10 Mart 2018 Cumartesi

Mart Ayı Okumalarım / Memleketimin Öncü Kadın Yazarlarına Selam Çakış



 Fatma Aliye 1862-1936 


 Halide Edip Adıvar 1884-1964 


 Suat Derviş 1903 - 1972 



Leyla Erbil 1931 - 2013 



                                                       Sevgi Soysal 1936-1976




                                                                   Tezer Özlü 1943 - 1986



 NOT - Adını burada anmadığım  memleketimin diğer  öncü kadın yazarları affetsinler beni, çünkü her birinin hakkı var üzerimde... Cümlesine selam çakmak niyetiyle bu mart bu kadın yazarları ve bu  kitaplarını okumaya niyetlendim. Yattıkları yer nur dolsun. İyi ki benim  coğrafyamda doğmuşlar. İyi ki yaşadıkları tüm zorluklara rağmen yazmışlar. 

9 Mart 2018 Cuma

Manyatizma Ve Papelli Dizi La Casa


Tamam. Çok övdüler. Herkes seyrediyor. Bayıldık dediler. Mahalle baskısı... Gaza geldim. Hele bi seyretmeye başlayayım dedim. Tamam... Başladım seyretmeye... Konu deseniz klişe... Soygun... Oyuncular deseniz... Hiç birini tanımıyorum... Hatta seyrettikçe çoğuna gıcık oluyorum... Ha bu bölümden sonra seyretmem, ha bu bölümden sonra seyretmem derken... Neyine tav olup seyrediyorum bilmiyorum...  Geldim mi 1. sezonun 6. bölümünün sonuna... Kendime inanamıyorum... İşte buyrun... Mısır patlatıyorum. 7. bölümü seyredeceğim az sonra... 

Heyy! Ben var ya... Manyetizmalı İnsan Olmak'ı anlatacaktım! Aaaa! Bu filmde manyetizma mı kullanmışlar yoksa:) 


  
  




8 Mart 2018 Perşembe

Madem Farkındalık Günü...



"Her engelliler gününde gözlerini kapatarak bizi anlamaya çalıştığını söyleyenler... Bugün kadınlar günü... Haydi bakalım... Görelim sizi... Empati fantazilerini gerçekten merak ediyorum. Örneğin, kadına şiddeti anlamak için kendini dövdürmek isteyen olabilir. Tecavüzü anlamak isteyenin vay haline. Bu arada, dünya kadınlar günü de bir farkındalık günüdür. Garip garip kutlama mesajı yazmamak gerekir sanırım. Çünkü gerçekten tuhaf oluyor." 

MAHMUT DAĞ (deli filozof)

Not- Kadınlar günü vesilesiyle ortalık mesajdan duman olmuş vaziyette. En şahane mesajı Mahmut yazmış. Bayıldım. İznini aldım. İşte buyrunuz.... Hayal Kahvem'e kopyaladım. 

7 Mart 2018 Çarşamba

Kafka'yı Unuttum, Önce Günther Anders'i Okumaya Başladım.


Kitabın yazarı Günther Anders.  Tanımıyorum.  Kitabı çevirenler Herdem Belen ve Hüseyin Ertürk. Çeviri kitaplarını daha önce hiç okumadım. Kitabın adı... Kafka'dan Yana Kafka'ya Karşı... Kafka mı? Dayanamadım.  Kitabı kaptığım gibi... Marş marş... Kasaya... Kitabı aldım.

Çevirenlerin Önsözü'nde Günther Anders için şöyle yazıyor: "1902 - 1992  arası, yüzyılın neredeyse tüm altüst oluşlarına tanıklıkla başa çıkmak zorunda kalmış bir yaşam. İki Dünya Savaşı, Nazi İktidarı, sürgün, Auschwich, Hiroşima, Cezayir, Soğuk Savaş, Çernobil. Özellikle Kaliforniya'daki fabrika işçiliği yılları ve Hiroşima, savaş sonrası düşünsel macerasını belirleyen iki temel etmendir." Hay canına sayın seyirciler... Günther Anders'in kendi yaşamı zaten roman gibi. Kafka'yı unuttum, Günther Anders'i okumaya başladım. 

Günther, psikolog anne babanın üç çocuğundan biri. Felsefe ve sanat tarihi okumuş. Louvre'da rehberlik yapmış. Heidegger'in derslerini dinlemiş.  1928'de Berlin'de Hitler'in Kavgam kitabını okuduktan sonra yakın çevresini uyarmak niyetiyle evinde toplantılar düzenlemiş. Ancak çağırdıklarının pek çoğu,  Hitler'i  "badanacının teki" diye görüp ciddiye almadıkları için toplantılara katılmamışlar.  Anders ise çok ciddiye almış ve Hitler için  "Bu adam söylediğini düşünüyor. Ve öylesine amiyane tarzda ifade ediyor ki söyleyeceklerini, amiyane olanları peşine takacağı gibi amiyane olmayanları da amiyaneleştirip etkileyecektir." demiş. Müthiş bir öngörü değil mi? Dünya halkı 20. yüzyılda acı çektiği kadar hiç bir yüzyılda acı çekmedi denir ya hani... Anders'e göre bunun sebebi düş gücü eksikliği... Ona göre, düş gücü, günün algı metoduydu. İnsan yazgısının ipleri, zerrece düş gücü olmayan beş paralık adamların elindeydi.



1932 de ilk romanını yazmış, lakin Nazilerin iktidara gelmesi sebebiyle yayımlanmamış.   Hitler zulmunden kaçıp on dört yıl  Amerika'da yaşamak zorunda kalmış. Fabrikalarda işçilik, radyo programcılığı yapmış. Japonlar hakkında bir broşürü Almanca'ya tercüme etmesi istenince, "Almanya'daki faşistlerden Amerika'daki faşistlerin yazdıklarına alet olmak için kaçmadım." diyerek istifa etmiş. Sonraki zamanlarda  Amerika'ya girişi de yasaklanmış. 

1944 de ikinci eşiyle birlikte Viyana'ya yerleşmiş.  Nazi döneminde Kuzeni Walter Benjamin ile aynı evi paylaştıkları Fransa  günlerini anlattığı röportajındaki sözleri çok mühim: "Walter'le o yıllarda evde sırf felsefe yaptığımızı düşünenler yanılıyorlar. İlk planda antifaşittik; ikinci olarak antifaşisttik, üçüncüsü antifaşisttik. Arta kalan zamanlarda belki felsefe üzerine laflamışızdır."

Günther Anders'in  umut için söylediklerini unutmamam lazım... "Benim düsturum şudur: İçine sürüklendiğimiz şu berbat durumda katkı ve müdahale için şansın minicik de olsa durmayacaksın, müdahale edeceksin. Kaleme aldığım, demin sizin de değindiğiniz "Atom Çağının Emirleri'nin sonunda benim ilkem yer alır. O da şudur: Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam."



Çeviriyi yapan Hüseyin Ertürk ve Herdem Belen önsözde yazar için, "Evet, bıkıp usanmadan "uyarmış" bir adamdır Anders, oysa Rembrandt ya da Berlioz ya da müzik sosyolojisi üstüne yazmayı ne kadar da istemiştir." demişler. Şimdi benim elimde olan, Günther Anders'in,  daha Kafka tam bilinmiyorken, Kafka üzerine yazdığı bir inceleme kitabıymış. Almanca olarak 1972 yılında yayımlanan kitap, 45 yıl sonra, geçen yıl Herdem Belen ve Hüseyin Ertürk tarafından Türkçe'ye çevrilmiş ve İthaki yayınlarından çıkmış. 

Anladım ki, Günther Anders yaşadığı dönemin kepazeliğini cesaretle anlatan, açık sözlü,  uyumsuz, tavizsiz, hep ezilenden yana, tehlikeleri sezen ve uyaran  bir yazar. Kafka'dan Yana Kafka'ya Karşı kitabını tüm merakımla okumaya başladım. Kitabı yarıladım. Okumayı bitirdiğimde, öğrendiklerimi paylaşmayı umuyorum. Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam."


5 Mart 2018 Pazartesi

Ve Ağaç Ve Bahar Ve Niyet


Bu fotoğrafı görür görmez orada olmak istedim. Ne yapıyorlar diye merak ettim. Meğer "Ağacı bahara  cesaretlendirme töreni"ymiş.  İnsanlar el ele tutuşmuşlar, ağacın etrafında dönerek şarkı söylüyorlar. Çiçeklenmesi için ağaca moral veriyorlar.  Keşke bu adetler yok olmasa... Durur muyum? Yarın memlekete döner dönmez, arkadaşlarımı toplayacağım. Bir ağacın bahara cesaretlenmesine yardımcı olacağım. Evet... Niyetine girdim. Yapacağım.

 

                                                                 HABER BURADA


3 Mart 2018 Cumartesi

Manyetizmalı İnsan Olmak...

Ne diyebilirim? Kitabı az önce sipariş ettim de...  Du bi... Gelsin kitap...  Okuyunca anatacağım.....                    

1 Mart 2018 Perşembe

Gülümse...


Uçağa binip koltuğuma yerleştiğimde, Hilal'in son elektronik mektubunda yazdıkları aklıma geldi.  Hilal, dil kursu için gittiği,  ilk ve son harfi a olan bir Avrupa ülkesinin başkentinden dönerken, uçakta kendi kendine oynadığı oyunu anlatıyordu.

"Uçağa bindiğimde tek kelime Türkçe konuşmadım. Kimi hostese İngilizce cevap verdim kimine Almanca. Bir sayfası İngilizce bir sayfası Almanca yazılı Lufthansa dergisini okuyordum. Yemekte gelen peynir ekmeği sona bıraktım, kırmızı şarabımla keyifli bir kombin yaptım. Arada bir klasik müzik dinliyordum. Üzerimde "part-time mermaid" yazan bir kazak var. Dışarıdan bakan birine Türk olduğumu çağrıştırabilecek bir toz zerresi bile yoktu anlayacağın. Yine de yanımdaki adam bana dönüp, "kardeşim ben wc ye gidecem de bi müsaade eder misin, diyor. Gülümsüyorum. "Gitmişken tepsini de götüreyim" diye devam ediyor. Kühne'nin  türk tipi turşusu gibi hissediyorum o an. Bileğimdeki Jale dövmesi mi eleverdi acaba beni?"  

Acaba kendi kendime aynı oyunu  oynasam  tutar mı, diye düşündüm. Beşinci harfi ve son harfi a olan bir Avrupa ülkesinin başkentine gidiyordum. Önüm arkam sağım solum memleketim insanlarıyla doluydu. Hilal ne kadar mitoloji kahramanları edasında  hoş bi  İskandinav tipiyse, ben o kadar kara saç, kara kaş, kara göz  Anadolu tipiydim.    Tam bunları düşünürken yanımdaki adam bana dönüp, "kardeşim ben wc ye gidecem de bi müsaade eder misin, dedi. Gülümsedim.


Gene Yol Göründü Gurbete...


27 Şubat 2018 Salı

Geçen Hafta Merak Ederek Evde Seyrettiğim Filmler...




Görme Engelliler İçin Karikatür Betimleme-Çocuk Büyütmek

"Konuşma balonu olmayan, sözsüz bir karikatür. Karikatürün adı - Çocuk Büyütmek

A4 büyüklüğünde bir zemin üzerinde, beyaz çerçeveli, yarıya kadar aralanmış bir kapı var. Kapı gökyüzüne açılıyor. Yerde bir kalem duruyor.  Çocuk büyütürken boyunun ölçüsünü işaretlemek için kapının çerçevesine çizilen çentiklerden yirmi bir tanesi çerçeveye aşağıdan yukarıya doğru tek tek çizilmiş. Yirmi birinci çentikten sonra, işaretler artık çerçevede değil gök yüzündeler.  Evden uzaklaşıyorlar. 


Çizim - Andrei Popov

25 Şubat 2018 Pazar

Ve Resimler ve Cehennemler Ve Ben

Yukarıdaki tablo, Alman Rönesans ressamı Hans Memling'in (1430-1494) Last Judgement adlı tablosu.  Ortada mahşer günü, sol kanatta cennet, sağ kanatta cehennem resmedilmiş. 

                                                  Hans Memling'in cehennem tasviri

Bu tablo ise  Hollandalı ressam Hieronymus Bosch'un (1450-1516) Dünyevi Zevkler Bahçesi adlı tablosu. Sol panel cennet, ortada dünya, sağ panel cehennem.


                                        Hieronymus Bosch'un cehennem tasviri


Bugün Gerisi Hikaye'de, Resim ve Korku başlıklı korkunç tablolarla ilgili podcast'i dinlerken, (hay internetin gözünü seveyim) hemen anlatılan tabloları açtım ve inceledim. Hafıza tuhaf kutu. Bu tablolar, aldı beni çocukluğuma  götürdü.

Yalanım yok. Öyle nazlanan, mızmızlanan değil, bilakis önüne konan yemeğe bodoslama  dalan, her yemekten lezzet alan,  heyyy, çok güzeeel, harikaaa, ellerine sağlııık diye diye hımlaya humlaya yiyen  iştahlı bir çocuktum. (Laf aramızda halen öyleyim:) 

Büyükannem dindar bir kadındı. Muhabbet ederken, çoğu zaman öbür dünyayla ilgili hikayeler anlatırdı. İştahlı olduğum kadar meraklı bir çocuktum. Büyükannemin anlattıklarını şaşırarak dinlerdim. Büyükannem çok akıllıydı. Her birimizin fıtratına göre cennet cehennem tasviri yapardı. Çocuktum. Elbette yaramazlık yapardım. Eğer çok kızdırırsam benim gideceğim cehennem modelini, büyükannem  anlatarak şöyle resmetmişti:

Ortada koooskocaman, uçsuz bucaksız uzunlukta, devasa  bir masa var...  Üstünde envai çeşit yemekler, tatlılar, meyvalar, pastalar... Büyükannem, işte tam burada dururdu. Her defasında en sevdiğim yemekleri sorardı. Safın önde gideniydim.  Ben de her defasında ağzımın suyu aka aka, dilimi şapırdata şapırdata sevdiğim yemekleri teker teker  söylerdim. "Hah!" derdi... "O saydığın, sevdiğin her yiyecek o masada olacak... "

Ben böyle yazınca,  siz "ne şahane cehennemmiş işte, ne var!!!" diyeceksiniz tabii... Durun, daha bitmedi ki... Hayal etsenize, bu cehenneme giren  insanlar öldüklerinden beri  açlar... Tamam.. Büyükannemin anlattığı gibi, masada canlarının çekeceği en  harikulade yemekler var...  Ortalık misler gibi leziz yemek kokuyor... Lakin  hiçbirine asla dokunamıyorlar. Çünkü bu cehenneme atılan insanlar dirseklerini bükemiyorlar. Dizlerini kıramıyorlar. Bellerini eğemiyorlar. Bu vaziyette yemekleri nasıl ağızlarına götürebilirleri ki? Çok feci! Üstelik belki sonsuza kadar, masanın etrafında böyle ızdırap içinde  dolaşıp duracaklar. Sizi bilmem ama, bu cehennem tasviri,  beni bir süre  muma çevirirdi. 

Acaba büyükannemin cehennem tasvirini resmeden bir ressam var mıdır ki:)


24 Şubat 2018 Cumartesi

Zamanın Ruhu Ve Ruhuma İyi Gelen Podcast ve Video Programları


Belki radyo zamanı çocuğu olduğum içindir,  podcast ya da video uygulamalarına bayılıyorum. İşim gereği çok seyahat ediyorum. Araba kullanırken beğendiğim podcast veya video programlarını dinliyorum. Evde yemek yaparken  de elbette... Harika programlar bunlar.  Her birini tüm merakımla dinliyorum. Ve yaptıklarını çok kıymetli buluyorum.





judith liberman



cenk ve erdem



akın andırın