- Seni seviyorum Mehmet.
- Ben de seni Nermin. Hem de aşkların en büyüğü ile seviyorum seni.
- Hiç ayrılmak sitemiyorum senden.
- Artık evlenelim Nermin.
- Evlenelim Mehmet. Bizim de bir yuvamız olsun. Çocuklarımızı büyütelim orada.
- Hemen bir ev arayalım. Kazancıma uygun bir ev bulunca yıldırım nikahıyla evleniriz.
Bu muhabbetler, bugün seyrettiğim, Metin Erksan'ın 1962 yılında çektiği Acı Hayat adlı filmin daha girizgâhında Türkan Şoray (nermin) ile Ayhan Işık (mehmet) arasında geçiyordu. Acı Hayat alışkın olduğum Türk filmlerinden değildi. Çünkü filmin iki kahramanı film başlarken birbirlerine aşıklardı ve evlenmeye karar vermişlerdi. Hayret edilecek şey! Erkek zengin, kız fakir değildi. Kız manikürcü, erkek ise tersane kaynakçısıydı. Aşıkların sosyal ve ekonomik durumları denkti. Birbirlerini delicesine seviyorlardı. Eee.. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetlerine diyeceğim ama... Durum göründüğü gibi değildi. Bu kez kuaför salonundayız. Kızımız Nermin manikür yaparken, iki sosyetik kadının muhabbetine kulak veriyoruz...
- Hanfendi ne zaman gidiyorsunuz Fransa'ya?
- Vallahi kat'i günü tespit edemedik. Ama en geç bir ay sonra Paris'te olmam gerekiyor.
- Kimbilir gene neler getirirsiniz ordan?
- Bu sene fazla bi şi almaya niyetim yok. Yalnız bi kürk alıciyim. Hepsi o kadar.
- Çok iyi edersiniz. Ben geçen sene burda bir vizon yaptırdım. Hiçbişeye benzemedi. Üstelik atmış bin liram gitti.
- Ne diyosunuz? İşte ben bunun için bulûzümü bile Paris'te diktiririm.
- Bu sene mücevher takmak çok modaymış.
- Geçen gece Monte Karlo radyosunun moda yorumcusunu dinledim. Adam devamlı olarak mücevherden bahsetti. Bilhassa tek parça elmas taşlar gözdeymiş.
Bu muhabbetlere kulak misafiri olan manikürcü kız Nermin'in içi gidiyor. Çünkü aklı fikri evlenmekte.. Ama... Niyeti evlenmek gibi görünse bile, içten içe aklından geçen, memlekette yeni inşaatları yapılmakta olan apartman dairelerinden birini ev edinmekte.. Günümüzdeki kadar gökdelen ya da kule değil bu binalar. Memleketimin ilk çok katlı apartmanları... Dört bir yanında fakir fukara mahalleleri... Kim oturuyor bu koca apartmanlarda? Kuaför salonunda Nermin'e el ve ayak tırnaklarını düzelttiren, bu lakırdıları aralarında eden, sonradan görme zengin kadınlar ile aileleri. Nermin ve Mehmet'in maaşlarını birleştirsek bu apartmanların bir dairesini bile kiralayamazlar. Mümkün değil. Onlar, güneş kesen bu binaların gölgelerindeki metruk evlerde oturmaya mahkûmdurlar ancak.
İstanbul'un başrolde olduğu filmlerin hastasıyım. Filmi seyrettim diye Acı Hayat'ta olan biteni anlatmak niyetinde değilim. Sadece şunu söylemek istiyorum. Bu filmde çok değerli oyuncular rollerinin gereğini sahiden hakkıyla yerine getiriyorlar. Ama asıl mühimi kamera arada İstanbul sokaklarında ve binalarında dolanıyor. Meraklısı için kent sosyolojisi, kent felsefesi, kent estetiği ve kent kültürü kavramları açısından ibret verici bir film Acı Hayat. Günümüz İstanbul'unun bu duruma nasıl geldiğini, çarpık kentleşmenin ilk tohumlarının 1960'larda nasıl atıldığını, sınıflar arası ayırımın nasıl uçuruma dönüştüğünü, kentin değişen sosyal yapısını ve psikolojik etkilerini gözlemlemek için belgesel niyetiyle bu film izlenmeli diye düşünmekteyim. Dost acı söyler derler. Metin Erksan Acı Hayat filmiyle Nermin ve Mehmet'in hikayesinden çok İstanbul'u anlatmış. İstanbul'un son elli yıllık kentleşme süreci ve sonuçları açısından bakılırsa, adı üstünde... Acı Hayat, sahiden.































