dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2012 Perşembe

Gülümse, Hadi Gülümse, Bulutlar Gitsin...

kardeş-hk-dilek-oya-sisi


Büyükannem, ruhu rahmet istedi, nasıl kendine has bir kadındı anlatamam.  Onun, bir aralar, mütemadiyen sabah ezanında evden çıktığını söylesem, inan abartmış sayılmam. İkimiz aynı odada uyuduğumuz için, ne kadar itinalı davransa da, tıkırtısına illa uyanırdım. Uykum kaçmasın diye gözümü iyice açmak istemez, her defasında kirpiklerimin arasından şaşkınlıkla ona bakakalırdım. Çok merak ederdim. Acaba her sabah nereye giderdi? 

Bazan,  aklım sıra şaka yapacağım ya… Önce… “Aaa!.. Büyükanne,  sabahın bu saatinde nereye gidiyorsun?” diye sorardım. Ciddi bir kadındı büyükannem. Ben kime çekmiştim bilmiyorum ama büyükanneme çekmediğimi ayan beyan belliydi. Sakın yanlış anlaşılmasın, sert, despot, dediği dedik biri asla değildi. Hayrandım ona… Çok seviyordum. Değişik gelirdi bana. 

Mesela pek gülmezdi.  Zaten hocaydı.  Sol kaşını kaldırdığında, hoşlanmadığı bir vaziyet var demekti. İnsanları seyrederdim. Büyükannemi tanıyan tanımayan herkes, onun tavrından, duruşundan mutlaka etkilenirdi. Karşısında kim varsa, otomatikman hareketlerine  ya da konuşmasına  çekidüzen verirdi. Kardeşim dahil, benden başka, evdeki herkes, aklı başında kişilerdi. Ben evlatlıktım belki, bilmiyorum. Çünkü şimdi olduğum gibi, çocukluğumda da sulu sepken biriydim. Aklıma geleni, büyükanneme dahi, temkin süzgecinden geçirmeden pattadanak söylerdim.  Zaten hayal dünyam genişti.  Hal böyle olunca, beynimin içinden  aklıselim düşünceler pek geçmezdi. Sabahın alaca karanlığında evden parmaklarının ucunda çıkıyordu ya… Allahım, ne feciydim… Büyükannemi bilmediğim bir caminin avlusunda, bilmediğim bir caminin hocasıyla gözgöze hayal ederdim. 

Haydi kendi kendine hayal ediyorsun, bari belli etme değil mi? Nerdeee? Şimdi düşünüyorum da, inanın çözemiyorum, acaba nasıl cüret ederdim? İlla şaka yapacağım ya! Üşenmezdim. Yatağımdan usulcacık kalkardım. Bembeyaz, upuzun, pazen geceliğimle, çıplak ayaklarımı buz gibi marleylerde sürükleye sürükleye, adeta bir uyurgezer gibi usulca yanına giderdim.  Fısıltılı bir sesle kulağına ne derdim biliyor musunuz? Allahım yarabbim… İnanın söylemeye utanıyorum… “Aaa! Büyükanne, sen cami hocasıyla flört mü  ediyorsun yoksa ?” derdim. 

Flört kelimesi yeni girmişti bilgi dağarcığıma da, cümle içinde kullanmayı deniyordum belki, ne bileyim? Büyükanneme nasıl söylenir bu söz? Cahil cesareti olduğunu farzediyorum... Vee... Lakırtımı işitince, elbette hışımla bana dönerdi. Gözlerinde kırpkırmızı şimşekler, çakmak çakmak yanıp sönerdi. Ürkerdim tabii... İşi oyuna vurur, bir şey söylemesine fırsat vermezdim. Kirpiklerimi kırpıştırarak  tüm şirinliğimi takınır, sevgiyle büyükanneme gülümserdim. Sonra  dudaklarımı büze büze, “Aaa! Fatma Girik gibi hani büyükanne, hatırlasana, filmde sabah erkenden cami avlusunda Cüneyt Arkın'la buluşuyorlardı ya!” derdim. 

İfadesindeki öfke anında  sönerdi. Hissederdim.  Resmen gülümseyeceğinden ürkerdi.  Her ne kadar sert tona akortlamaya çabalasa da, sesi kendisini bile şaşırtacak kadar yumuşacık çıkardı... “Evladım, ben artist miyim?” derdi.  Dayanamazdım. Boynuna atlardım. Yanaklarını defalarca öperdim. “Sen Fatma Girik’ten daha güzelsin!” derdim. 

Ah, büyükannem benim... Canımdı. Kaç yaşında olursa olsun, o da kadındı nihayetinde... En sevdiği artist Fatma Girik'e benzemek hoşuna giderdi. İşte tam o an… Hani Fatma Girik’e benzediğini işittiği o an… Bir mucize olur… Büyükannem önce hafifçe gülümserdi. Sonra dayanamaz, omuzlarını titrete titrete, kıkır kıkır gülerdi. Büyükannem kahkahayla bile gülerdi desem kimse inanmazdı bana. Çünkü benden başka kimse onun kahkahayla güldüğünü görmedi. 

Biz iki sırdaştık. Merak ettiğim, kimselerin ona sormaya cesaret edemeyeceği mahrem sorular sorardım.  Anneme bir iki kez büyükanneme sorduğum soruları anlatmaya kalktım. “Uydurukçu kız, Resmiye anne konuşur mu öyle ayıp şeyler,” dedi. Baktım söyleyeceklerime inanmayacaklardı… Kimseye anlatmadım. 

Büyükannemle aramızda kaldı. Şimdi düşünüyorum da, “Büyükanne, sen hiç filmlerdeki gibi öpüştün mü? ” diye sorduğum günkü yüz ifadesi ... Ve...  Kimseler bilmez… Hele o sırlı ifadenin arkasından kafasını arkaya atarak, koparttığı şen  kahkaha var ya... Resmen bir mıh gibi  işlenmiş hafızama... Ne güzeldi!..

Hoppala!.. Niçin anlattım şimdi bu eski hikayeleri?  İnanın  anlatmak isteğim bambaşka bir şey, kardeşim ve arkadaşlarımla  gittiğim Sezen Aksu konseriydi.  Sezen Aksu konseri elbette çok güzeldi.  Ya kardeşlik... Ya arkadaşlık...  Dostluklar... Allahım, Sezen Aksu şarkıları eşliğinde, beraberce, elele, kol kola, omuz omuza  olmak ne şahane bir histi. 

Aslında, büyükanneminin her sabah hasta arkadaşına neden ziyarete gittiğini  anlatmaya başlayacak, sonra onun kardeşliğin, arkadaşlığın nasıl en büyük zenginlik olduğu hakkındaki muhabbetlerinden, bizim arkadaşlıklarımıza ve Sezen Aksu konserine gelecektim ki… Hafıza ne tuhaf bir kutu değil mi? Bakar mısınız, parmaklarımdan, hiç aklımda yokken, neler neler döküldü. 

Du bakalım.  Şimdi yorgunum.  Uykum geldi. Bilmiyorum.  Sonra devam ederim belki.  Heeyy... Baksana... Önce... Gülümse... Gülümse hadi....