya Çelebi'yle ilgilendim.



Yusuf Franko'nun İnsanları-Bir Osmanlı Bürokratının Karikatürleri Sergisi'ni gezdim.



Hep Galata'da kule dibinde dolaşıyordum.
Bu kez Galata Kulesi'ne uzaktan baktım.
Ben var ya, Galata Kulesi'nin içine girip tepesine hiiiç çıkmadığımı yeni anladım:)


2 Nisan 2017 Pazar

Bu Hafta Neler Yaptım?

  
                                    Bu hafta, Puslu Kıtalar Atlası aklıma düştü. 
             Hem orijinalini hem çizgi romanını yine yeni yeniden hayalini kura kura okudum.


Hep derim Galata Kulesi'ne sevdalıyım. Gene Galata'ya gittim. Bu kez aldım elime kitabı, Puslu Kıtalar Atlası'nın izini sürdüm.


Bu hafta sadece 1964 yapımı Tren'i seyrettim. 
Haftaya 36. İstanbul Film Festival'i başlayacak.
Festivale kadar film diyetine girip başka film seyretmemeliyim.
Çünkü günde üç, eğer vaktim olursa günde dört film seyretmeye niyetliyim.
Film seyretmeyi özlemeliyim.



Acayip ballı bir haftaydı. MFÖ ve Şebnem Ferah konserine gittim.

Geri kalan zamanlarda... 
Çalıştım... Çalıştım... Çalıştım... 
Vallahi çok çalıştım. 
Bakmayın böyle geziyor göründüğüme, aslında çok çalışıyorum.
Genel şartları okumaktan gözlerim şeşibeş oldu!

29 Şubat 2012 Çarşamba

Kahve Molası - Hakikati Hülyaya Hep Feda Ederim.


Bu sabah güne çok erken başladım. Çalış babam çalış. Az önce duraladım. Yalvararak dedim ki... "Ne olur, yandan çarklı bir kahve..." İçeriden bir ses dedi... "Elbette!"...  Kahvem geldi. Masamın üzerinde... Ben ise... Bir elim çenemde... Kahve kokusunun büyüsünde bir an hayale daldım. Eskilerden bir yazım aklıma geldi. Mübalağa ederek yazdığım bir denemeydi. Avaz avaz İstanbul diye bağırmaktaydım. Nasıl göresim geldiğini,  nasıl içime çekip koklayasım geldiğini anlatmaktaydım. Ben şehirleri özlerim. Hele İstanbul'u... Of... İstanbul aşktır... Sevdadır... Hımmm... İstanbul deniz ve balık kokusudur... Özlenendir... Hüzündür İstanbul... Sevinçtir... Minareler uzanmış gökyüzüne bağırır...  Kara sevda nerelerden yüreğimi çağırır... Dua gibi... Büyü gibi hasretini ezberlediğim... Yeditepe üzerinden saçlarını dağıtan, hatıraların tarihin küllerini savurduğu, kadın gibi, kısrak gibi ince beline sarılıp gerdanından öpülesi bir Levent Yüksel şarkısıdır. İstanbul sinemadır... Kitaptır... Ben içinde yaşamıyorum ya... Zaten taraftar ruhlu bir bünyeye sahibim. Bırak kusur görmeyi, kusurlarıyla topyekün seven biriyimdir. İstanbul'un derinine dalmak, arnavut kaldırımlı eski sokaklarında dolanmak, yandan çarklı vapuruyla bir kıtadan diğerine geçerken kız ve galata kulesine  usulca el sallamak... Hayal etmeyi ve uyanıkken  rüya görmeyi seven benim gibi biri için  İstanbul'un her köşesi  adeta  bir film stüdyosu ya da  bir roman sayfası gibidir. İstanbul'un suretine asla aldanmam. Bana göre İstanbul'un  sırrı... İstanbul'un sırrı o gizemli ruhunda saklıdır. Sokaklarında dolaşırken bir vakitler İmparator Konstantin'den Fatih Sultan Mehmet'e, Mimar Sinan'dan Hazarfen Ahmet Çelebi'ye, Hürrem Sultan'dan Haseki Sultana'a kadar   milyonlarca ruhun aynı  sokaklarda yürüdüğünü düşünüp hissedebilmek var ya illüzyona sokar beni de yüreğimi zangır zangır titretir. Kimi zaman şehrin ruhunu ve sırlarını  keşfetmeye  çıkmış bir derviş olduğumu farzederim.  Düşle gerçeğin  arasında bir yerde... Zamanın içinde mi yoksa dışında mı olduğumu  unutarak... Büyülü bir atmosfer kurarım kendime. Yapayalnız... Adım adım dolaşırım. Hülyalarımla sadece... İstanbul'da atılan her adım tarih kokmaz mı? Kokar elbette! Of, o eski yapılar nasıl  kışkırtır insanı.  Durduk yerde o kadim zamanların izleriyle günümüzün keşmekeşliğini.. Aynı anda bir ortaçağ şövalyesinin aşk hikayesiyle, günümüzün metropol sevdasını harmanlarım ayak üstü... Hepsini  hayalimde birbirine karıştırır yekpare zamanın hazzını  hissederim. Tevfik Fikret'in dizelerindeki gibi... "Evet hakikati hülyaya hep feda ederim. Zaman olur ki vücudumdan ayrılır giderim."  İstabul içinde kendimi kaybederim.  Zamanla tıp oynarım da bir süre kendimi öncesiz ve sonrasız farzederim. Eski cümlelerimle İstanbul'da gezindim. Kahve molam bitti. İşe dönmeliyim.

17 Şubat 2012 Cuma

Kahve Molası - Gözleri Gözlerime Değince, Felaketim Olur Ağlarım.


Ey Okur! Dinlemeyi arzu edersen Galata Kulesi'yle aramdaki hazin aşkı anlatmak istiyorum.  Ne vakit yolum Galata'ya düşse... Ben... İlkin mahcubiyetle kirpiklerimi eğerim... Sonra  cesaretimi toplarım. Başındaki külahıyla ve tüm ihtişamıyla, İstanbul siluetinde, dimdik yükselen Galata Kulesi'ni seyrederim. Of! Galata Kulesi'nin gözleri gözlerime değdiği anda var ya... İnan bana, felaketim olur ağlarım. Çünkü beni sevmediğini bilirim. Evet... Başka bir sevdiği olduğunu,  üstelik kendisinden çok yaşlı bir kıza körkütük aşık olduğunu çok iyi bilirim. Cenovalı'lar İstanbul'a geldiklerinde surlarının başkulesi olarak kurmuşlar Galata Kulesi'ni.  En son tepesine külahı takılınca, olanca haşmetiyle nasıl yakışıklı olmuştur anlatamam... Bıçkın, yağız bir delikanlı gibidir. Herkes etrafında pervanedir. İşte taaa o zaman... 524'lü yıllar..  Tüm cüssesiyle inşaatı yükselirken, uzaktan görür o kızı... İlk görüşte aşk denir ya hani...  Görür görmez kıza vurulur. Lakin kız, hem ulaşılmazdır, hem yaşı çok büyüktür. Kimi rivayetlere göre kızın yaşı M.Ö 24'lere gitmektedir. Lakin bu kız Galata Kulesine, denizin ortasında gencecik, yapayalnız bir hüzünler prensesi gibi görünmektedir. Gün be gün aklında daha fazla yer etmektedir. Yüreğini tir tir titretmektedir.  Acaba bilse ona sevdalandığını karşılık verir mi? Ne yapacağını bilemez. Çaresizdir. Galata Kulesi tarih içinde kimi zaman aşkından yanar kavrulur. Kimi zaman çaresizlikten yıkılır durur. Her seferinde söndürdüler yangınını. Tekrar tekrar inşa ederler. Her yükselişinde bir daha görür bu kızı,  bir daha aşık olur hiç bıkıp usanmadan.  Eli ayağı bağlı ya Galata Kulesi'nin... Uzaktan uzağa bir sevdadır bu. Olduğu yerde yanar ha yanar. Sonunda artık Galata Kulesi'nin canına tak eder. Mutlaka bir haber göndermeli ve aşkını anlatmalıdır bu kıza... Karar verir. 17.yüzyıla geldik artık diye düşünür. İçinde en güzel sevgi sözcüklerini barındıran bir mektup yazar. Aşkını anlatır. Hazarfen Ahmet Çelebi'den rica eder. Hazarfen Ahmet Çelebi alır mektubu ve Galata Kulesi'den bırakır kendini  kızın olduğu yere doğru... Ama okadar ağır gelir ki mektuptaki aşk sözcükleri, dayanamaz. Aşk mektubu kıza  ulaşamaz. Bu arabuluculuk Hazerfen Ahmet Çelebi için iyi olmamıştır.  Padişah duyar olanı biteni... Çok kızar... Cezayir'e sürer... Hazarfen Ahmet Çelebi bir aşığa  inanmanın bedelini ağır öder. 31 yaşında Cezayir'de ölür. O günden sonra ümidini iyice yitiren Galata Kulesi bedenini, hem esirlere hem kendine zindan eder. Günümüzde bile bu kızı karşıdan karşıya aşkla sevmeye devam eder. İşte... İşte ne vakit onu karşıdan görsem... Limanda hep gemiler olur... Ağaçlar kuş gibi güler... Bir rüzgâr aklımı alır. Galata Kulesi'ne gözümü diker bir süre bakarım. Beni sevmediğini... Hatta beni fark bile etmediğini... O kıza... Kız Kulesi'ne aşık olduğunu çok iyi bilirim. Kız Kulesi'ne dönüp bakmak istemem... Öldüreceğimden korkarım. Her defasında son bir ümitle Galata Kulesi'ne bakarım...  Gözleri gözlerime değince...  Durumumun ümitsizliğini anlarım... Felaketim olur ağlarım.


23 Eylül 2011 Cuma

Kız Kulesi ile Galata Kulesi'nin Aşkı

 
Ey Okur!.. Dinlemeyi arzu edersen, en hazin aşk diye yorumladığım iki kavuşamayan sevgiliden bahsetmek istiyorum. Sevgili olmak için mutlaka insan olmak gerekmez ki. Ben cansız diye düşünülen nesne ve mekanların da bir canı olduğuna inananlardanım. Mesela, İstanbul'un iki mucize simgesi Kız Kulesi ile Galata Kulesi'nin yüzyıllardır süren aşklarına inanmaz mısın yoksa? Hiç mi rastlamadın onların imkansız aşklarına? İki ayrı uçta. Birbirlerini bilirler ve görürler. Varoldukları yerler farklıdır. Karşıdan karşıya sevdalanmak yok mu? Hele işin ucunda bir de kavuşamamak varsa. Bilirsin zaten kavuşamazsan aşk olur. Leyla ile Mecnun misali. Ya da Kerem ile aslı. Veya Ferhat ile Şirin. Ya Tahir ile Zühre. Ya  Yusuf ile Züleyha. Arzu ile Kamber veya. Edebiyatımızda kavuşamayan aşkların hikayesi o kadar çoktur ki. Anlat anlat bitmez. Kimbilir belki bir gün hepsini birbir anlatırım bloğumda...

Şimdi Kız Kulesi ile Galata Kulesi'nin büyük aşklarını anlatmak istiyorum. Karşıdan karşıya bakıp, kimi zaman aşktan yanıp tutuşan, kimi zaman sadece kendilerine değil,başkalarına da zindan olan iki tarihi mekan.

Masmavi denizin ortasında yapayalnız salırken, gizemli hikayeleri ile kimi zaman iki sevgilinin buluşma yeri olmuş, lakin o sevgililerin ölümü ile son bulmuş bir öykünün; kimi zaman lanetlenmiş bir babanın kızını korumak için uygun gördüğü bir korunak olmuş, ancak bir yılanın sepette gelip kızın canını almasına mekan olmuş bir acılar merkezidir Kız Kulesi. Hakkında anlatılan efsanelerin sonu hep hüzünle bitmektedir.

Şahit olduğu okadar çok aşk vardır ki. Kendisi ise denizin ortasında tek başına kalmıştır. Bir gün neredeyse kendi inşasından 1300 yıl sonra, Cenovalılar inşaatını bitirip de külahını takınca, İstanbul'un siluetinde dimdik yükselen, yakışıklı bir kule görür. Yüzyıllardır beklediği sevgilisi olacaktır bu kule. Hangi kule mi? Galata Kulesi tabii ki!


Cenovalı'lar İstanbul'a geldiklerinde surlarının başkulesi olarak kurarlar Galata Kulesi'ni. Bıçkın, yağız bir delikanlı gibidir. En son tepesine külahı da takılınca olanca görkemiyle okadar yakışıklı olmuştu ki herkes etrafında pervanedir. İnşaatı yükselirken görmüştür uzaktan Kız Kulesi'ni. Yapayalnız denizin ortasında bir hüzünler abidesi gibiydir Kız Kulesi. Galata Kulesi görürgörmez aşık olur bu kıza. Lakin Kız Kulesi hem çok ulaşılmazdır, hem de yaşı kendinden çok büyüktür. Acaba bilse ona sevdalandığını karşılık verir mi? Ne yapacağını bilemez. Çaresizdir. Tarih içinde kimi zaman aşkından yanar kavrulur. Kimi zaman çaresizlikten yıkılır durur. Her seferinde söndürdüler yangınını. Tekrar tekrar inşa ederler. Her yükselişinde bir daha görür Kız Kulesi'ni, bir daha aşık olur hiç bıkıp usanmadan. Kız Kulesi de aslında ona nasıl aşık, nasıl sevdalıdır anlatamam. Yangınlar çıktıkça, alevleri gördükçe uzaktan, taşımak ister denizin sularını ateşini dindirmek için lakin mümkün değildir. İkisinin de eli ayağı bağlıdır. Uzaktan uzağa bir sevda bu. Kimsenin kimseye faydası yok. Oldukları yerde aşklarından yanarlar da yanarlar.



Sonunda artık canına tak eder Galata Kulesi'nin. Mutlaka bir haber göndermeli ve aşkını anlatmalıdır Kız Kulesi'ne. Karar verir. 17.yüzyıla geldik artık diye düşünür. İçinde en güzel sevgi sözcüklerini barındıran bir mektup yazar sevgilisine. Hazarfen Ahmet Çelebi'den rica eder. Hazarfen Ahmet Çelebi alır mektubu ve Galata Kulesi'den bırakır kendini Kız Kulesi'ne doğru. Ama okadar ağır gelir ki mektuptaki aşk sözcükleri, dayanamaz Kız Kulesi'ne kadar . Aşk mektubu ulaşamaz varmak istediği yere maalesef. Lakin Kız Kulesi anlar durumu. Akıllıdır. Neler görmüş geçirmiştir. Hazarfen Ahmet Çelebi'nin Galata Kulesi'nden uçması, memlekette hiç görülmemiş bir şeydir. Bir insanı uçuran tabi ki aşktır başka ne olabilir? Bu arabuluculuk Hazerfen Ahmet Çelebi için iyi olmayacaktır. Padişah duyar bu durumu ve çok kızar. Cezayir'e sürer. Hazarfen Ahmet Çelebi aşıklara inanmanın bedelini öder ve 31 yaşında Cezayir de ölür. O günden sonra Galata Kulesi hem esirlere hem de kendine zindan olacaktır. Kız Kulesi de hem bazı devlet adamlarının hem de kendinin zindanı olacaktır. Kaderleri birdir artık. Usanmazlar bu durumdan. Onlar halen günümüzde bile birbirlerini karşıdan karşıya aşkla sevmeye devam ederler. 

Zamanımızda haklarında yazılan en esprili şiir Bedri Rahmi Eyüpoğlu'na aittir. İstanbul Destanı adlı şiirinde şöyle der: "İstanbul deyince aklıma kuleler gelir... Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır... Ama şu Kız Kulesinin aklı olsa Galata kulesine varır... Bir sürü çocukları olur"

Galata Kulesi'nin laneti meşhur şairimiz Ümit Yaşar Oğuzcan'a da değer. Oğlu Vedat Galata Kulesi'nden kendini atar ve intihar eder. Yıl 1973... "...Bir adam düştü Galata Kulesinden, Bu adam benim oğlumdu" der ve "Uyan oğlum, uyan Vedat" diyerek acısını dindirmeye çalışır.

Zaman zaman İstanbul'a gittiğimde, bir Kız Kulesi'ne ve bir de Galata Kulesi'ne bakarım. Kavuşamayan aşıkların simgeleridir onlar. İkisi de hüzünlü birer anıttır. İstanbul'dur. İçinde gizem, lanet, aşk ve özlem barındıran!

 11.02.2009