reşat ekrem koçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reşat ekrem koçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Eli Çenesinde Yazarlar


 
 
 

1- Reşat Ekrem Koçu
2- Orhan Pamuk
3-Adalet Ağaoğlu
4-Füruzan
5-Haydar Ergülen
6-İsmet Özel
7-Sema Kaygusuz
8-Ece Temelkuran
9-Ahmet Arif
10-Murat Menteş
11-Latife Tekin
12-Perihan Mağden
13-Halil Gökhan
14-Nazım Hikmet Ran
15-Elif Şafak
16-Şebnem İşigüzel
17-Murathan Mungan

15 Şubat 2015 Pazar

"İnsanın Duası Bile Kendine Benzer."

Akşam saatleriydi. Sinemadan çıkmıştım. Hava buz gibiydi. Sokağın köşesindeki kitapçıya daldım. Bir süre dalgın adım dolandım. Raflardan rastgele bir kitap çektim. İlk sayfasını araladım. Gözüme çarpan  cümleyi okumaya başladım: "İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır." Bu cümleyi nasıl sevdim anlatamam. Murathan Mungan'ın  o şahane dizelerini hatırladım. 

  "Şimdi biz neyiz biliyor musun?
  Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
  Birbirine uzanamayan
  Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
  Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz."


Şiir yüreğimi titretti. Tanımadığım kitabın  sevdiğim bir şiiri hatırlatıp bünyemi silkelemesi hoşuma gitti.  Dayanamadım. Bir kaç sayfa çevirdim.  Durduğum sayfanın en alt paragrafına heyecanla baktım.  "Bu, günün en hoşuma giden saatiydi. Akşam şehre ve kalplere helmesini döküyor, sokaktan geçenlerin gözlerine karanlıkların sürmesini çekiyor, yüzlerini sanatın manalarıyla güzelleştiriyor, hareketlerini kahramanların edalarıyla asaletleştiriyor, her şeyi romantik gölgelerle sararak kıymetleştiriyordu."  Ne hoş  cümlelerdi. Gözleriminin önünden bir merak bulutu geçti. O anda kitabın kapağına bakmayı akıl ettim. Fahim Bey ve Biz... Yazarı Abdülhak Şinasi Hisar. Ah!.. Hatırlayıverdim.  Dört hüzünlü yazardan biri... Orhan Pamuk, İstanbul adlı kitabında anlatır.
"Hatıra yazarı Abdülhak Şinasi Hisar, hakkında bir kitap yazdığı arkadaşı şair Yahya Kemal, onun öğrencisi ve sonra yakını romancı Ahmet Hamdi Tanpınar ve gazeteci-tarihçi Reşat Ekrem Koçu, bu dört hüzünlü yazar, bütün hayatları boyunca yalnız yaşadılar, hiç evlenmediler ve yalnız öldüler. 

"Koşar adım kasaya gittim. Fahim Bey ve Biz adlı kitap.. İşte... Artık benim...

Yahya Kemal dışındakiler ölürlerken eserlerini istedikleri gibi tamamlayamadıklarını, kitaplarının parçalar halinde yarıda kaldığını ya da istedikleri okuru bulamadıklarını  da acıyla hissediyorlarmış ya hani...  Yattıkları mekan nurla dolsun.  Diğer üçünün zaten  hastasıyım. Abdülhak Şinasi Hisar'ı  hiç okumamıştım.  Ne yapabilirim? Yolumuz yeni kesişti.  Yeminle  şimdi okuyacağım.
 
Aramızda kalsın. Az önce kitabı yüreğimin üstüne bastırıverdim. Edip Cansever "İnsanın duası bile kendine benzer," der. İnandığım Tanrı'ya kendimce bir dua gönderdim. "Tanrım, Abdülhak Şinasi Hisar üzülmesin e mi? İnanıyorum, istediği okur benim. " 

17 Temmuz 2011 Pazar

Tarih Dersi Ve Reşat Ekrem Koçu


Hep söylerim... Öğrenim hayatım boyunca bir kez ikmale kaldım. O da ne yazık ki Tarih dersiydi. Şöyle fizik, kimya ne bileyim biyoloji derslerinden kalsam gam yemeyeceğim. Benim gibi hikaye seven biri Tarih dersinden ikmale kalabilir mi? Kaldım işte. Neden itiraf ettim bunu şimdi? 




Orhan Pamuk'un hem Beyaz Kale kitabının ön sözünde, hem de İstanbul adlı kitabında Reşat Ekrem Koçu adı çokça geçer. 1905 yılında İstanbul'da doğan Reşat Ekrem Koçu bir Tarih öğretmenidir. Ayrıca kitapları vardır. Mutlaka İstanbul hakkında, bir ansiklopedi çıkarma gayreti içine girdiğini, İstanbul Ansiklopedisi diye başladığı kitaplar, yazarın geçim sıkıntısı sebebiyle 11. ciltte, "Gökçınar" maddesi tamamlanmadan yarım kaldığını duymuşsundur. Zaten ünlü tarihçi 1975 yılında vefat edince ansiklopedi de bitirilememiştir. Okulda Tarih dersinin ağır kıvamlı havasından içim bayılırdı. Tarihle başım hoş olmayınca, Orhan Pamuk'un kitaplarını okumadan önce bir tarihçi olan Reşat Ekrem Koçu'nun kitaplarına ellemek aklıma bile gelmemişti. Ama sonra… Sonra tadını alınca her kitabının izini sürdüğümü söyleyebilirim.



Mesela Reşat Ekrem Koçu’nun Tarihimizde Kahramanlar adlı bir kitabı vardır. Bu kitap, çoğu tarihimizde isimleri pek duyulmamış, ancak tarihi süreç içinde önemli roller üstlenmiş olduğu düşünülen kahramanlar için yazılmış küçük bir ansiklopedidir. Bak şimdi... Bizler tarih derslerinde padişahlar, sadrazamlar, paşalar falan neler yapmışlar diye okumaz mıydık? Evet, öyle okurduk. Reşat Ekrem Koçu ise tarihe iz düşmüş insanların neler yaptıklarını anlatırken, bir de onların ne tipte ve ne huyda olduklarını anlatır. Eğer tarihi olayları okurken, tarihi yaratan insanların tipleri ve davranışları gözümüzde canlandırılırsa, olay ezber olmaktan çıkar öyle değil mi? Elbette çıkar. Filmlerdeki gibi karakterler oturur yerli yerine... Zaten Reşat Ekrem Koçu'nun hayatı ile ilgili yazıları okuduğumda "Tarihi sevdiren adam" olarak anıldığı öğrenmiştim. Hayatımda ilk olarak bir tarih kitabını zevkle okumuştum. Çünkü Tarih kitabını lezzetli anlatımıyla çok güzel öyküleştirmiş ve anlattığı kişileri ilginç tasvirleriyle gözümde canlandırmıştı. Şimdi bu kitabından bazı bölümler aktarmak istiyorum. Eğer hiç Reşat Ekrem Koçu kitabı okumadıysan, bu yazdığım örnek paragraflardan sonra özel bir Tarihçi ile karşılaştıklarını anlayacaksın.



Mesela kitabın bazı paragraflarında Yavuz Sultan Selim'i şöyle anlatır: "....Muasırların yazdıklarına göre,orta boylu, vücut yapısı sağlam, pehlivan yürüyüşlüydü; kaşları ekseriya çatık, fakat çok tatlı konuşurdu. Zamanında Türkçe’yi en güzel konuşan insanlardan biri olarak tanınırdı. Posbıyıklıydı, sakal bırakmamıştı. Gayet sade giyinir, teşrifattan hazzetmezdi...”

Reşat Ekrem Koçu'nun "Aşık Şair ve Padişahlar" kitabında ise Yavuz Sultan Selim hakkında şöyle bilgi verir: "...Büyük cihangirin hayatında, kendisini tarihe geçirecek bir aşkla bağlanmış bir kadın bilinmiyor. Yavuz Sultan Selim için,ömrü boyunca, ki o ömür çok çok kısa olmuştur,tek kadınla yaşamış tek Osmanlı padişahı denebilir. Ne kadar kısa olursa olsun ,bir imparatorun hayatına tek kadın girmiş ise,ona, o kadına aşkla bağlanmıştı denilebilir....." Nasıl ama?
 

Peki Yıldırım Beyazid 'a bakalım bir de... “…Uzun boylu, kumral, saç ve sakalı, müheykel bir vücut yapısı ile güzel bir yüze sahip, son derece cesur, hususi hayatında zevk ve zerafet sahibi adamdı..” 

Reşat Ekrem Koçu'nun fantastik anlatımının iyice zirveye çıktığı kahramanlarımız vardır. Mesela "Geyik Baba": “…gündüzleri geyiğin üzerinde cenk eder, geceleri de ulu bir kestane ağacı Geyikli Baba’yı gövdesinin içine alarak saklarmış, düşmanı gelir, babayı bulamazmış…” Ne şahane değil mi? "Geyik yapmak" deyimi buradan geliyor olabilir mi?!..

Gene "Mahmud" isimli bir kahramanımızı, başka bir tarihçi ağzından şöyle anlatıyor; "…Peçevili İbrahim Efendi, portresini şöyle çiziyor: “…Omuzlarından aşağıya dökülen uzun saçları, kulaklarının arkasına attığı palabıyıkları, kulağında küpeleriyle kendine has bir kılık kıyafeti vardı…Bir cenk narası attığı zaman bir saatlik yerden işitilirdi…" Vay canına sayın seyirciler!

Şimdi söyler misin, Tarih'i böyle anlatan bir Tarih öğretmeninin derslerini dinlememek mümkün mü? Öğrenim hayatım boyunca bir kez ikmale kaldığımı söylemiştim. Hangi ders? Tarih... Eğer Reşat Ekrem Koçu benim Tarih öğretmenim olsaydı, mümkün müydü Tarih dersinden zayıf almam? Nerdeee? Bilakis Tarihçi olurdum kesinlikle!! Aaa! Aklıma ne geldi. Reşat Ekrem Koçu'nun bu ayrıntılı anlatımı sebebiyle, kitaplarından nefis çizgi romanlar yapılamaz mı sence? Heyy! Nefis olurdu! Of, hep yapıyorum bunu işte... Gördün mü? Ben hayal ettim... Keni hayalime kendim inandım gene!


11 Mart 2011 Cuma

tarih çalışıyorum.. küçük dünya tarihi..


hep söylerim.. öğrencilik hayatımda bir defa ikmale kaldım.. hangi dersti biliyor musun.. tarih..  yıllar sonra reşat ekrem koçu'nun kitaplarını okudum.. iç çeke çeke "keşke daha önce bileydim.. keşke daha önce reşat ekrem koçu'yu öğreneydim.. keşke reşat ekrem koçu benim tarih öğretmenim olaydı" dedim..  ya peki cemal kafadar.. söyler misin tarih profösörü cemal kafadar benim tarih öğretmenim olaydı, ben de tarih uzmanı kesilmez miydim.. hem de nasıl tarihçi olurdum.. kesin.. ya peki metin üstündağ.. metin üstündağ'ın küçük dünya tarihini ilk okuduğumda..  hiç unutmam.. kitabı yüreğime bastırdım.. gözlerimi kapattım..  tarih üzerine hayallere daldım.. ister misin küçük dünya tarihi'nden bazı bölümleri yazayım buraya..  

aşk-meşk tarihi: cam yok.. sır yok.. ayna yok.. bir sabah, bir ilk insan, bir ilk sudaki, ilk aksinin, susuz da görünenini aramış, durmuş.. bir başka bir ilk sabah, bir başka ilk insanda kendi suretini görmüş.. sonra gökten üç elma düşmüş, ikisi bunların başına, biri ayva kıvamındaymış

uygarlık tarihi: ayşegül tatilde, değil henüz.. cin ali, hep savaşıyor.. ayşegül, asker yolu gözlüyor.. cin ali geliyor, ayşegül ile evleniyorlar.. üç tane çocukları oluyor.. ve onlara hamlet, don kişot, adolf hitler adlarını koyuyorlar.. sonra, üç tane de düşükleri oluyor.. pinokyo, polyanna ve gorbaçov adlarını koyuyorlar bu düşüklere de.. haber bültenimiz yayına hazırlandığı sırada, hayat ve uygarlık devam ediyor ve içimiz bir hoş oluyordu

düşünce tarihi: hayata geçmeyen, geçemeyen, bir türlü eylem hali'ne gelemeyen fikirler gün gelmiş - çatmış, düşünce suçu ya da geyik muhabbeti haline dönüşmüşler.. sonra insanlar, giderek içerisinde "ne, kim, nasıl, nerede, ne zaman, niçin, niye, ne kadar" gibi soruları barındırmayan uzun cümleler kurmaya başlamışlar.. sonra ne olmuş, hiç kimse hatırlamıyormuş

felsefe tarihi: ne söylesen hoş, ne söylesen boş

bilinmeyen sinemalar tarihi: "öküz'ün trene baktığı gibi bakma" derler ya.. tren, öküz sineması'ysa ya.. lokomotif, jenerik ve vagonlar da film kareleriyse.. henüz ne olup bittiği bilinemiyor

türkü tarihi: cep telefonu'nun tellerine, kuşlar mı konmaz'mış

ayrılıklar tarihi: herkes aşık olabilir.. asıl mühim olan insan gibi ayrılmasını bilmekmiş galiba

Metin Üstündağ