lezzet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lezzet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2025 Pazartesi

Kendimi Eylediğim Zamanlar...

 


Filmler seyrettim.



İşbankası Resim ve Heykel Müzesi'ni gezdim. 
Tat ve Sanat - Lezzetli Resimler katına bayıldım:)


"Bıçak kullanımından kesim tekniklerine, soslardan pişirme yöntemlerine kadar, Türk mutfağını ilk kez teknikler üzerinden ele alarak, yemek yapmanın temel prensiplerini detaylı şekilde anlatan eşsiz bir Miras : Türk Mutfağı Teknikleri 1 kitabımız şimdi sizlerle! " demişler.
Madem öyle, kaçırır mıyım,
yemedim içmedim Refika Birgül ve arkadaşlarının hazırladıkları bu şahane kitabı aldım,
ilgimi çeken bölümlerinden okumaya başladım.


İstanbul'um. Canım. Gel öpeyim ince gerdanından...



Heyoo! Bu mozaik sehpayı ben mi yapıyorum?
Çimdikleyin beni... 
İnanamıyorum:)

Bu manzarayı görünce, 
dayanamadım, indim arabamdan
önce  geniş geniş seyrettim.
Sonraaa....
Sadece hafızamda değil, cebimde de olsun diye,
bir kaç poz fotoğraf çekiverdim.

Kuş kartlarım geldi. Bahtiyarım:)


9 Aralık 2016 Cuma

Pırasa Ve Patatesle Uyduruverdiğim Lezzetli Yemek

Dün gece, buzdolabında iki adet pırasayı görünce...  Dayanamadım... Hemen kollarımı sıvayıverdim. Pırasaları minik minik doğrayıverdim.   Tavaya zeytinyağ  döküp pırasaları soteliyiverdim.


Sonraaa... Üç adet patatesi soyuverdim. İncecik incecik doğrayıverdim.  Tuz, pul biber, kara biber ve zeytinyağını derin bir kaba koyuverdim. Patatesleri içine atıp hoplata zıplata bulayıverdim. Cam tepsiye yağlı kağıt serip, patateslerin yarısını alta, sote pırasaları ortaya, patateslerin diğer yarısını üste koyuverdim. 250 derecede ısıttığım fırına atıverdim.



20 dakikada pişiverdi. Yemek nasıl fevkaladenin fevkinde olmuştu anlatamam. Yemeğimi sadece hapur hupur  değil, hımlaya humlaya, koklaya koklaya, tüm iştahımla yiyip bitiriverdim.




25 Ocak 2016 Pazartesi

Kahve Molası - İçimdeki Uçuruma Yolculuk

 
Bazan kendimi  hatırladığım masaldaki o kadın gibi hissediyorum.  Vahşi bir ormanın içindeyim.  Azılı kaplanlar kovalıyor beni... Saatlerdir koşuyorum. O kadar yorulmuşum ki, tüm bedenim ter içinde kalmış. Saçlarım yapış yapış.  Yüreğimin gümbürtüsü boğazımda düğümleniyor. Nefesim ha kesildi ha kesilecek diye korkuyorum. Gene de içimdeki umut yok olmamış. Kurtulacağım diye koşmaya devam ediyorum.

Olamaz! Yol bitti. Arkamda kaplanlar... Önümde ise kocaman uçurum var. İki elimi gökyüzüne kaldırıyorum. "Allahım! Şimdi ne yapacağım?" diye dertleniyorum. Endişeyle arkaya dönüyorum. Kaplanlar deli gibi üzerime doğru geliyor. Nasıl kurtulacağım diye etrafıma bakıyorum. Hey! Yaşasın!.. Uçurumun dibine doğru uzanan bir ağaç kökü görüyorum. Hemen ağaç köküne tutunup aşağıya doğru atlıyorum. Tam o anda kaplanlar uçurumun kenarına ulaşıyorlar. Beni yakalayamadıkları için öfkeyle kükrüyorlar. Kükreme sesinden yer gök inliyor. Kurtulduğum için seviniyorum. 

Bi dakika... Uçurumun altından gelen bu tıslama sesleri de ne? İyice bakıyorum. Gördüğüm yeşil çimenlerin aslında binlerce yeşil yılan olduklarını anlıyorum. Tüm zemin onlarla kaplı. Yılanlar beni farkediyorlar. Kafalarını dikip gözlerimin içine içine bakıyorlar. Gürültüyle tıslayarak ağızlarını açıyorlar. Zehirli dillerini çıkarıyorlar. Ben ise uçurumun kenarında ağaç köküne asılı halde duruyorum. Ağaç kökü kısa kaldı. Yılanlar ayaklarıma ulaşamıyorlar. Yukarıya bakıyorum... Azılı kaplanlar... Aşağıya bakıyorum... Zehirli yılanlar... "Ne yapacağım?" diye düşünüyorum.

Kemirme sesi... Bu ne? İki küçük fare tutunduğum ağaç kökünü kemirmekte! İşte şimdi bittim ben diye aklımdan geçirirken... Tam yanımda... Uçurumun yan duvarında... Taşların arasından fışkırmış iki minik yaban çileğini fark ediyorum. Tek elimle ağaç kökünü tutarken, diğer elimle çileklerden birini koparıyorum. Ağzıma atıyorum. Hımm! Nefis! Yaban çileği dilimle damağım arasında eriyor. Gözlerimi kapatıyorum. Çileğin kokusuyla lezzeti başımı döndürüyor. Dünyanın gelmişine geçmişine boşveriyorum. O anın tadını çıkarmaya koyuluyorum.
 

6 Aralık 2010 Pazartesi

Of, Fizik ve Kimya Çalışmam Gerekiyor!


Sana bir şey söyleyeyim mi? Okulda fizik ve kimya derslerim hiç iyi değildi. Sadece geçer not alırdım o kadar. Her iki ders de hiç mi hiç  ilgimi çekmezdi. O kadar sıkıcı gelirdi ki anlatamam. İyi ama son günlerde  moleküler gastronomi diye bir konu üzerinde araştırma yapıp duruyorum. Bilmiyorum sen daha önce moleküler gastronomi diye bir şey duymuş muydun? Bilirsin, gastronomi sağlıklı, lezzetli, hoş görünümlü yemek sistemi anlamına geliyor. İşte işin içinde yemek varsa, fizik ve kimya dersleri inan ki hiç sıkıcı gelmiyor. Bilakis okudukça okuyasım geliyor. Niye okullarda bu dersler çocuklara cazip gelecek örneklerle anlatılmıyor? Şimdi bu yaştan sonra tekrar fizik ve kimya çalışmaya başladım iyi mi? Çünkü moleküler gastronomi, fizik ve kimya bilimini mutfak uygulamalarıyla birleştiriyor. Ne yalan söyleyeyim işin içinde yemek olunca, fizik ve kimya o kadar sevimli ki... Benim için çok yeni ve çok heyecan verici durumlar. Düşünsene, yemeği pişirirken oluşan fiziksel ve kimyasal değişimler neler? Duyularımız yemek beğenimizi nasıl etkiler? Güzel kokan bir yemek neden iştah açar? Neden bazı yemeklerden özel tad alırız? Bazı yemekler neden bize lezzetli gelir de bazılarından hiç hoşlanmayız? Farklı pişirme teknikleri geliştirirsek, bilmediğimiz özel tadlar ve lezzetleri keşfedebilir miyiz? Düşün ki çorba hiç sevmiyorsun ama domatese bayılıyorsun... Ben çorbayı  öyle bir değiştiriyorum ki domates şekline getirip önüne sunuyorum. Sen domates diye yemeğe başlıyorsun. Ağzına atıyorsun ki domates değil bu. Aaa! Daha önce ağzına süremediğin çorba. Şaşırıyorsun bu durumda. Ama şapur şupur içiyorsun. Misal bu ya... Moleküler Gastronomi yiyeceklerin ve içeceklerin insana zevk ve keyif veren özelliklerini inceliyor. Bu bilime "lezzetli olmanın bilimi" deniyor. Ve bizi alışkanlıklarımızın dışında yeni lezzetler keşfetmeye kışkırtıyor. Hoş değil mi? Beynin tad alma bölümünü kimbilir ne kadar az çalıştırıyoruz? Ve bilmediğimiz kimbilir ne lezzetler var... Sadece karın doyurmak için değil, "tad" almanın zevkine varabilmek için fizik ve kimya çalışmam gerekiyor. Keşke okuldayken daha iyi öğrenseymişim fizik ve kimya derslerini. Hayatımda ne işe yarayacak diye düşünmeseymişim. Gördün mü yemeğin hazzına varabilmek için resmen fizik ve kimya bilmek gerekiyor. Of, çok çalışmam lazım... Çoookkk!