18 Ağustos 2019 Pazar
Tarantino Ve Ben 2
Metin Süre Ve İlişki Testi
17 Ağustos 2019 Cumartesi
Var Olmak Ve Kızılcık
Pazarda kızılcığı gördüm ya! Aman ne sevindim... Durur muyum? Hemen satın aldım. Eve gelir gelmez, kallavi bir tabağa doldurup yıkadım. Marş marş kitaplık! Okuma sırası bekleyen kitaplarıma aceleyle göz attım. İçlerinden birini çektim çıkardım. Balkona çıktım. Kızılcık kasesini kitapla yan yana masaya bıraktım. Kızılcığın rengi gözümü aldı. "Otların yeşil olması, denizin mavi olması, gökyüzünün bulutsuz olması, pekala bir meseledir." der ya Sait Faik. Kızılcığın kırmızı olması da meseledir bana göre tadında düşünceler zihnimde dolanırken, kitabın kapağına bakakaldım. O ne? Kitabın adı... Keşke Hiç Olmasaydık. Var Olmanın Kötülüğü. Hay canına sayın seyirciler, dedim kendi kendime... Nasıl yani?
Acaba nereden duyup sipariş ettim? Kitapçıda gözüme takılıp aldığım kitaplardan olmadığına, kargoyla geldiğine eminim. Derhal gözümü kapadım. Kitaptan bir sayfa araladım. İlk denk geldiğim cümleleri okumaya başladım:
"Kişinin hayatından zevk alması, var olmanın var olmamaktan daha iyi olduğu anlamına gelmez; çünkü eğer kişi dünyaya gelmeseydi, o hayattan alınan zevklerden mahrum kalan kimse olmayacaktı ve hazzın yokluğu kötü olarak nitelendirilmeyecekti. Diğer taraftan eğer kişi hayattan zevk almıyorsa varoluşuna hayıflanması da doğaldır. Bu durumda, kişi dünyaya gelmemiş olsaydı, yaşadığı hayatı sürdüren ve acı çeken bir varlık da olmayacaktı. Bu, hazzı tecrübe edecek kimsenin yokluğunda bile "iyi"dir."
Durdum. Olgun bir kızılcık tanesini elime aldım. Mücevher gibi. Nasıl güzel anlatamam. Hayran kaldım. Dayanamadım, "Cahildim dünyanın rengine kandım" diyerekten, bir Neşet Ertaş türküsü mırıldanmaya başladım.
Hızlı Ve Öfkeli Ve Tek Başıma
İşte buyrun... Serinin sonuncusunu seyretmek için, sinemaya yine yeni yeniden tek başıma gittim. Bayıldım ne yalan söyleyeyim.
"Hatalarım da oldu günahlarım da
28 Temmuz 2019 Pazar
Okuduğum Kitaplar Ve Olasılıksız Görünenin Etkisi
Valla, yazar, kitabın daha ilk sayfalarında diyor ki... "Doğduğunuzdan beri dünyamızda gerçekleşen önemli olayları, teknolojik değişimleri, icatları düşünün ve bunları ortaya çıkışından önce beklenenlerle kıyaslayın. Kaç tanesi bir program dahilinde gerçekleşmiş? Özel yaşamınızı ele alın; örneğin iş seçiminiz, eşinizle tanışmanız, memleketten sürgün edilişiniz, karşılaştığınız ihanetler, birdenbire zenginleşmeniz ya da fakirleşmeniz... Bunların hangileri bir plan halinde gerçekleşti. Siyah Kuğu mantığı, bilmediklerinizi bildiklerinizden çok daha önemli kılar. Düşünün ki pek çok Siyah Kuğu beklenmedik olmalarından dolayı ortaya çıkmış ve etkileri şiddetli olmuştur."
26 Temmuz 2019 Cuma
Akademisyenlerin Takibindeyim- Prof. Dr. Seval Şahin
Fotoğraftaki bu hoş kadın, Prof. Dr. Seval Şahin. "Merhaba, 94.9 Açık Radyo'dasınız. Günün ve Güncelin Edebiyatı'nda bugün konuğumuz..." diye başlayan söyleşilerini hiç dinlemediyseniz acırım size:)
25 Temmuz 2019 Perşembe
Akademisyenlerin Takibindeyim- Prof. Dr. İsmail Gezgin
Bizans üzerine bir şeyler karalarken, bir isme rastladım: Prof. Dr. İsmail Gezgin. "Kimdir?" diyerek çıktığım o küçük "gugıllama" yolculuğu, kendimi muazzam bir entelektüel hazinenin kapısında bulmamla sonuçlandı.
Aslında İsmail Gezgin, sadece bir akademisyen değil. Arkeolojiyi, sanatı ve mitolojiyi birbirine bağlayan bir anlatıcı. Arkeoloji bölümündeki akademik çalışmalarının yanı sıra, insanın, kültürün ve inançların kökenine dair sorgulamalarıyla biliniyor. Özellikle "Sanatın Kökeni", "Mitologya" ve "İnsan ve Hayvan" gibi konular üzerine yazdığı kitaplar ve yaptığı konuşmalar, katı akademik dili aşan, adeta felsefi birer yolculuk niteliğinde. Onun anlatımlarında sadece tarihsel verileri değil, bugün neden böyle davrandığımızın, neden böyle hissettiğimizin kadim cevaplarını da buluyorsunuz.
Bir keşfettim, pir keşfettim! Artık İsmail Hoca’nın o derinlikli anlatıları, yürüyüşlerimin vazgeçilmez eşlikcisi oldu. Kulaklığımı takıyorum ve zihnimle beraber adımlarım da evrimleşiyor.
İşin bir de sürpriz tarafı var: 3 Kasım’da gerçekleşecek 41. İstanbul Maratonu'na bu yıl ilk kez niyetlendim ve başvurumu yaptım. "Ne ilgisi var?" demeyin:) Eğer o maratonu başarıyla tamamlarsam, bu kesinlikle İsmail Hoca'nın sayesinde olacak. Neden mi? Çünkü anlatımlarını bölmeye öyle kıyamıyorum ki, antrenman mesafelerim bir anda uzayıp gidiyor.
Yürüyorum... Dinliyorum... Koşuyorum... Yine dinliyorum! Benim mütevazı "uzun yürüyüşler", Hoca'nın sayesinde oldu size "upppuzun yürüyüşler". :)
Gerçekten müthiş! Eğer zihninizle beraber bedeninizin sınırlarını da zorlamayı seviyorsanız, öncelikle enfes youtube videolarını hararetle tavsiye ederim.
Kitapları henüz kargoda, yolda... Sabırsızlıkla beklemekteyim!.
24 Temmuz 2019 Çarşamba
Akademisyenlerin Takibindeyim- Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan
12 Temmuz 2019 Cuma
Gerçekten:)
10 Temmuz 2019 Çarşamba
Nereden Başlasam?
Gece evde yalnızken duyduğumu sandığım koridordan gelen ayak sesinin uyandırdığı duyguya benziyor........
24 Ocak 2019 Perşembe
20 Ocak 2019 Pazar
Kuzey Kalesi'nden Çizgiroman Diyarına Efkarlı Yolculuk
19 Ocak 2019 Cumartesi
Türkiye'de Kızlar İçin Hazırlanmış İlk Çizgi Roman Dergisi - Tina
16 Ocak 2019 Çarşamba
"Dertleşme Durumu"
"bir insan bir insanla neden dertleşir.. dost denilen hatırı sayılı kişiler, hayatın tampon bilgeleri midir.. bir insan bir insanı ne kadar dinler, nereye kadar anlar.. dertleşmek bir benin, öteki ben huzurunda verdiği töleranslı bir özeleştiri veya pişmanlık hali midir.. arkadaş arasında arkadaş ve dost ismi verilen hatırı sayılı kişiler, nasıl, ne zaman, neye ve kime göre seçilir.. nihayet insanlar, düşünen hayvandır da denilebilir.. düşünen ve konuşan bu hayvanlar, kendi kendilerine düşünüp konuşurlarsa, diğer düşünen ve konuşan hayvan topluluklarınca, deli addedilebilirler.. ve bir ben, öteki ben'e düşündüklerini anlatmazsa, sıkıntıdan patlayabilir, çıldırabilir mi yoksa.. paylaşmak, suça, karamsarlığa, sevgiye, düşünceye, acıya, dayanmaya, eğlenmeye bir nevi suç-kaç ortaklığı mı yapmaktır"
paragraflar - metin üstündağ/denemeyenler
13 Ocak 2019 Pazar
Hafıza Tuhaf Bir Kutu... Yıllar Öncesinden Bir Filmi Getirdi Karşıma Koydu- Zelig
Aynı bir bukelemun gibi görünümü de değişebilmekteydi.
Gözleri Çinliler gibi çekik oluveriyordu.
Hipnotize ile Zelig'in zihninin derinliklerine ulaşılmaya çalışılıp,
neden bulunduğu ortamdaki insanlara benzemeye çalıştığı sorulunca verdiği cevap düşündürücüydü.
Güvenli, diyordu. Ve diğerleri gibi olmak ve sevilmek istediğini söylüyordu.
10 Ocak 2019 Perşembe
Bitirdim... Başlayacağım.
8 Ocak 2019 Salı
Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi
7 Ocak 2019 Pazartesi
"Kim Bana Söyleyecek Benim Kim Olduğumu?
Prof. Dr. Mîna Urgan'ın ruhuna rahmet... Shakespeare ve Hamlet adlı kitabını yıllar önce edinmiştim. Okudun mu derseniz? Yooo... Sadece sayfalarına göz gezdirmiştim. Lakin bu kitap bir bilge edasıyla kitaplarımın arasına yerleşmişti ya, sevinmiştim. Sanırım zamanı şimdi geldi. Kitap kendini bana hatırlatıverdi.
Benim öğretmen kardeşle, oyunun ilk oynandığı tarihten 413 sene sonra Haluk Bilginer'in oynadığı Kral Lear oyununa gideceğiz de... Gitmeden Mina Urgan'ın yorumlarını okumak istedim.
Mîna Urgan, bencileyin kıt bilgili birinin bile anlayabileceği şahanelikle enfes bir kitap yazmış. Önce Shakespeare'nin yaşam öyküsüyle başlamış. Çok enteresan... Yazarın ilk yirmi sekiz yılına ait bütün bilinenler resmi belgelerden öğrenilenlermiş. Ne bunlar biliyor musunuz? 1564 yılına ait vaftiz töreni tarihi, evlendiği ve çocuklarının dünyaya geldiği tarihler... O kadar. Hakkında çok sayıda araştırma yapılmasına rağmen, meğer Shakespeare hakkında bilmediklerimiz bildiklerimizden çokmuş.
Mesela, çocukluğu nasıl geçti, nerelerde okudu, hangi koşullarda evlendi, mutlu bir evlilik mi yaşadı, doğduğu kasabadan neden ayrıldı, Londra'daki hayatı nasıldı, tiyatroya ne zaman ve nasıl girdi, dinsel inancı neydi, 52 yaşına kadar yaşadığı halde 48 yaşından sonra neden yazmadı, hangi hastalıktan öldü, yüzünü ve tipi nasıldı? Tek el yazması ya da mektubu olmadığı için el yazısını dahi kesin olarak bilmiyormuşuz.
Belki bu okumalarım ve yazım sayesinde Shakespeare'in adını doğru yazmayı öğrenebilirim diye düşünüyordum ki, o ne... Shakespeare'in kendi adını nasıl yazdığını bile bilmiyormuşuz. Kesin olmamakla birlikte üç vasiyetname üç de başka resmi belgelerde imzası varmış. Shakespeare, Shakesper, Shakespere gibi değişik biçimlerdeymiş. Shakespeare yazımı, yazarın vasiyetnamesindeki imza olduğu için bugün herkesce benimsenmiş.
Neyse, dedim kendime. İyi bari:)
not- başlık kral lear oyunundan
2 Ocak 2019 Çarşamba
31 Aralık 2018 Pazartesi
Mutlu Yıllar...
"Ne zaman otursam gecenin başına… Ne zaman müziğin... Göçüyorum boş kağıdın sessizliğine… Kalbim, kapatılmış kireç kuyusu akıyor kendine… Bakıyorum gençliğim geçiyor uzaktan... Dudaklarında bir ıslık, kitapların on lira olduğu zamanlardan… Anayurdum gece, kalbimi yazdım mürekkebinle... Hani erken inerdi karanlık, hani yağmur yağardı inceden... Hani okuldan, işten dönerken, ışıklar yanardı evlerde... Hani ay herkese gülümserken, mevsimler kimseyi dinlemezken... Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken… Hani hepimiz arkadaşken, hani oyunlar tükenmemişken... Henüz kimse bize ihanet etmemiş, biz kimseyi aldatmamışken… Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken... Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden... Daha biz kimseye küsmemiş, daha kimse ölmemişken… Eskidendi, çok eskiden. Şimdi ay usul, yıldızlar eski. Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden. Geçen geçti. Geceyi söndür kalbim… Geceler de gençlik gibi eskidendi. Şimdi uykusuzluk vakti… Biterken bir yılın son günleri.. Biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini.. Gençlik ikindilerini, kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri.
Bir yıl daha bitiyor. Düşlerim, tasarılarım, yarım kalmış onca şey… Her yıl biraz daha kısalıyor öncekinden. Bana mı öyle geliyor yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman insan yaşlanırken? Kırdım mı, incittim mi birilerini? Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler? Kendimi yineledim mi yazdıklarımda? Yeniden düşünmeliyim. Dostluklarımı, ilişkilerimi… Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı? Yitirdim mi yoksa masumiyetimi? Borçlarımı ödedim mi? Doğru seçtim mi soruların fiillerini? Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış, giysilerim ütülü, odam düzenli mi? Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi? Geri verdim mi aldıklarımı? Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları… Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi? Yokladım mı duygularımı? Hala sevebiliyor muyum insanları? Ovmalı gümüşlerimi, bakırlarımı… Cila geçmeli ahşaplarıma… Ovmalı umutları.. Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları… Eksik etmemeli ağzımızdan hançer kıvamındaki karamizah tadını… Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım… Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım akşama… Ama nedense her şeyin tadı dağılıyor ağzımda.. Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında? Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta… Biz gündüz sürgünleri! Yazmakla tamamladık mı kendimizi? Yazmakla tanımladık mı? Kalemlerimizin uçları yine de nar çiçeği.
Birgün hayatımı yazacağım... Herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak. Ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. Kasada oturan kız gibi! Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz. Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma."
3- Bir Yılın Son Günleri
4- Gecenin Uzun Söylevi
5- Üç Aynalı Kırk Oda
Çizim, Cennetteki Yabancılar adlı çizgi romanın karesidir.
(2012)













































