3.kocaeli kitap fuarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3.kocaeli kitap fuarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Mayıs 2011 Çarşamba
15 Mayıs 2011 Pazar
Ahmet Ümit Söyleşisine Giderken Kendimi AYLAK KADIN Olmaya Akortladım.
Günlerin adı, sürelerince yaşanılan olayların değerlerine göre değişebilir. Bugün, şimdilik "kitap fuarına ilk gittiğim gün"dü, sonra "başka bir şey yaptığım gün" olacak. Saatime baktım. İkiye geliyordu. "Eyvallah!" dedim. Çıktım. Merdivenleri hızla indim. Sokağa varınca baktım geç kaldığım bir şey yok. Her şey her zamanki gibiydi: Motor gürültüsü; kalkık yakalı, hızlı yürüyen, kayıtsız insanlar... Karşıda konuşan iki adamı tam ayrılmak üzereyken gördüm. İnsanların sokakta hep ezberlenmiş hareketler yaptıklarını düşünürüm. El sıkışacaklar diye aklımdan geçiridim. Beni şaşırtmadılar. El sıkıştılar. Kaç kere tecrübe ettim: Her zaman, önümde yürüyen kadının yüzünü görmeden, güzel olup olmadığını karşıdan gelen erkeklerin gözlerinden anlarım. Güzelse, onu geçtikten sonra dönüp bir daha bakarlar. İnsanlardan yenilik beklemek çok saçma. Otoparktaki arabama doğru yürüdüm. Arabama binerken kaval kemiğimi basamağa çarptım. Canım yandı ama aldırmadım. 3.Kocaeli Kitap Fuarı alanına vardığımda karnım acıkmıştı. Önce yemek yedim. Lokantadan çıkınca gökyüzüne baktım: Bulutlu. Yağmur mu, dolu mu bir şeyler yağdı yağacaktı. Salona doğru seğirttim. Çevreme ilgiyle baktım. Salon tıklım tıklım doludu. Sanki onları tanıyormuşum, görsem bilecekmişim gibi bakıyordum geçenlere. Gelenlerin çoğu kadındı. Bir de belki iki saatlik aylaklar, dershane kaçakları... Bugün bencildim. Gene de "Şunların arasında sevilmeye değer bir kaç kişi niye olmasın?" diye düşündüm. Tok karın iyimserliği mi yoksa? Bilemedim. Ahmet Ümit'in söyleşisinin başlama saati yaklaştıkça boş yerler doluyordu. Yanıma kimse oturmasın diye ceketimi yan koltuğa koyduğum anda bir kadın yanımdaki koltuğa doğru geldi. Kadının yüzünde sanki koyu vişne bir ağızla Romalı heykel burnundan başka bir şey yoktu. Koyu vişne kıpırdadı: "Sahibi var mı buranın?" dedi. Orada duran ceketimi kucağıma aldım. Kadın oturdu. Hiç şaşırtmadı beni. En tahammül etmediğim insan hâli... Hemen konuşmaya yeltendi. Eğilip kulağıma doğru: "Kitap fuarındaki konferanslarda bazen elimde bir kitapla bir sıraya otururum. Ama rahat bırakmazlar. Ne çok delikanlı vardır burada bilseniz. Laf atarlar. O zaman dünyada en kötü şey kadın yaratılmakmış gibi gelir." dedi. Bir an cebimden para çıkarıp "Konferans bitene kadar konuşmazsan bu para senin olur; konuşursan geri alırım," demek aklımdan geçti. Bu kadını tanımıyordum. Tanımak istemiyordum. Bana neden bahsediyordu? Ne demeliydim şimdi? Ben bunları düşünürken kadın tekrar eğilip "Adınız?" dedi. Gözlerimden şeytani bir ışık geçtiğini hissettim. Tebbessüm ederek "Öğreneceksiniz." dedim. "Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır. Doğar doğmaz o bilmeden başkaları veriyor ama yapışıp kalıyor ona. Onsuz olamıyor." Sustum. Elimdeki Ahmet Ümit'in Şeytan Ayrıntıda Gizlidir adlı kitabını gösterdim. "Bakın, şimdi adımdan daha önemli bir şey biliyorsunuz. Ahmet Ümit'in kitaplarını okuyan biriyim. İşte bir başkası: Bütün bu "siz"ler, "iz"ler, "uz"lardan sıkılırım ben. Yapmacık, fazlalık gibi gelir bana. İkinci konuşmamda "sen" diyemeyeceğim biriyle bir daha konuşmam. Ne dersin?" dedim. Şaşkınlıkla korku arası gidip gelen mavi gözlerini kocaman açarak bana baktı. Aldırmadan devam ettim. "Bazı kitaplarda "sizi seviyorum"u okuyunca gülerim. Sanki "siz" sevilirmiş. "Sen" sevilir, değil mi?" dedim. Kadın ne söyleyeceğini bilemedi. İçimde dayanılmaz, korkunç bir gülme isteği kabardı. Kendimi güç tuttum. Kadın ne olduğunu anlayamadı. Bir meczuptan kaçar gibi yanımdan apartopar kalktı, arkasına bakmadan hızla uzaklaştı. Kadının çıkmasıyla Ahmet Ümit salona girdi. İnsanların ezberlenmiş hareketler yaptığını düşünürüm demiştim. Şaşırtmadılar beni... Bir alkış... Bir tufan... Kalabalıkla ilgim kesiliverdi. Yüzümü Ahmet Ümit'e çevirdim. Şimdi yine aylaktım.
NOT: Yusuf Atılgan'ın muhteşem kitabı Aylak Adam'ın bazı cümlelerini kullanarak bir yazı yazmayı denedim. Yazarın yattığı yer nurla dolsun. Bugün Aylak Kadın olmak istedim.
Cennetteki Yabancılar çizgi roman karesini kullandım.
14 Mayıs 2011 Cumartesi
Ben Şehrimi Çok Seviyorum.
Genelde canıtez, aceleci ve sabırsız biriyim. Ayrıca hevesler konusunda fazlaca iştahlı ve meraklı bir bünyem olduğu söyleyebilirim. Duygularımı ve akabinde tabiyatıyla davranışlarımı abarttığım konusunda şöhret sahibi olduğumu da açıkca itiraf edebilirim. Ama sana bir şey söyleyeyim mi ölümlü olduğumuz bilincine vardığımdan beri hüzün içsesim olmuştur benim. Hayat bana karamizah gibi gelir. Doğru. Her işimi aceleye getirebilirim. Sabırsız hâllerim çoktur. Ama şu ölümlü dünyada bana mutluluk verecek hiçbir şeyi geçiştirmek istemem. Asla aceleye getirmem. Sevdiğim hiç bir şeyi hızla tüketmeyi sevmem. Niye yazıyorum bunları biliyor musun? Bugün 3. Kocaeli Kitap Fuarı başladı. Cumartesi etkinlikleri işte burada yazıyor. Onlarca konferanslar, paneller, söyleşiler, imza programları var. Şimdi sen benim o konferans senin bu panel benim, o söyleşi senin bu imza programı benim aceleyle koşuşturacağımı sanıyorsun öyle değil mi? Yanılıyorsun. Bugün önce Ahmet Ümit'in söyleşisine gireceğim. Sonrasında saati denk gelirse İsmet Özel'i dinleyeceğim. O kadar. Kitap satın almam bugün. Sadece kitapların arasında usul usul dolanmak istiyorum. Önümde daha yedi gün var. Hiç acele etmeye niyetim yok. Ben şehrimi çok seviyorum. Kitap okumayı da kitabı bir nesne olarak seyretmeyi de çok seviyorum. Keyif benim değil mi? Şehrimde yılda bir kez olan kitap fuarının keyfini hiç aceleye getirmeden, bıkmadan usanmadan sonuna kadar süreceğim. Şimdi hazırlanmalıyım. Az sonra buram buram kitap kokusunu içime doya doya çekeceğim. Bana bu mutluluğu yaşatan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi yetkililerine çok teşekkür ederim.
10 Mayıs 2011 Salı
Tanrım, Bu Coşku Beni Terketmesin!
"Gözün aydın olan oldu sonundaa.. Sonunda!" diye bir şarkı vardır ya... Eyvah!.. Of, üzülüyorum senin için valla! Bakar mısın olana? Bu cumartesi şehrimin kitap fuarı başlıyor. 3.Kocaeli Kitap Fuarı! Eh, biliyorsun beni. Abartacağımdan korkup endişeye düştün tabii. Haklısın. Çok haklısın. Yazarım da yazarım. Hem nasıl abartırım. Allahım Yarabbim. Ben ne şanslı bir insanım! Sevdiğim yazar ve şairler şehrime geliyor. Hangi birini söylesem ki. 400 yazar, 315 yayınevi... Yok tamam burada kesiyorum. İçim içime sığmıyor. Devam edersem sevindirik yazımı uzatırım. Yarın sabah tanıtım toplantısına katılacağım. Sonra kusura bakma ama ballandıra ballandıra anlatacağım... Aaaa! Benim şehrim! Benim şehrimin kitap fuarı! İşte başladım yazmaya. Peşin peşin söylüyorum. Yazdım. Yazıyorum. Yazacağım! Tanrım, bu coşku beni terk etmesin! Peki seni... Seni... Tanrım, koru onu! Koru onu! http://www.kocaelikitapfuari.com/etkinlik.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




