4 Şubat 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Filmlerde aşkın izini sürdüm.



Keçenin dilinden anlamaya çalıştım.


 Sezar salatası yapmayı öğrendim.



Yalnız Kurt ve Yavrusu'yla dolandım.


Yeni bir diziye başladım.




3 Şubat 2017 Cuma

AŞK - Saksı Olmanın Faydaları


Sınava  girip Yabancılara Türkçe Öğretimi Programını tamamladım ya, dünyaya yeniden gelmiş gibiyim. Oh ya! Haftalardır ha babam de babam derslere gir, staj yap, ödev hazırla, materyal toparla... Üstüne sınav heyecanı... Bitmişim vallahi... Bazı günler sabah sekiz buçuktan akşam dokuzlara kadar okuldaydım desem inanır mısınız? Nasıl heves ama... Nasıl bir öğrenme iştahıdır bu abicim? Yoo... Ben de şaşıyorum. Nedir bu evladım, diyorum kendime… Vallahi diyorum. Lakin ertesi gün tıpış tıpış okula gidiyorum. Pes!

Zaten  Aralık ayı işimin en debdebeli ayıydı. 2017'ye hoop diye zıplamıştım.  Aralık'ı göremeden, Ocak ayı çekip  gitmiş. Bugün bir de ne göreyim? Şubat ayında değil miyim? 

Şubat... Hiiiç umursamadığım, hep afra tafra yaptığım, hatta aşağıladığım,  hatta kurum sattığım, dahası burunladığım, dışladığım, tiriviri yaptığım, dudak büküp geçtiğim, dahası feci küçümsediğim,  burun büktüğüm, kulak ardı ettiğim   sevgililer gününün olduğu ay değil mi?  Eveeeet! Allahım... Nefret ederim!... Şeyy... Yani  ederdim. Az önce... Bir an her yerde aşk, kalp ve kırmızıyı göreceğimi düşünmek hoşuma gitti. Keşke  memleketimin her yeri aşk ve kalple dolsa diye hayal ettim.

Sonra... Bir aşk filmi seyrederek, yeni dönemime başlamaya karar verdim. Sevgili gugıla en güzel aşk filmlerinin ne olduğunu sordum. Söylediği filmlerden sadece birini seyretmemişim. Saksı Olmanın Faydaları... Filmi buldum. Seyretmeye başladım.

30 Ocak 2017 Pazartesi

Keçe İle Yolculuk...


Bugün keçeyle ilgili bir belgesel  seyrettim. Keçe pişirmek, keçe tepmek, keçe nakışlamak, keçeye desen atmak...  Bu terimleri filmde keçeyi anlatan Cemalettin Usta'dan öğrendim. Babası da keçeciymiş. Hatta dededen  toruna intikal etmiş. Ne hoş!  Eğmek, kırpmak, boyamak, hallaca götürmek, taramak, desen işlemek, keçeyle konuşmayı öğrenmek, keçenin sırlarını dinlemek, keçenin dilinden anlamak, keçeye söz geçirmek... Öyle anlattı ki, keçe resmen yüreğimden vurdu. Belgeseli tüm merakımla seyretmeye devam ettim. Usta, keçenin serüvenini insanın olgunlaşma serüvenine benzetiyor. Önümüzdeki  hafta bu efsunlu keçelerden ilham almayı denesem, bu yolla parmak uçlarımdan içeriye süzülerek, yüreğimle konuşmayı, yüreğimin sırlarını dinlemeyi, yüreğimi anlamayı  ya da yüreğime söz geçirmeyi becerebilir miyim ki?  Du bi... Deneyeceğim.




28 Ocak 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Travellers'tan beklediğimi bulamayınca, yeni bir dizi film arayışına girdim. İşte gördüğünüz bu dizi Good Girls Revolt'a geçiş yaptım. Nasıl hoş bir dizi anlatamam. 1960'lı yılların sonlarındayız. Ve bir dergi çalışanlarının üzerinden kadın özgürlük hareketine göz atıyoruz. Bayıldım. Az sonra, son bölümü seyredip ilk sezonu tamamlayacağım.


Bu hafta hem iş hem okul olunca, sinemada  sadece Matt Damon'un baş rollerde oynadığı Çin Seddi'ne gittim. 



Ömründe eline makas, iğne, iplik, incik boncuk alıp; el sanatı icra etmeyen bencileyin bir bünye, durup dururken  parmaklarından ilham almaya niyetlendiyse, abartmakta üstüne yoksa hele...  Durmaz oturmaz, yeni arayışlara girebilir. İşte buyrunuz... Bu kez origami deneyeyim dedim. Japonca "ori" katlamak, "gami" kağıt anlamına geliyormuş. Kesmeden ve yapıştırıcı kullanmadan, sadece katlayarak yapılırsa origami, kesme işlemi yapılırsa kirigami deniyormuş. Kelebeklerin kiminin kanatlarını makasla yuvarladım. Gayretlenip boyamaya çabaladım. İyi geldi valla, ne diyeyim.



Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Sertifika Programı'nda stajlarımı  tamamladım. Dünyanın pek çok yerinden master ve doktora için Türkiye'ye gelen öğrencilerin Türkçe öğrendikleri derslere girdim. Benim için  yepyeni görüşler kazandıran, yorucu olduğu kadar heyecan verici bir süreç oldu. 

21 Ocak 2017 Cumartesi

Bu Hafta Neler Yaptım?

Yıllardır dizilere yüz vermiyordum. Artık acısını çıkarıyorum. Her seyrettiğim diziye bayıldım. Hele bilim kurgu olanları çok seviyorum. Travelers' a yeni başladım.  Du bakalım...



Boncukcu dükkanlarının varlığını yeni keşfetmiş bulunmaktayım. Ve şaşkınım. Dükkanın tüm duvarları çekmeceler içinde, rengarenk envai çeşit  boncuklarla doluydu. Nasıl büyüleyiciydi anlatamam.  Bir süre en şaşkın halimle baktım,baktım, baktım. Sonra  gene yaptım yapacağımı... Aklımın içinde gezinen en abes soruyu soruverdim. "İncik boncuk deniyor ya hani... Bunların hangileri incik hangileri boncuk?" deyiverdim. Kadıncağız durdu bir an... "Bilmem ki, bütün bunlara incik boncuk deniyor," dedi. Dayanamadım  rengarenk incikler, boncuklar, keçeler, ipler alıverdim. Ve kendi kendime keçe boncuk işine dalıverdim. 



Geçen hafta ilgiyle seyredip bitirdiğim dizilerden biri Olive Kitteridge'di.  Son aylarda Boğaziçi Üniversitesi'nin online İngilizce kursuna devam ediyorum. Çok iyi oldu. İngilizcem iki ileri bir geri gidip geliyordu. Mobil yaşadığım için nerede olduğum belli değil. Her yerden derslere girebiliyorum ve belli zamanlarda  skype'da  muhabbet ediyoruz. Hocanın tavsiyesiyle İngilizce alt yazılı dizilere başladım. Ve... Abartmakta üstüme yoktur... Dizileri seyretmeyi feci abartıyorum.




İki haftadır alafranga yemeklere dadanmış bulunmaktayım. Yemeklerde baharat, sos kullanmayı seviyorum.  Buyrunuz,  bir İsveçli icadı olduğu söylenen  Cafe De Paris'i denedim. Ben yaptım diye söylemiyorum, lezzeti fevkaledenin fevkindeydi. Az daha parmaklarımı yiyordum. 




Son haftalarda, akşamları Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Sertifika Programı'na tüm merakımla devam ediyorum. Türk Dili Tarihi, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Kültürü, Türk dilini öğretirken kullanılacak metaryeller,  Avrupa dilleri öğretimi ortak çerçeve programı vs.. Haftaya üç gün staj yapacağım.  Dünyanın her yerinden gelen insanların nasıl Türkçe öğrendiklerine şahit olacağım. Ve bir gün  ben derse gireceğim. A1 öğrencilerine mi acaba? Daha belli değil.  Heey! Çok heyecanlıyım.


15 Ocak 2017 Pazar

Bu Hafta Neler Yaptım?

Uzun zamandır denemek istiyordum. İsmi çok havalıydı... Creme Brule... Nanananoom... Oldu işte. Pişirdim. Afiyetle yedim.

 
Mini seri Easy'i merak ediyordum. Otuz dakikalık sekiz  kısa bölümün hepsini tüm hevesimle seyrettim.



Örgü örmüyordum. Lakin örgüyle ilgili her kelimeyi seviyordum.  Şiş... İlik... İşkembe... Nohut... Pirinç.... Tekli pirinç... Kesme şeker...  Resmen şaka gibi... Örgü örnekleri hep yemekle ilgili... Acaba niye böyleydi? Artık öğrenmemin vakti saati geldi demek ki, dedim. Niyetine girdim. Sırayla hepsini deneyeceğim.  Şiş ve ip aldım.  Elim alışsın diyerekten  iki ters dört düz örmeye başladım.



Sinemada iki film seyrettim. La La Land nedense eksik bir tat bıraktı bende. Niye o kadar abartılmış bilemedim. Ya da çok göklere çıkarıldığı için fazla etki bekledim. 
Uzayla ilgili her filmin hastasıyım. Passengers'ta  beyaz perdenin o muazzam illüzyonuyla oturduğum koltuktan uzaya doğru aktım.

Bendir çalışmalarım kendi çapımda devam ediyor. Düm tek tek düm teeek diye vurarak,  Niyaz İlahisi'ni çalıp söylemeye başadım. "Dinle sözümü sana direm özge edadır. Derviş olana lazım olan, aşk-ı hüdadır. Düm tek tek düm e tek tek...Aşıkın nesi var ise maşuka fedadıır.  Sema safa, cana şifa, ruha şifadır." Babama bu ilahiyi çalıp söyledim. İlahinin devamında... "Ey sofu bizim sohbetimiz cana şifadır" diye devam edince, babam ağlamaya başladı ya hoşuma gitti. Soonraa... Ben bendire vurdum, babam durmadan söyledi... "Sema sefa, cana şifa, ruha gıdadır." Babam  sevindi. Ben çok sevindim. Sevindik biz.

4 Ocak 2017 Çarşamba

Bazan

", bazan hiç kıpırdamadan
 ve başka hiçbir şey de konuşmadan, 
açık kapıdan esen rüzgârla  hafif hafif kıpırdanan tül perdeye bakıyorduk."



masumiyet müzesi/orhan pamuk/iletişim/113. sayfa cümlesi
kelly stuart tarafından bir flickr fotoğrafı



31 Aralık 2016 Cumartesi

Mutlu Yıllar...


Ne zaman otursam gecenin başına… Ne zaman müziğin... Göçüyorum boş kağıdın sessizliğine… Kalbim, kapatılmış kireç kuyusu akıyor kendine… Bakıyorum gençliğim geçiyor uzaktan... Dudaklarında bir ıslık, kitapların on lira olduğu zamanlardan… Anayurdum gece, kalbimi yazdım mürekkebinle... Hani erken inerdi karanlık, hani yağmur yağardı inceden... Hani okuldan, işten dönerken, ışıklar yanardı evlerde... Hani ay herkese gülümserken, mevsimler kimseyi dinlemezken... Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken… Hani hepimiz arkadaşken, hani oyunlar tükenmemişken... Henüz kimse bize ihanet etmemiş, biz kimseyi aldatmamışken… Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken... Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden... Daha biz kimseye küsmemiş, daha kimse ölmemişken… Eskidendi, çok eskiden. Şimdi ay usul, yıldızlar eski. Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden. Geçen geçti. Geceyi söndür kalbim… Geceler de gençlik gibi eskidendi. Şimdi uykusuzluk vakti… Biterken bir yılın son günleri.. Biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini.. Gençlik ikindilerini, kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri. 

Bir yıl daha bitiyor. Düşlerim, tasarılarım, yarım kalmış onca şey… Her yıl biraz daha kısalıyor öncekinden. Bana mı öyle geliyor yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman insan yaşlanırken? Kırdım mı, incittim mi birilerini? Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler? Kendimi yineledim mi yazdıklarımda? Yeniden düşünmeliyim. Dostluklarımı, ilişkilerimi… Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı? Yitirdim mi yoksa masumiyetimi? Borçlarımı ödedim mi? Doğru seçtim mi soruların fiillerini? Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış, giysilerim ütülü, odam düzenli mi? Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi? Geri verdim mi aldıklarımı? Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları… Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi? Yokladım mı duygularımı? Hala sevebiliyor muyum insanları? Ovmalı gümüşlerimi, bakırlarımı… Cila geçmeli ahşaplarıma… Ovmalı umutları.. Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları… Eksik etmemeli ağzımızdan hançer kıvamındaki karamizah tadını… Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım… Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım akşama… Ama nedense her şeyin tadı dağılıyor ağzımda.. Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında? Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta… Biz gündüz sürgünleri! Yazmakla tamamladık mı kendimizi? Yazmakla tanımladık mı? Kalemlerimizin uçları yine de nar çiçeği.

Birgün hayatımı yazacağım... Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak. Ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma.

Aslında bambaşka bir yazı yazmaktı niyetim. Yukarda, Murathan Mungan'ın bazı şiirlerinin bazı dizelerini yanyana getirerek bir deneme yazmaya gayret ettim. Umarım birbirleriyle uyumlu ve anlamlı bir kompozisyon çıkarabilmişimdir. Faydalandığım Murathan Mungan şiirleri şunlar:

1- Gece ve Müzik
2- Eskidendi Çok Eskiden
3- Bir Yılın Son Günleri
4- Gecenin Uzun Söylevi
5- Üç Aynalı Kırk Oda


Çizim, Cennetteki Yabancılar adlı çizgi romanın karesidir. (2012)

30 Aralık 2016 Cuma

Momentos'ta Gördüm. Durur Muyum? İşte Buyruun...

 

Momentos'un bloğunda gördüğümde, niyetine girmiştim. Momentos, Çıtır Lokmalıklar diye başlık atmış, nasıl yaptığını çıtır çıtır anlatmıştı. İşte burada... Nasıl içim gitmişti anlatamam. Durur muyum? Elbette ben de yaptım. İşte buyyruun...


Nanananoom... İşte bu akşam aldım yufkayı, aldım kıymayı, patatesi, soğanı... Momentos'un tarifini harfi hafine uyguladım. Ne kolaymış sahiden... Ve... Hımm... Nasıl çıtır... Nasıl lezzetli... Nane eklediğim yoğurda bandıra bandıra nasıl yedim anlatamam. Sağol Momentos... Takibideyim:)

27 Aralık 2016 Salı

Bu Hafta Neler Yaptım?

Bu hafta, John Steinbeck'in Bitmeyen Kavga'sını bitirir bitirmez, "İnsan fantazilere ihtiyaç duyar" diye kulağıma fısıldayan Iris Murdoch'un Deniz deniz'ine atladım.

Oturduğum yerde... Kendi kendime... Tuhaf, acayip, ucubik denilen cinsten çizimler yaptım. Çizmek hoşuma gidiyor. Şimdilik bir şeylere bakarak çiziyorum. Sonra gönlümdekileri resmedeceğimi hayal ediyorum. du bakalım...




Pazarda cennet hurmasının kurusunu bulunca dünyalar benim oldu. Hastasıyım. Madem bu kadar çok seviyorum, kendim neden kurutup yemiyorum, dedim. Yapabilir miyim ki? du bakalım...





Bendirim geldi... Şimdilik "düm ta ka düm tak" makamındayım... Sayesinde gönlümü terbiyeye etmektir maksadım. Becerebilir miyim acaba? du bakalım...




The Office'i epeydir seyretmek istiyordum. İlk sezonu bitirdim. İkinci sezonu yarıladım. Bitirebilecek miyim? du bakalım...