19 Haziran 2016 Pazar
17 Haziran 2016 Cuma
Şşşth! Kimse Duymasın!.. - 26 -
Uyandım.
Her yer sessizdi.
Karanlık çekilmişti.
Pencereden başımı uzattım.
Duman duman akmaya başladım.
Çimlerin üstünde dans ederek salındım.
Gövdem öyle genişledi... Öyle genişledi ki...
Tüm ormanı yüreğime sakladım.
Hımm!..
Güneş ısıttı beni...
Çiy olup yapraklara damladım.
Gerçekten!
12 Haziran 2016 Pazar
Pencere Kimdir? -1-
Gaudi'de maskeli balo için yapılmış özel bir makyajdır.
Rudolf Steiner'in Goethenaum'unda geometrilerin en aykırısıdır.
Ronchamps'daki kilisede ışığa ilahi bir kıvam veren dipsiz kaynaktır.
Mies Van Der Rohe'de şehre, dünyaya tutulan sihirli aynadır.
Londra'nın pencereleri yalnızlıktır.
Küçük Flemenk şehirlerininkiler alabildiğine mistiktir.
Küçük İtalyan şehirlerinde mutlaka aralıktır. Sesi, soluğu, ezgiyi paylaştırırlar.
Cümleler - Enis Batur'un Kediler Krallara Bakabilir adlı kitabından
Fotoğraflar - Google'dan
Etiketler:
enis batur,
flemenk,
gaudi,
Goethenaum,
italyan,
kediler krallara bakabilir,
kitap,
londra,
Mies Van Der Rohe,
pencere,
pencete kimdir?,
Ronchamps,
Rudolf Steiner
31 Mayıs 2016 Salı
Hasar Tespit Çalışmaları...
kalp ne
hissedeceğini
nereden
nasıl akıl
ediyor
film- aşk ve gurur- keira knightley
şiir- metin üstündağ- hasar tespit çalışmaları
29 Mayıs 2016 Pazar
Doğaya Bakıp Bir An İçin Olsun Düşünmek...
"Duruyordu yaşlı kazık denizler ortasında.
Susuz kalmıştı bunca suyun bolluğunda.
Yosun bağlamış yılların anısıyla...
Düşünüyor, düşünüyordu da bir türlü
Bir anlam bulamıyordu orada duruyor oluşuyla..."
(Bir vakitler bir ağacın dalı olan yaşlı kazık, birileri tarafından kesilmiş, hiç tanımadığı denizin bu yerine getirilmiş, isteği dışında getirildiği bu yerden başka bir yere gidememiş, denizin içinde kazık olarak varlığını devam ettirmiş, yıllar içinde tüm gövdesini yosun kaplamış, görünmez olmuştur. Gelip geçen onu fark edemez. Çarparlar. Biri de balıkçının kayığıdır.)
Balıkçı: Bu kazığı da kim koymuş buraya?
Yaşlı Kazık: Gerçekten bilmiyorum. Buraya kendi isteğimle geldiğimi sanmıyorum. Kim tarafından ve niçin getirildiğimi anımsayamayacak kadar yaşlıyım.
Bir anlam bulamıyordu orada duruyor oluşuyla..."
(Bir vakitler bir ağacın dalı olan yaşlı kazık, birileri tarafından kesilmiş, hiç tanımadığı denizin bu yerine getirilmiş, isteği dışında getirildiği bu yerden başka bir yere gidememiş, denizin içinde kazık olarak varlığını devam ettirmiş, yıllar içinde tüm gövdesini yosun kaplamış, görünmez olmuştur. Gelip geçen onu fark edemez. Çarparlar. Biri de balıkçının kayığıdır.)
Balıkçı: Bu kazığı da kim koymuş buraya?
Yaşlı Kazık: Gerçekten bilmiyorum. Buraya kendi isteğimle geldiğimi sanmıyorum. Kim tarafından ve niçin getirildiğimi anımsayamayacak kadar yaşlıyım.
Balıkçı: Bari şu sakal gibi uzamış yosunlar her tarafını kaplamamış olsaydı, seni görebilirdim. O zaman da sana çarpmazdım.
Yaşlı Kazık: Ama yosunların üzerimde büyüyüp büyümeyeceğine ben karar vermiyorum ki!
Balıkçı: Ya kim karar veriyor?
Yaşlı Kazık: Bu bir doğa yasası...
Balıkçı: Hım... Çok ilginç; oysa ben kendi sakalımı kedip kesmeyeceğime kendim karar verebiliyorum.
Yaşlı Kazık: Çünkü sen insansın...
Karl Ewald / Yaşlı Kazık öyküsü
27 Mayıs 2016 Cuma
Günce -1-
Sabah toplantım süper geçti.
Öğleden sonra arkadaşım Alev Ankara'dan geldi.
Alevi'i otogardan aldım.
İki saat hasbihal edip vedalaştım.
Marş marş İstanbul Modern'e gittim.
Vesikalı Yarim'i beyaz perdede seyrettim.
Lütfi Akad ve Sineması temalı söyleşiyi dinledim.
Az önce eve döndüm.
Egomla birlikteyim.
Süperim...:)
26 Mayıs 2016 Perşembe
Şşşth Kimse Duymasın -25-
Yarın sabah çok mühim toplantım var.
Çok yorgunum. Çoook!
Acilen dinlenmem lazımdı ki...
Uykum kaçıverdi.
Yataktan hışımla kalktım.
Yataktan hışımla kalktım.
Sanki uykumu yakalayacakmışım gibi öfkeyle pencereyi açtım.
Dışarıya baktım.
Tıs yok.... Asayiş berkemal.
Tam karşımdaki sokak lambası deniz feneri gibi göründü gözüme.
"Hey!" diye hırsla seslendim.
"Hey! Deniz fenerinin penceremin önünde işi ne?"
"Hey! Deniz fenerinin penceremin önünde işi ne?"
Deniz feneri sandığım sokak lambası dile geldi.
"Keyfin bilir,
İster uyu ister uyuma!
İster uyu ister uyuma!
Beni bu işe sakın karıştırma!" dedi.
Ben ise,
Ben ise,
"Gece gece nereden çıktın karşıma" dedim.
Yakasından tuttuğum gibi denizin ortasına atıverdim.
Uykum korktu mu ne geri geldi.
Uykum korktu mu ne geri geldi.
Elimden tuttarak yatağıma geri getirdi.
"Tamam!" dedi. "Öfken geçti mi?"
Esneyerek gülümsedim.
Anne sözü dinler gibi masum, yorganın içine giriverdim.
Gerçekten!
Gerçekten!
19 Mayıs 2016 Perşembe
15 Mayıs 2016 Pazar
Ve Hayret Ve May Hala Ve Çizgi Roman Ve Sinema
Bilenler bilecektir, üstteki çizgi roman karesindeki kadın, May halanın ta kendisidir. Spiderman'ın amcasının karısıdır. Zamanında Türkçeye öyle çevrildiği için May hala olarak hafızamızda yer etmiştir. Hemen altındaki iki film karesi ise Spiderman iki ayrı filminde Spiderman'ın amcası Ben Parker'ı ve May Parker'ı canlandıran oyuncular... Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum... Bu kadar mı denk gelir? Nasıl hayret ve şaşkınlık içinde aynı yöne bakıyorlar?
Neye baktıklarını tahmin edebiliyorum. Çünkü sinemada seyrettiğim Kaptan Amerika-Kahramanların Savaşı adlı iki buçuk saatlik filmde, May halayı görünce yüz ifadem sırayla önce ilk karedeki gibi tatlı bir hayrete, sonra ikinci karedeki gibi komik bir şaşkınlığa dönüştü. Kabullenmek kolay olmuyor tabii... Çünkü Spiderman'ın bu filmdeki May halası gencecik fıstık gibi biriydi. Yoo. Ne yalan söyleyeyim, filmdeki muhabbetlerde de bu mevzu esprili bir tatta dile getirilince yeni May halayı sevdim.
Lakin çizgi romandaki May halanın, son filmdeki yeni May halayı görünce bırakın hayret, şaşkınlık halini, yüzü dehşet ifadesi alabilir diye düşündüm. İşte o zaman vefasızlığıma üzüldüm.
Etiketler:
Anthony ve Joe Russo,
aunt may,
ben parker,
çizgi roman,
çizgi roman kahramanı,
marisa tomei,
may hala,
rosemary harris,
sally field,
spiderman,
stan lee,
Steve Ditko
12 Mayıs 2016 Perşembe
Deniz Olsam...
Bulut mu olsam, gemi mi yoksa?
Balık mı olsam, yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
Nazım Hikmet Ran/Bulut Mu Olsam
Etiketler:
balık,
ben,
bulut,
bulut mu olsam,
deniz,
gemi,
nazım hikmet,
şiir,
yosun
9 Mayıs 2016 Pazartesi
Binlerce Kasırga Aşkına! Zagor'a Dönüş
Yeni bir müşterimin sigorta teklifini muvaffakiyetle tertip etmiştim. Bir nebze olsun nefeslenmek niyetindeydim. Kahve molası münasebetiyle işten başımı kaldırıp, yan dolabın üzerinde dizim dizim sıralanmış çizgi romanlarıma gözüm takılınca... Ah! O anda yüreğimin cız ettiğini hissettim. ZAGOOR!.. Binlerce kasırga aşkına!
Demek akrepler yelkovanları kovalayıvermişti. Şu hayat dediğimiz muamma, muhtelif okus pokuslarıyla beni meşgul edivermişti. Sülalemin bütün bıyıklıları adına! Aylardır tek kare Zagor'a göz gezdirmemiştim.
En son vedalaşmamızı bile hatırlayamayınca, anında çark ettim. Onca ayrılıktan sonra... Zagor... Merhaba!
8 Mayıs 2016 Pazar
Durmak-4-
Sevdiğim insanlara
Kızabilirdim.
Eğer
sevmek bana
Mahzun
durmayı
Öğretmeseydi.
Orhan
Veli/Mahzun Durmak
4 Mayıs 2016 Çarşamba
Ve Dua Ve Dünya Ne Uzun Ne Kısa
Önce besmele, en güzel kelime.
Allahım, yol boyunca bırakma elimi, düşerim sonra.
Allahım, niçin halkettinse beni, kalbime söyle iyice, engellerden arınsın.
Allahım, O güzeller güzeli, hangi iyilik diledi senden, dilerim ben de öylelerini.
Allahım, Peygamber efendimiz hangi şerlerden sığındıysa sana, upuzak tut benden de onları.
Allahım, yol boyunca, tarih boyunca, başıboş bırakma bizi.
Allahım, yol boyunca, tarih boyunca, başıboş bırakma bizi.
Cahit Zarifoğlu/Böyle Ol Böyle Söyle şiirinden
29 Nisan 2016 Cuma
25 Nisan 2016 Pazartesi
Ve Hayat Ve Babam Ve Ben
Bu sabah eksperle yaptığım telefon konuşmasında kendimi
kaybettiğimi çok sonra fark ettim. Eksper, kurumsal bir müşterimin
büyük bir hasarını, yaptığım tüm uyarılara rağmen iyi yönetememişti.
Eksperin sorunlu yaklaşımı halen devam etmekteydi. Öfkeliydim. Telefon
görüşmemiz ilerledikçe öfke katsayım yükseldikçe yükseldi. Zerafeti elden
bırakmamaya gayret ederek dakikalarca dil döktüm. Sonunda nasıl gerildiysem, telefonu
kapadığımda çenemin titrediğini hissettim. İki yanağımı iki avucumun içine
aldım. Dirseklerimi masaya dayadım. Ağlamaya başladım.
Öğlen yemeğini babamla yedim. Zihnim yorgundu. Babam tatlı tatlı bir şeyler anlatıyordu. Aklımsıra tüm dikkatimle dinliyordum.
Sıra kahveye gelince, babama kahveyi nasıl içmek istediğini sordum. Babam yüreğime
ılık ılık baktı. Bu kez orta ya da sade demedi. "Seninle
içmek isterim." deyiverdi. Gülümsedi. "Bedenin burada, aklın kimbilir nerelerde?" diye sözüne devam etti. O anda kendime geldim. Neydi bu halim? Yıllardır sigortacılık yapıyordum. Onlarca sorunla boğuşmuştum. Sorunlar halledilmek içindi. Oysa şu an ne kadar kıymetliydi. Babamla birlikteydim. Aklımı meşgul eden konu buhar olup uçuverdi. Kahvemiz geldi. Babam benimle kahvesini hüplete hüplete içti. Ben ise hayatın gelmişine geçmişine boş verdim. İki yanağımı iki avucumun içine aldım. Dirseklerimi masaya dayadım. Tüm kalbimle babamı dinlemeye başladım.
Durmak - 3 -
Kıvrılıp giden dalgın bir yol, yoldaki eski bir taş,
Limana bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.
Birhan Keskin/Ağrı
22 Nisan 2016 Cuma
Duy Beni Ey Gelecek Zaman
Duy beni, yazılmış ve yazılacak olan bütün hikayelerin kadın kahramanları.
Bütün o yaşanmış ve yazılmış olan,
bütün o yaşanmamış ve yazılmamış olan
hikayelerin kadın kahramanları...
Nazan Bekiroğlu / Yusuf İle Züleyha
21 Nisan 2016 Perşembe
Söylesem Tesiri Yok Sussam Gönül Razı Değil...
Yooo... Esasında yeminle kavga müptelası
biri değilim. Tamam. Kill Bill film afişlerini ofisimin duvarına asacak
kadar ya da ne bileyim Bruce Lee, Kolsuz Kahraman Wang You filmlerini cd
kolleksiyonuma katacak kadar dövüş sporlarını severim. Ve fakat
durduk yerde kimsenin canını acıtmak istemem. Öyle öğretildi.
Argo konuşamam. Küfür söyleyemem.
Bugün ise... Karşımdaki muhataplarımı eni konu pataklamak istedim. Her birinin meymenetsiz suratlarını göz ucumla seyrettim. Bu denli çözümsüzlükten yana, bu
denli duyarsız, bu denli densiz, bu denli gıcık adamlar nasıl bir araya
gelmiş, şaştım kaldım. Kafam pazar yeri gibi dolu ve kalabalıktı.
Konuşmama devam etmemin tesiri olmayacağını anladım. Haydi bana eyvallah
diyerek toplantıdan çıktım.
En etkili rehabilityasyon merkezi.... Marş marş en yakın kitapçıya girdim. Çizgi romanları epeydir ihmal etmiştim. Çektim tabureyi, gözüme değen ilk çizgi romanı kaptım. Ghost World. Hayalet Dünya öyle mi? Hiç duymamıştım. Şööölee... Sayfalarını dalgandırdım. Arka kapağına tüm merakımla baktım. Harikulade, melankolik bir çizgi romanmış. Bir klasikmiş. Elleri belinde iki kız çizimi. Çizgi romanın kahramanı kızlar belli. Oh ya! dedim. Dosdoğru kasaya gittim.
Kendime kahve ısmarladım. Çizgi romanı
okumaya başladım. Çizgiler hoş, renkler yumuşacık. Kızların
muhabbetleri ise nasıl huysuz, nasıl eleştiri dolu, nasıl argo anlatamam.
Ağlamalar, dibe vurmalar, küfürler gani... İki ergenin bunalımlı
sohbeti, ruh halime ilaç gibi geldi. Çizgi romanı, her karenin
tadını ala ala bir solukta okuyup bitirdim.
18 Nisan 2016 Pazartesi
ARANIYOR - Melek Zamanı
Halil Gökhan'ın şiir kitabı çıkardığını okuduğum zaman nasıl sevindim anlatamam. Kitap kapağına ise tek kelimeyle bittim. İyi ama denk geldiğim kitapçılara soruyorum. Yok... Bulamıyorum. Heey! Ben daha almadan ilk basımı bitti mi yoksa? İnanmıyorum... Eyvaah!
Melek Zamanı aranıyor!
Melek Zamanı'nın nerede satıldığını duyan/gören olursa
bana haber vermesini,
Halil Gökhan'ı tanıyan varsa
şiir kitabını heyecanla aradığımı söylemesini
şiir aşkına
rica edeceğim.
17 Nisan 2016 Pazar
Durmak...2
Durup köşe başında deliksiz dinlensem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Attila İlhan/Ben Sana Mecburum
16 Nisan 2016 Cumartesi
İnsan Alemde Hayal Ettiği Müddetçe Yaşar
Bu hafta, bir gün film festivali için İstanbul'a kaçtım ama
kalan dört günde deli gibi çalıştım. Kurumsal işler, debdebeli teklifler,
çapariz hasarlar derken ha babam de babam koşturdum. Üstüne hayal kırıklıkları, yürek çarpıntıları, uyku kaçıran kırgınlıklar bindi. Farkına varmamışım. Nasıl yorulmuşum anlatamam. Resmen pilim tükenmiş.
Sırt çantamı toplasam... Şöölee... Sakin bir yere kaçsam. Dünyanın gelmişini geçmişini boş versem. Bodoslama iç alemime dalsam. Kimseciklerle
konuşmaksızın kendi kendime kalsam.
Sonraa... Uzansam rahat bir yatağa... Bir dergiyi bırakıp öbür kitabı kapsam. "Oh yaa!.. Ne güzel çalışmamak... Arkasından dinlenmek." diye bağırsam.
Denesem, bu hayallerimi yapabilir miyim ki? Amaannn! Ne olacak, hayali bile yeter. Ne demiş şair... İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar:)
not
başlık/yahya kemal beyatlı dizesi
resimler/gibrat çizgi roman kareleri
14 Nisan 2016 Perşembe
Hayal Et Olur Elbet
Nanananoom... Feleğin kıyağı demeliyim. 35. İstanbul Film Festivali haftası, iş programım o kadar dolu görünüyordu ki... Ne yapsam diye düşünmekteydim. Yoo... Ensemi karartmadım. Karaları bağlamadım. Çocukluğumda büyükannemin anlattığı masaldaki o kadını hatırladım.
Günlerdir yollarda yürümekte olan kadın, gece olduğunda bir ormandadır. Ağaçların altında yumuşak bir yer arar. Sırtını ağacın gövdesine dayar. Oturunca yorgunluğunu ve açlığını derinden hisseder. Çantasını karıştırır. Küçücük bir elma bulur. İç çeker. Dumanı tüten bir tas çorba hayal eder. Birden önünde bir tepsi belirir. İçinde hayal ettiğinden daha leziz mis gibi çorba görünmektedir. Şaşırır. Günlerdir boğazından sıcak yemek geçmeyen kadın çorbayı şapırdata şapırdata bir solukta içiverir. Karnı doyunca çocukluğundaki yatağı hayal eder. Birden yanında tertemiz çarşaflı, pofuduk yastıklı, yumuşacık yorganlı bir yatak beliriverir. Kadın iyice şaşırır ama o kadar yorgundur ki sorgulamaz. Yorganın içine giriverir.
Masalın bundan sonrası ibretlik...
Kadın başını pofuduk yastığa koyup, sıcacık yorganın içine girdiğinde yüreğini vesvese kaplar. Der ki... "Bu yaşıma kadar felek hiç yüzüme gülmedi. Bu gece ne hayal ettiysem gerçekleşti. Yoksa bu kötü ruhların bir oyunu mu? Ya şimdi bir kurt çıkarsa... Ya o kurt beni yutarsa!!" Eveet... Sahiden bir kurt çıkar. Kadını huuup diye yutar.
Ne zaman umutsuzluğa kapılsam bu masalı aklıma getiririm.
Baktım ki İstanbul Film Festivali'nin 35. sine gitme ihtimalim yok gibi... Kötü bir şey düşünür müyüm? Hemen sahile indim. Kumsalda hem yürüdüm hem film festivaline gideceğimi hayal ettim. Dört küçük taşı dört film niyetine cebime atıverdim. Birden iş programımda değişti. Bir günüm bana kalıverdi. İstanbul'a gittim. Arka arkaya dört film seyrettim:)
13 Nisan 2016 Çarşamba
Mecburiyet
"Ben böyleyim işte."dedi. "Ben garip bir kadınım.
Benimle ahbaplık etmek isterseniz birçok şeylere tahammüle mecbur kalacaksınız."
sabahattin ali / kürk mantolu madonna
12 Nisan 2016 Salı
Gene Bir Rüya Gördüm...
Rüyamda... Hayırdır inşallah... Büyük bir dağın eteğindeki minicik kulübede yaşıyordum. Dağ o kadar kocamandı ki, kulübem dağın gölgesinde kalıyordu. Güneşin ışıkları dağın zirvesini aşamıyor, yaşadığım yeri ısıtıp aydınlatamıyordu. Yapraklar yeşeremiyor, çiçekler açamıyordu. Geceleri kurtlar uluyor, taşlar topraklar yuvarlanıyordu. Bu dağdan nasıl kurtulacağımı bilemiyordum. Her geçen gün daha fazla dehşete kapılıyordum. Dayanamadım, bir bilge kadının yanına gittim. Olanı biteni heyecanla anlattım. Kulûbeme geri dönmemi, dağdan kurtulmak için bildiğim tüm kötü sözlerle dağa seslenmemi söyledi. Böylece dağ korkacak, kulûbemden uzağa kaçacaktı. Hey! Bunu ben daha önce niye düşünmemiştim? Yüreğim sevinçle genişledi. Hemen eve döndüm. Dağın karşısına geçtim. Bildiğim kötü sözleri öfkeyle bağırarak, günlerce, haftalarca dağa söyledim. Dağ kılını kıpırdatıp bir milim bile geri çekilmedi.
Başka bir bilgeye danışmaya karar verdim. İkinci bilge kadın anlattıklarımı sabırla dinledi. Dudaklarını titretip hafifçe gülümsedi. "Koskoca dağ kötü sözlerden etkilenir mi?" dedi. Tersini yapmalıymışım. Güzel lakırdılar etmemi, hoş şarkılar söyleyip dağın yüreğine etki etmemi tavsiye etti. Haftalarca bildiğim en güzel sözlerle dağa seslendim. Şarkılar söyleyerek geri çekilmesini rica ettim. Hiçbir şey değişmedi. Dağ bir adım bile öteye gitmedi.
Yüreğimde yenilginin acısı yollandım üçüncü bilge kadına... Dedim ki, "Bir halden bilinmeze düştüm. Al bütün varımı yoğumu. Bir tavsiye ver yapayım. Dağ anlasın güneşsiz kalmanın ne yaman şey olduğunu!" Bilge kadın düşündü... düşündü... "Kötü sözle olmamış. İyi sözle olmamış. O halde dans etmelisin. Öyle dans etmelisin ki, dağı hareket ettirmelisin." dedi. Gözlerimi koca koca açtım. Bilge kadına tüm merakımla baktım. "Şimdi Kulûbene git. Sevdiğin eşyaları sırt çantana koy. Dağın karşısına geç. Gözlerini kapa. Bir adım ileri, üç adım geri giderek dağın geri çekildiğini hissedene kadar dans et. Sonra gözlerini açıp olduğun yere yeni bir kulûbe inşa et." dedi.
Eve döndüm. Sevdiğim eşyalarımı sırt çantama yükledim. Dağın karşısına geçtim. Gözlerimi kapadım. Bilge kadının söylediğini aynen uyguladım. Bir adım ileri üç adım geri dans etmeye başladım. Dans ettim. Ettim... Ettim... Gözlerimi açtım ki o ne? Dağ sahiden geri çekilmemiş mi? Nasıl sevindim anlatamam. Hemen yeni kulûbemin inşasına başladım. Artık dağın gölgesinde değildim. İnanamıyordum. Dağın gölgesinden kurtulmayı başarabilmiştim:)
Etiketler:
bilge kadın,
dağ,
güneş,
masal
9 Nisan 2016 Cumartesi
Adı HOWL Olan Filmlere Devam...
Afişinin içinden tren geçiyor diye dün gece seyrettiğim HOWL adlı film umduğum gibi çıkmadı. Hüsrana uğradığımı söylemeliyim. Howl'la ilgilenirken, başka bir HOWL adlı filmin afişine denk gelmiştim. Niye bilmiyorum, aklıma takıldı bu film. Bu gece seyredeceğim.
8 Nisan 2016 Cuma
Tren Gelir Hoş Gelir:)
İçinden tren geçen her şeyi severim. Bu filmin posterine tav oldum. Hem içinden tren geçiyor hem korku filmi... Hımm... Seyredeyim bari. Du bi:)
7 Nisan 2016 Perşembe
Ve Ölüm Ve Ağaç Ve Ben
Etiketler:
ağaç,
ben,
cemal süreya,
ölüm,
şiir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















































