kocaeli kitap fuarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kocaeli kitap fuarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2012 Cumartesi

Büyüleyenlerden Misiniz Yoksa Büyülenenlerden Mi?



Bugün evdeydim. Bir ara camdan dışarıya baktım. İnce ince kar yağıyordu. Kar yağışını seyretmek büyülemez mi insanı? Elbet büyüler. Aklımdan "Kim döküyor bu beyaz şeyleri?" demek geçer. Büyükannem... Ruhuna  rahmet... Ben böyle sorunca... "Melekler silkeliyor. İyice bak bakalım görecek misin melekleri?" derdi. Kar yağışı nasıl mucizevi bir olaydır  öyle değil mi?  Bugün canım film seyretmek ya da kitap okumak istemedi de Zagor maceralarında şöölee bir dolanmak istedi. Geçen sene Kocaeli Kitap Fuarı'nın sahaflarından satın aldığım eski Zagor maceralarından Büyücü Avı ve devamı Kraken elime geldi. Kimbilir kaç kere okumuştum. Zaten ben Zagor'un romantik maceralarına oldum bittim bayılırım. Kraken adlı maceranın ön sözünde Figen Turna'nın bir giriş yazısı vardı. Büyünün yüzyıllardır insanları meşgul ettiğini, büyünün maddi ve manevi olarak ikiye ayrıldığını, gerçekten yapılan-yaptıran-yaptırılanın olduğu gizemli ve bilinmezlerle dolu bir büyü gerçeği olduğunu, elle tutulur bir şey olmadığı için isteyenin  büyüye inanıp isteyenin ise inanmadığını anlatıyordu. Büyünün bu tarafı doğrusu hiç mi hiç ilgi alanıma girmiyor. Amaaa... Bırak anlamını büyülenmek kelimesinin bizatihi kendisi bile beni büyüler. Ben güzellikler karşısında her daim büyülenen bir bünyeye sahibim. Kimi görüntüler... Kokular... Hisler... Sebebiyle... Aklım başımdan gider. Kimse fark etmez. İcabında kılım dahi kıpırdamaz. Ohooo!.. Ruhum çoktan  havalanmıştır... Ruhum resmen büyülenmiş gibi bedenimden firar eder gider. Figen Turna'nın yazıda dediği gibi "bu, yaşamı katlanılır, sevilmeye değer kılan olumlu bir büyüdür. Büyü doğada vardır. Büyü sevgide vardır; aşkta vardır." Zagor'dan bahsedecekken neden büyü muhabbeti yapıyorum değil mi? Çünkü bu iki macera "büyü"nün insan yaşamındaki önemini vurguluyor.  Bilim kurgu bir macera bu... Macerada, Dragon Mührü denilen bir nesne ile genetik değişimlerle hücrelerle oynanmış. Bu genetik müdahale insanların biyolojik saatlerini geriye doğru çalıştırıp onları ilkel bir hale dönüştürüyor. Aslında bu iki macerasında  Zagor çok mühim bir soruna parmak basıyor. İyi niyetli olduğunu düşünmek istediğimiz bu tip genetik oyunlarla insanlar, özlediğimiz, istediğimiz, savaşmayan, barışçıl toplumlar oluşturacağına, günümüzden daha da fazla insanı yiyen, yok eden canavarlara mı  dönüşecek? Acaba bilim adına yapılan genlerin kurcalanması, "savaştan yana" genleri yok edeceğine bilakis bileyliyor mu? Acaba Alfred Nobel'in insanlığa hizmet için bulduğu dinamitin, sonrasında  insanın insanı öldürdüğü savaşlarda kullanıldığı düşünülünce... Keşke dinamit bulmasaydı dediğimiz gibi... Gelecekte ise,  "keşke genlerle oynanmasaydı"mı? diyeceğiz acabayı sorgulatıyor. Bir çizgi romanın bunları düşündürmesi hoş değil mi?


Sonraaa... Birbirinin devamı olan bu iki maceradaki konular kadar, çizimler de büyüleyici. İnsan çizimlerden büyülenir mi? Büyülenir inan ki... En azından beni büyüledi. Aklımı başımdan aldı. Ruhum ince ince yağan karların altında dumanı tüte tüte dolandı geldi. Bu macerada bir büyünün peşinden koşan da Zagor'du. Güzeller güzeli Virginia'yı kurtarmak için Lanetli Yosun Denizi'nde Baron Wolfingham'a karşı azimli bir savaş veriyordu.  Ve şu karelerin güzelliğine, Zagor'un Virginia ile kavuştuğu karelerin çizimlerin olağanüstülüğüne bakar mısın lütfen? Büyüleyici değil de ne:)

 
 

 

14 Haziran 2011 Salı

Kahve Molası - Kitaplarla Oynadığım Oyunlar...

 
 
Of, ne gündü ama! Koştur babam koştur... Şimdi ofisteyim. Bir kahve içip mola vereceğim. Anlarsın ya... Gün arası... Kahve Molası... Ruhuma çok iyi gelecek. Eminim. Şimdi biri bana "nasılsın?" diye sorsa... Murathan Mungan'ın bir kitap kahramanının diliyle cevap verebilirim... "Ruh yorgunuyum, gönül yorgunuyum, hayat yorgunuyum; öğrenmek, bilmek, anlamak, anlamış gibi yapmak, düşünmek, hissetmek, tanımak, tanık olmak, katlanmak, anlayış göstermek, görmemezlikten gelmek, üzerinde durmamak, idare etmek, üzülmemiş görünmek, alışmak, sabretmek, katlanmak, beklemek yorgunuyum." Biliyorum derdime derman olacak ilacı... Benim bu hafta illa İstanbul'a gitmem, İstanbul'u koklamam, İstanbul'u hissetmem gerek. İşte  gene İstanbul burnumda tütünce ne yaptım bil bakalım? Aldım elime Mario Levi'nin İçimdeki İstanbul Fotoğrafları adlı kitabını, az önce  okumaya başladım. Geçen sene Kocaeli Kitap Fuarı'na gelmişti Mario Levi... Hem dinletisine katılmış hem bir kaç kitabını satın almıştım. İçimdeki İstanbul Fotoğrafları fuarda satın aldığım kitaplardan biriydi. Eve götürmemişim de ofisteki okunacak kitaplarımın arasına koymuşum demek ki... O gün bugündür demlenip durmuş durduğu yerde. Aslında bakma... Hep gözüme takılıp duruyordu da... Ne yalan söyleyeyim şimdiye kadar elime almak içimden hiiç gelmemişti. İçimden gelmeyince... Satın aldım diye illa kendimi zorlayıp okumam gerekmezdi ki...  Bu neye benzerdi biliyor musun? Tokken önüne gelen yemeği boğazına dizile dizile yemek gibi... Yoo...  Yapamam... Böyle yapsaydım eğer, bana yazık, kitaba  haksızlık olurdu. Zamanı geldi işte. Of!... İstanbul'u tam özlemişken... İstanbul tam burnumda buram buram tüterken... İstanbul hasretini yüreğimde hissederken... Kitabı usulca elime aldım... Nanananoooommm... Gerisini ne sen sor ne ben söyleyeyim... Sen kitapla oyun oynar, arkadaşlık eder misin? Ben ederim. Diyeceğim odur ki ben bir başladım İçimdeki İstanbul Fotoğrafları  adlı kitapla arkadaşlık edip oynamaya... Ne yaptım biliyor musun? Fısıldayarak eğildim kulağına: "Selam, ben geldim. Uzun zamandır bekliyorsun biliyorum. Tam vakti. Şimdi sana çok ihtiyacım var. Açar mısın kapılarını bana?" dedim. Kitap bekledi ya... Of, bir naz... Bir eda...  Kapısını gıcırtıyla açtı sonra... Gııırrrrççç... Korktum. Bir an kitabı okuyup okumama konusunda tereddüte düştüm. Yüreğimin sesini kitaba nasıl duyurabilirdim? Akabinde ve detayında  hemen en kahraman vaziyetimi aldım. Yendim korkularımı da kitabın sayfalarına daldım. Dalgalandırdım kitabın sayfalarını şöyyyleee... Heey! Bir gerindi, bir tozlarını döktü, bir silkelendi kitap... Sonra daldırdım burnumu sayfalarının arasına... Geniş geniş kokladım... Alıştık hemen birbirimize. Küskünlük dargınlık kalmadı. İyi ama içimde bir hüzün var.  Kitapla bir yolculuğa çıkıyorum ya şimdi.
Her yolculuk bir hüzün barındırır öyle değil mi? Yolculuk nereye mi? İstanbul'a tabii... Aynen kitabın cümlelerinde yazdığı gibi... "Yola çıkışların hüznünü yaşamak... Bu dizeyi neden hatırladım şimdi? Hayat verdiği şarkıya yeniden dönme ihtiyacını duyduğumdan mı? Kim bilir... Sıradanmış gibi görünen bazı sözlerin bile artlarında zaman zaman çok anlamlı hikayeler gizlendiği söylenir." Bakalım bu kitapla hangi gizli hikayelerin izini süreceğim? Görüyorsun halimi değil mi? Biri  şimdi bana "nasılsın?" diye sorsa sözgelimi...  Yazının başındaki yorgunluktan eser yok.  Yine yeni yeniden... Öğrenmek, bilmek, anlamak, düşünmek, hissetmek, tanımak hevesindeyim:) Tamam. Gidiyorum...  Kahve Molam  bitti.


17 Mayıs 2010 Pazartesi

Kocaeli 2.Kitap Fuarı Pazartesi Etkinlikleri...

Kocaeli 2. Kitap Fuarı'nda bakalım bugün kimlerin sohbeti var?

Saat 14.00'de Aslı Erdoğan ile söyleşi - Yazı, Yazarlık, Yazma

Saat 18.00'de Sunay Akın'la söyleşi - Ay Hırsızı

16 Mayıs 2010 Pazar

Kocaeli 2.Kitap Fuarı 16 Mayıs Pazar Günü Etkinlikleri

Kocaeli 2.Kitap Fuarı'da 16 Mayıs Pazar günü, bakalım şehrimize gelip okurlarıyla sohbet edecek olan yazarlarımız kimlermiş?

Saat 14.00'de Banu Avar ile söyleşi: Hangi Dünya Düzeni ve Aydınlar

Saat 16.00'da İhsan Süreyya Sırma ile söyleşi: Neden Kitap Okuyalım?

Saat 18.00'de İsmet Özel ile sohbet: Boştan Almak Doluya Koymak


Daha fazla bilgi için..... http://www.kocaelikitapfuari.com/

Kocaeli 2.Kitap Fuarı Etkinlikleri Bugün Başladı.

Hey, bu sabah uyandım ki o ne? Oy, oy,oy! Misss gibi, buram buram bir koku... Ben bu kokuya asla dayanamam. Ne kokusu mu? Çiğ börek kokusu olacak değil ya, kitap kokusu kitaaap! Kocaeli 2. Kitap Fuarı bugün açılacak. Tamam, biliyorum Kitap Fuarı İzmit'te. Ben oturuyorum İzmit'in bir köyünde. İlla abarttığımı sanıyorsun değil mi? Abartmıyorum işte! Dün akşam acayip bir lodos vardı. Eee! Anlaşılan, kamyon kamyon gelip fuara istiflenen kitapların kokusu, şehrimin her yanındaki kitapların kokusuyla birleşerek, rüzgarın esintisinin içinde yüzmeye başlamışlar. İşte kimi kulaç atarak, kimi sırt üstü yüze yüze, kimi dalmış derinlere, nereye gittiğinin farkına varamamış olmalı ki, gelmiş gelmiş taa varmış bizim köye. Ne olacak ki? Olmuş işte! Usulca kalktım yatağımdan, pencereyi açtım. O ne? Gözlerime inanamadım. Baktım sihirli bir değnekle dokunulmuşcasına herşey değişiyordu sanki. Yapraklar dans eder gibi ahenkle hareket ediyordu. Kuşlar daha önce görmediğim hızla kanat çırpıyordu. Çiçekler renklerinden taşıyordu. Asıl önemlisi insanların üzerindeki kederler pıtır pıtır dökülüyordu yere. İnan bana böyle hissettim. Hemen giyindim. Yelkovan kuşlarının peşi sıra gider gibi, gitmeliydim kitap kokusu peşi sıra... Of! Hayat nasıl elini kolunu bağlıyor insanın... Sabah yapmam gereken başka işler vardı... Onları halletmeliydim. Hallettim. Benim Kitap Fuarı'na varmam akşamın 4'ü oldu. İlber Ortaylı'nın sohbetini kaçırdım. Kısmet... Şimdi sırada Kürşat Başar vardı. Toplantı salonunu buldum. Bir plastik sandalyeye oturdum.

Kürşat Başar'ın sohbet konusu Başucumda Müzik adlı romanıydı. Ben bu romanı okuduğumu hatırlıyorum. Sanırım 2000 li yılların başıydı. Kitap yeni çıktığında okumuştum. Bir dönem romanıydı. 1950 li yıllar. Aslında roman o dönemin Dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile gizli aşkı Vesamet Hanım'ın ilişkisinden yola çıkılarak kurgulanmış. İsimler değiştirilmiş. Yazar kendine göre kurgulamış ve kadının dilinden kaleme almış. Kitabı hızlı okuduğumu hatırlıyorum. Kürşat Başar'ın televizyon programlarını izlemem. Yazılarını takip etmem. Üstelik okuduğum ilk ve son kitabı Başucumda Müzik. Bir daha yeni kitap çıkardı mı acaba diye merak da uyandırmamış olmalı ki, toplam 7-8 tane kitabı olmasına rağmen hiç birinin adını duymamışım. Son derece bakımlı, ince, iyi görünümlü bir adam. Son günlerde Zara ile türküler üzerine bir çalışma yapıyormuş. Kürşat Başar'ın bugünkü sohbeti, halimde bir farklılık yaratmadığını ifade etmeliyim. Gene bende diğer kitaplarını bulayım gayreti doğurmadı. Yazar salondan çıktı gitti. Sadece keyifli ve samimi bir sohbetti. Okadar.

Sonra benim kardeşle buluşacaktık. Bir saat gecikeceğini söyleyince programa baktım. Şiir Üzerine Aykırı Doğaçlamalar sohbet konulu, H. Hüseyin Yalvaç ve Hakan Sürsal'ın söyleşisine girdim. Hayal Kahvem'e yazmaya başladıktan sonra şiirlerin menzilinde daha derinden dolaşmaya başladığım için bu sohbet bana iyi geldi diyebilirim. Ancak hiç şiir okunmayan bir sohbet olduğu için içimde bir eksiklik hissettiğimi söylemeliyim.

Kitaplara bakmaya vaktim olmadı ne yazık ki. Sadece tam çıkışa doğru eski kitap satan bir stantta Turhan Selçuk'un o güzelim Abdülcanbaz'larından bulunca hemen kaptım. Yanına üç tane Akbaba dergisi aldım. Baktım Akbaba'nın 50. Özel dergisi biri. Tarih 22 Aralık 1971. Yani 40 yıllık mizahi yazılar ve çizimler. (Abdülcanbaz 3TL, Akbaba 2TL)
Yarın ola hayır ola... Bugünlük Kitap Fuarı maceram ise böyleyken böyle işte... Şimdi şöyle bir derinden kitapları koklayacağım. Sonra kitaplarla dolu bir rüyanın içine dalacağım.

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Kocaeli 2.Kitap Fuarı Etkinlikleri Bu Hafta Sonu Başlıyor.

15-23 Mayıs arasında sürecek olan 2. Kocaeli Kitap Fuarı'nın etkinlik programını aldım. Büyük bir heyecanla, katılımcı yazarların kimler olduğuna ve hangi tarihlerde söyleşi yapacaklarını inceledim. Bu haftadan başlamak üzere, her hafta hangi yazarın söyleşisini izleme şansım olursa, Hayal Kahvem'e yazmaya karar verdim. İstiyorum ki Kocaeli'deki tüm tanıdıklarımın bu programlardan haberi olsun. Kitap satışları coşsun. Kitap sevgisi insanların yüreğini doldursun. Bakalım bu hafta kimler gelecek şehrimize?


15 Mayıs Cumartesi Günü Saat 13.00'de İlber Ortaylı ile Söyleşi: Tarihi Doğru Okumak

15 Mayıs Cumartesi Günü Saat 17.00'de Kürşat Başar ile Söyleşi: Başucumda Müzik

İmza Günü İçin katılacak yazarlar ise saat 13.00'den sonra: Ruşen Hakkı / İlber Ortaylı / Mehmet Komşu / Füsun Önal / Bülent Parlak
Konferanslar : Türkiye Nereye Gidiyor - Sunay Karaman-Dr.Barış Doster (15 ile 17 arası) / Yayın Tekelleri-Ali Şimşek-Ali Çolak-Faruk Şüyun-Özlem Altıok (15.30 ile 17 arası) / Şiir Üzerine Aykırı Doğaçlamalar-Hüseyin Yalvaç (18 ile 19 arası)

www.kocaelikitapfuari.com

9 Mayıs 2010 Pazar

Kocaeli 2. Kitap Fuarı Açılıyor!

Heyy! Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl ikincisini organize ettiği Kitap Fuarı, 15 -23 Mayıs arasında Uluslararası Fuar Merkezi’nde açılıyor. Şahane bir haber bu! Geçen yıl ilki gerçekleşmişti. Ben de yazmıştım. Bak, burada... Ve burada... Çok sayıda yayınevinin katılacağı Fuar’ın bu yılki onur konukları ise Ruşen Amca (Hakkı) ve İlber Ortaylı olacakmış. Bu yıl Fuar'a katılan yazar sayısı, geçen yıla göre daha fazla görünüyor. Ziyaretçi saatlerinin 10:30 - 22:00 saatleri arasında yapılacak olan kitap fuarına Ahmet Taşgetiren, Aslı Erdoğan, Banu Avar, Buket Uzuner, Dücane Cündioğlu, Erhan Afyoncu, Haydar Ergülen, Hilmi Yavuz, İbrahim Tenekeci, İclal Aydın, İhsan Süreyya Sırma, İsmet Özel, Kürşat Başar, Mahir Kaynak, Mario Levi, Mehmet Altan, Nurullah Genç, Selahattin Yusuf, Sırrı Süreyya Önder, Sunay Akın, Tarık Tufan ve Yusuf Halaçoğlu gibi pek çok ünlü yazar, düşünür ve şair kitap fuarında okurlarıyla buluşacakmış. Kocaeli Belediyesi'ne Kocaeli Kitap Fuarı'nı gelenekselleştirdikleri için çok teşekkür etmek lazım. Fuar programını alıp, iş programımı ayarlamam lazım... Sonra kısmet olursa, Hayal Kahvem'de gelişmeleri anlatırım. Heyy! Hissediyorum... Kitap kokusu, kitap tılsımı yakında şehrimi saracak... İnanıyorum... Şehrimde kitap okuma virüsü hızla yayılacak! Herkes kitap okuyacak:)